Derbi mi önemli, bisiklet mi?

21 Şubat 2020 18:15- Son Güncelleme - 21 Şubat 2020 15:18
Google news abonelik
Derbi mi önemli, bisiklet mi?

Derbi mi önemli, bisiklet mi?

Ahmet ÇAKIR

Çok değil, sadece birkaç yıl önce Fenerbahçe-Galatasaray derbisinin değil de Antalya’daki bisiklet yarışının çok daha önemli bir spor olayı olduğunu söyleyen biri çıksa, en hafifinden bir tepki olarak buna gülerdim. Oysa bugün bunu ben savunacağım.

İki gündür Antalya’da bu yarışı izliyorum. Bu üçüncü yıl. 23 ülkeden 29 takım ve 173 sporcu burada kıyasıya bir mücadele veriyor. Elbette ki medyada Fenerbahçe-Galatasaray derbisinin yüzde 1’i kadar yer bulamıyor bu harika etkinlik. Çünkü başka alanlarda olduğu gibi spor konusunda da yıllardır aldatılıyoruz. Uluslararası spor anlamında denizde bir damla kadar önemi bulunmayan derbiyi, çok büyük bir spor olayı sanıyoruz. Gerçekte önemli bir uluslararası spor olayı olan bisikletten ise haberimiz bile yok!

Oysa henüz emekleme döneminde olmasına ve sadece 4 etaplık bir mini yarış kıvamında bulunmasına karşın bisikleti 12 yabancı gazeteci izliyor ve gönderdikleri haberler uluslararası medyada yer buluyor. Sağolsun Sportstv veriyor da bizden de meraklılar turu izleyebilir.

Evet, Fenerbahçe-Galatasaray ve Beşiktaş-Trabzonspor maçları bir anda bütün önemini yitirmiş etkinlikler değil. Elbette ki onmilyonlarca taraftarın gönül verdiği renklerin karşı karşıya gelmesi, hala belli bir heyecan yaratıyor, ilgi çekiyor. İnsanlar şu ya da bu şekilde işin içinde yer almaya çalışıyor.

Fakat inanın bu maçların sporla hemen hiçbir ilgisi yok. Olsa olsa işin ‘çene sporu’ denilebilecek bir boyutundan sözedebiliriz. Daha geçen haftanın maçları bitmeden başlayan boş konuşmalar günler ve geceler boyu sürüyor. Maçtan sonra da biraz daha azmış biçimde devam edeceğini hepimiz biliyoruz.

Peki, neler konuşuluyor? Efendim, işte ligde bulunduğu konum itibariyle Fenerbahçe bu maçı mutlaka kazanmak zorundaymış, kaybederse yarışın dışına düşermiş… Galatasaray’a gelince, rakibine göre daha iyi durumda görünüyormuş ama o statta maç kazanamama durumu bu kez de tekrarlanabilirmiş.

Efendim, Galatasaray’da Lemine oynamazsa şöyle olurmuş da, Fenerbahçe’nin maç taktiği böyle olurmuş. 4-1-4-1 bu maça uygun değilmiş de 4-2-3-1 sahaya daha iyi bir yayılma olacağı sağlarmış da bilmem neymiş. Galatasaray hücumda zorlanıyormuş da Fenerbahçe’nin de savunma zaafları şunlarmış bunlarmış…

Olayın saha dışındaki yönü diyebileceğimiz bu anlamsız gevezelikler, iki taraf başkanlarının hamleleriyle bir başka boyut daha kazanıyor. Onunla ilgili yorumlar, değerlendirmeler, iddialar ve daha bilmem neler…

Hele bir de işin hakem boyutu var ki, belki de en geniş yeri o tutuyor. Uygar dünya hakem tartışmanın bir budalalık olduğunu çoktan görmüş ve o konuyu kapatmış. Bizim bu kadar basit bir gerçeği görebilmemiz için çok uzun zamana gereksinmemizin bulunduğu ortada…

Peki, bütün bunların sporla bir ilgisi bulunduğunu söyleyebilecek tek kişi var mı?
Biz bu konuda sürekli aldatılan bir topluluğun üyeleriyiz. Konuşmaya değmeyecek birtakım konularla sürekli meşgul ediliyoruz. Gerçek sporla hemen hiçbir ilgimiz yok. Kendimiz çalıp kendimiz oynuyoruz.

Fenerbahçe-Galatasaray derbisi yıllardır abartılır, işte efendim, yüzyılın maçıdır bilmem nedir gibisinden tatavalar yapılır. Hemen her karşılaşma bir ölüm-kalım maçı gibi gösterilir. Bunun gibi daha bir yığın abartının ardından genellikle dağ fare doğurur. Yani o kadar abartılan maçtan hiçbir sonuç çıkmaz.

Ayrıca bu maçlara yurtdışından da en küçük bir ilgi gösterilmez. Biz dünya bu maçın etrafında dönüyor sanırken dünyanın umurunda bile değildir bizim dev maçımız. Gazetelerde tek sütün, televizyonlarda da belki küçük bir haber olur, o kadar!

Uluslararası alanda gerçek spor dalları atletizm başta olmak üzere bisiklet, tenis, yüzme, cimnastik gibi sporlardır. Günümüzün tenisinin iki devi Nadal-Federer arasındaki gösteri maçını stadyumda 52 000, televizyon başında onmilyonlarca insan izler. Ertesi gün dünya medyasında bu gösteri maçı, bizim çok büyük bir olay sandığımız FB-GS derbisinden bin kat daha geniş biçimde yer alır. Daha doğrusu neredeyse bütün gazete ve televizyonların manşeti bu olaydır.

Biz başka konularda olduğu gibi spor alanında da evrensel birtakım gerçeklere sırtımızı dönmüş durumdayız. Onun için de 80 milyonu aşkın nüfus ve öteki alanlarda olağanüstü potansiyelimize karşın hemen hiçbir başarı kazanamıyoruz. Bu işle ilgili uluslararası kuruluşlar Rio 2016’daki 25 madalya alabileceğimizi hesaplamıştı, 8 madalyayı zor çıkardık. 2020 için de 19 madalya hesabı yapılıyor, bizim uzmanlarımız 5-6 madalya ancak alabiliriz diyor.

Anılan spor dallarının hemen hiçbirinde yokuz. Sadece cimnastikte bir kıpırdanma sözkonusu. Teniste, yüzmede hiç noktasındayız. Atletizmde devşirme sporcularla görünür olmaya çalışıyoruz. Yani sporumuzla ilgili gerçekler çok acı. Belki biraz da bu yüzden FB-GS derbisi gibi sporla ilgisi olmayan işleri abartarak boşluğu kapatabileceğimizi sanıyoruz.

İşin daha kötüsü nedir biliyor musunuz, yazarak-çizerek, konuşarak, haykırarak, ağlayarak-sızlayarak bu gerçekleri anlatabilme şansımızın da sıfır oluşu. Vatandaş-taraftar sürekli aldatılmayı o kadar benimsemiş ki, bu maçların sonuçlarının çok ciddi birtakım durumlara yol açabileceğine inanıyor ve bununla ilgileniyor.
O zaman, Allah selamet versin, demekten başka yapabilecek birşey kalmıyor.