Ahmet Çakır yazdı: 'Barça nasıl elendi?'

9 Mayıs 2019 19:45- Son Güncelleme - 9 Mayıs 2019 16:48
Google news abonelik
Ahmet Çakır yazdı: 'Barça nasıl elendi?'

Barça nasıl elendi?

Bu gibi konularda herkes önemli fikirlere sahip olduğunu sanıyor. Daha da ileri gidip tek doğru ve geçerli fikir benimkidir, gibisinden yaklaşımlar hiç eksik olmuyor. Ayrıca Messi-Ronaldo boyutundaki didişme de belirleyici oluyor. Sosyal medya milyonlarca insana böyle bir olanak sağladı.

Sosyal medyanın dışında uzmanlar ve işi bu olan insanların durumu da çok farklı sayılmaz. Onlar da uzaktan atışlarla herşeyi en iyi biçimde açıklayabildiklerini sanıyor. Aslında neyi ne kadar bildikleri ve açıklayabildikleri çok da umurlarında değil. Nasıl olsa seslendikleri yığınlar da kendilerinden kalite yönünde herhangi bir talepte bulunmuyor. Körlerle sağırlar birbirini ağırlar, diye anlatabileceğimiz bir futbol-yorum dünyamız var.

Barça’nın dramatik kaybındaki en önemli etken, maça psikolojik yönden iyi hazırlanmamış olmaktı. Liverpool’un bir yandan Premier ligde rekor puan kazanıp da şampiyonluk olamama -henüz kesinleşmese de- sıkıntısı, öte yandan hücumdaki en önemli iki adamının sakatlığı gibi etkenler Barcelona’yı büsbütün gevşetmişti.

Bu haldeyken bile Katalanlar istediklerini elde edebilirdi. Ancak Messi’nin golü gözü kapalı atabileceği pozisyonda boş kaleye yuvarlamak için bir çalım daha atmaya kalkması, bu şansı öldürdü ve bir daha da böylesini bulamadılar.
Oyuncu performansı adına maça damgasını vuran temel etken Jordi Alba idi. Barcelona’da yayınlanan gazetelerde onun hakkında neler yazılabileceğini tahmin edebiliyorum. Bütün gollerde çok vahim hatalar yaptı. Köşe atışından gelen topla yedikleri 4. golde bütün takımın derin uyku hali bugüne kadar hiçbir Barcelona maçında görmediğim bir durumdu.

Bu sezon Devler Ligi’nde yenilgi yüzü görmeyen Katalanların aslında yenilmez bir takım olmadığını sezon başında Real Beti göstermiş ve hem de Nou Camp’da onlara 4 gol atmıştı. Betis’in yaptığı çok basitti, Barcelona gibi oynamış, bunu becerebilmişti. Rakibinden daha çok topa sahip olmakla kalmamış, onu çok iyi kullanmış ve Barcelona’yı hep topun peşinde koşmak zorunda bırakarak hırpalamıştı.
Zaten top Barcelona’da olmadığında bu takımın değeri neredeyse dörtte bire düşüyor. Çünkü bu durumda öndeki üç adam Messi, Suarez ve Coutinho oyuna en küçük bir katkı vermiyor. Liverpool karşısında da olan buydu. İngiliz takımı oyunun büyük bir bölümünde 8 kişilik rakibe karşı, güle oynaya sonuca gitti.

Coutinho’ya verilen 140 milyon Euro bonservis bedeli, Barcelona’nın son yıllarda yaptığı en berbat yatırım oldu. Brezilyalı yıldız oyun içinde sürekli çok önemli işler yapacakmış gibi bir halde ama bu iş bir türlü olmuyor. 8-10 maçta bir ceza alanı çevresinden güzel bir vuruşla attığı goller onun alameti farikası. Bundan sonra da taraftara sitem eder haller takınması, onun Barcelona’da geleceğinin olmadığını gösteriyor. 105 milyon Euro ödenen Dembele de sakatlıklardan kurtulup herhangi bir gelişme gösteremedi. Suarez’in de takımdan ayrı tek başına çırpınışı, Liverpool’un çok etkili savunması karşısında gülünç kaldı.

Kısacası Barcelona gerçekten de 40 yılda bir olur denilebilecek bir dağınıklıktan maç boyunca bir türlü kurtulamadığı için elendi. Eh, çok uzak olmayan bir geçmişte kendileri de bunu PSG’ye yapmışlardı.
Şu rotasyon denilen işin de gerçekte takımlara çok ağır zararlar verebildiğini görmüş olduk. Şampiyonluk Barca ligde küme düşmeme mücadelesi veren Celta Vigo’ya yenilirken güya takım dinlendirildi. Eh, dinlenmiş takım da Liverpool karşısında düpedüz uyudu.
Aslında İngiliz takımının final inancı gibisinden sonradan yakıştırılan durumlar maç başında yoktu. Taraftarın “Asla yalnız yürümeyeceksin” desteği, yeni ve ilginç bir durum değil, önemli önemsiz her maç öncesinde ‘biz burdayız’ anlamında bir gösteri bu. Elbette ki çok etkileyici ve örnek olacak nitelikte ama aynı zamanda bir rutin.

Teknik direktör Jurgen Klopp 4-0 olduğunda bile şaşkınlığını hatta finale pek inancının olmadığını gizlemedi. Çünkü son saniyelerde bile gelebilecek bir golle herseye veda edeceklerini düşünür gibiydi. Üstelik bunun kendilerine daha çok yakışacağını da kafasından geçiriyor olabilirdi.
Son söz Cüneyt Çakır’la ilgili olsun. Onun hakkında söyleyecek daha aptalca bir laf bulamayanlar ‘içerde başka maç yönetiyor dışarda başka’ saçmalığına herkesi inandırdılar. Bir Allahın kulu da çıkıp ‘böyle bişey nasıl olabilir, siz saçmalıyorsunuz, kesin artık sesinizi!’ demedi, diyemedi, diyemeyecek. Çünkü Cüneyt Çakır hakkında ekranda, gazetede ya da sosyal medyada abuksabuk laflar ettiğinizde kendinizi onunla eşitlenmiş gibi görüyor, hatta üstüne çıkıyorsunuz. Bunun patolojik bir durum olduğunu da kimseye anlatabilmek mümkün değil.

Biri çıkıp da, “Adam sizin rüyasını bile göremeyeceğiniz yerlerde maç yönetiyor ve Avrupa futbolunu yönetenler üstüste en önemli maçları ona veriyor. Siz hala bu zırvalarla onu aşağılamaya kalkıyorsunuz. Gidip bir doktora görünün” diyemiyor.