Bakiye Duran'ı tanır mısınız?

8 Mart 2020 11:20- Son Güncelleme - 8 Mart 2020 11:27
Google news abonelik

Başlıktaki soruyu başka türlü sormak da mümkün: Bir yarışma olarak 100 kilometre koşmayı hiç düşündünüz mü? Bu işi 10 saatin altında yapmayı becerebilir misiniz?
Bu soruya verilecek yanıt, en kibar şekliyle, ‘Git işine kardeşim!' olabilir. Nüfusun yüzde 88.2'sinin spor yapmadığı (Olimpiyat 4'üncüsü eski güreşçimiz Ahmet Ak'ın verdiği rakamdır), yani hızlıca adımlarla yürüme zahmetine bile katlanmadığı bir ülkede, başka yanıt beklemek abes olur.

Ahmet ÇAKIR

Bakiye Duran, hiçbir ilgisinin ve bilgisinin bulunmadığı 100 kilometrelik ultramaraton yarışını koşup Avrupa 3'üncülüğü kazanmış bir sporcumuz.
Hollanda'daki bu yarış sırasında yaşadıkları ve öteki serüvenleri Duran'ın kitabında ayrıntılı olarak anlatılıyor. Elbette ki kimsenin bu kitabı alıp okumak gibisinden bir derdi olamayacağından, birazını burada aktarmaya çalışayım.

Samsun'un Havza ilçesinin bir köyünde yaşayan Bakiye Duran, bulunduğu ortamın doğal koşullarından da etkilenerek sürekli koşar. Yani eskilerin hüdayı sabit dediği türden bir yetişme sürece sözkonusudur. Arada bununla ilgili bir eğitim görme durumu hiç olmamış değildir ama çok da kulak asmayın!

Katıldığı ilk Avrasya yarışında Türk kadın sporcuların birincisi olarak başkalarının değil kendisinin dikkatini çeker; bu işi çok kolay yapabileceğini görür Bakiye Duran. Belli birtakım gelişmeler sonucunda katıldığı ultramaraton ise onun için tam bir perişanlıktır. Rakiplerinin neredeyse uzay yolculuğuna çıkacakmışcasına donanımlı olduğu ve yarış sırasında da bunları yenileme olacağı bulduğu bir ortamda Bakiye Duran Salıpazarı'ndan aldığı ayakkabıların yanısıra bir şort ve tişortla yarışa girer.

Öteki yarışmacılar onun şaka yaptığını ve birkaç kilometre sonra yarışı bırakacağını düşünür. Hiç de öyle olmadığını görünce bir yandan koşup öte yandan da şaşkınlık içinde Bakiye Duran'ı izler onlar. Dondurucu soğuktan korunabilmek için hiçbir çare bulamayan sporcumuz, bunun dışında pek de zorlanmadan yarışı bitirir. Derecesi 5.liktir ama ilk 4'teki 2 sporcunun dopingli olduğu ortaya çıkınca Bakiye Duran katıldığı ilk yarışta Avrupa 3'üncülüğü onurunu yaşar.

Sonrasındaki dönemlerde de ultramatonun çeşitli kategorilerinde defalarca yarışır, önemli dereceler alır, dünya çapında bir tanınırlığa kavuşur.

Tabii bu arada epeyce geniş olan ailesine de katkıda bulunma zorunluluğu nedeniyle Bakiye Duran, para ödülü olan hemen her türlü yarışa taliptir.

Ancak bunun öncesinde onun son derece zorlu koşullarda öğrenim görüp öğretmen olduğunu da söylemek gerekiyor. Öğretmenliğinin yanında bir yandan kendini daha da geliştirebilmek için çeşitli kurslar ve benzeri eğitim çalışmalarına katılır. Okulunun Bakırköy'de, evininse Kadıköy'deki olduğunu bildiğinizde Bakiye Duran'ın hayatının nasıl bir cehennem olduğu kolaylıkla anlaşılabilir.

İşte bu korkunç koşullarda dünyanın dörtbir yanında ülkesini temsil eden Bakiye Duran'ın, bu yarışlar sırasında yaşadığı yalnızlık da insanın içini sızlatacak düzeydedir. En sıradan sporcunun bile 10 kişilik ekiple geldiği yarışlarda Bakiye Duran, yarışma öncesindeki törenlerde bir elinde bayrağımızı, ötekinde Türkiye tabelasını taşımak gibisinden sıkıntılar içindedir. (Başkalarının güldüğü bazı durumlar, içinde yaşayanlar için birer trajedi olabilir.)

Elbette ki bu durum uluslararası komitenin dikkatini çeker ve Bakiye Duran'ın böylesine güç koşullarda hemen her yarışmaya katılması büyük sempati yaratır. Bakiye, dünyanın dörtbir yanındaki yarışmalarda önemli dereceler yapar. Bu arada, bir yarışta son 15 kilometreyi, ötekinde 60 kilometreyi, üzerinde yürümenin bile çok zor olduğu sakat ayaklarla tamamlar.
Bütün bunlar olurken de Bakiye Duran hakkında medyada çıkan haberler eski deyişle cim karnında nokta düzeyindedir. Çünkü bizim futbol takımlarımız sürekli Dünya ve Avrupa Şampiyona olduklarından medyanın yüzde 90'ı onlarla kaplıdır.

Hiç uzatmaya gerek yok, başka bir ülkede Bakiye Duran bugüne kadar en az 3 kez yılın sporcusu seçilmiş ve Devlet Üstün Hizmet Madalyası almış olurdu.

Bizdeyse benim gibi bu işin içindeki kişilerin bile Bakiye Duran'dan haberinin olmayışı nasıl açıklanabilir dersiniz?
Neyse ki özel sektörden birileri onun yaptığının olağanüstü bir olduğunu farkedip çeşitli toplantılarda konuşturmayı ve sonrasında bir kitap yazmasını teşvik etmeyi düşünür. Bu sayede Cesaret Yalnızdır adlı muhteşem kitap ortaya çıkar.

Bu müthiş öykünün daha anlatılmaya değer bir yığın yanı var ama bu kadarını bile okumadığınıza göre çok da uzatmanın bir anlamı yok. Aman, vakit geçirmeyin, o uydurma transfer haberlerinin peşinde koşun siz! Ya da dünyada esamemizin okunmadığı futbolda ne kadar önemli işler olduğunu merak edin.

Bakiye Duran'a filan hiç kulak asmayın! Hakem kararlarının hep takımınızın aleyhine yapıldığı üzerine tartışmalara girmeyi sporla ilgilenmek sanmaya devam edin…
Haaa, Dünya Kadınlar Günü'nü kutlarken olabildiğince fiyakalı bir mesaj yazmayı da ihmal etmeyin.