Hayır, koronavirüs öldürmüyor!

18 Nisan 2020 15:32- Son Güncelleme - 18 Nisan 2020 15:39
Google news abonelik

Dünya adeta bir 'kırılma anı' yaşıyor. Ders alınırsa yeni bir milat olacak: 'Koronavirüsten Önce' ve 'Koronavirüsten Sonra'... Ama eğer ders alınmazsa, hiçbir şey eskisi gibi olmayacak; daha da kötü olacak!

Koronavirüs, hergün can alırken, milyarlarca insanı 'modern mağara'larına hapsetti. Evet, adeta insanlığın ilk evresine döndük. Kimisi ultra lüks villasına, kimisi akıllı rezidans dairesine, kimsi sıradan bir apartman giriş katına, kimisi derme çatma gecekondusuna ve kimisi de yine köprü altlarına sığındı kaldı, insanların...

KENAN BAŞARAN

Sen Netflix'te dizi ararken onlar...

Ancak, biz 'mağaralarımız'da aç kalmayalım diye, hayatlarını riske eden, bir maske ve bir çift plastik eldivenle 'sosyal mesafe'yi korumaya çalışan işçiler, her gün gidip geliyor fabrikalara ve tarlalara...

Yani 'EvdeKal' demesi kolay da, herkes evde kalırse, ne yiyecek ne içecek? Senin, sosyal medyanda 'Ay arkadaşlar, Netflix'te ne tavsiye edersiniz' deyip, içeceğini yudumlaman için birilernin can pahasına hâlâ da çalışması gerekiyor.

Ne yazık ki hazinemiz, 83 milyonun sokağa çıkmasına mani. Yetkililer, bunu söyleyemediği için "Gönüllü olun" diyor, anlayın işte..

Korona aslında bize diyor ki...

Koronavirüs, can alırken de insanlara çok ağır mesajlar veriyor. Diyor ki;

Bugüne kadar ki yaşamınız yaşam değil, dünyayı gün gün yok ediyorsunuz

Dünyanın suyu azalıyor, buzulları eriyor

Yerin altını üstüne getirdiniz. Her yerine beton döktünüz

Hızla 'son ağaç yıkılana, son nehir kuruyana kadar'a gidiyorsunuz

Sürekli tüketiyorsunuz, evleriniz dolup taşmış eşyadan meşyadan

Beri yanda da çöpten beslenenler ve kâğıt toplayanlar geçip gidiyor, kayıtsız bakışlarınızın önünden

Ezcümle , "Durun, bir dinlenin" diyor, koronavirüs.

Sokağa çıkma yasağı olan günlerde dikkatinizi çekti mi? Şehirlerimiz ne kadar gürültüsüzdü. Sessizlik ve havada berraklık.

İstanbul'dan bakınca Uludağ'ı görenler oldu. Kuş sesleri duyduk. İstanbul'da ilk kez alacalı bir karga gördüm. Belki hep vardı ama ben yeni fark ettim, bir çok şey gibi. Yani korona, insanlara "Tefekkür edin" diyor, bir nevi..

Zaman ve mekâna bağlı kalmayın

Zaman ve mekâna bağlı kalmayın

Çoğu insan, bir aydan bu yana evde kalıyor. Önemli bir kısmı da işini gücünü dijital olanakları kullanarak, evden yürütüyor. Koronavirüs, gösterdi ki bir çok işi gücü zaman ve mekândan bağmısız yapabilirmişiz! Esasen koronadan önce bunu bilişim toplum guruları zaten söylüyordu. Ama toplumsal dönüşümler, muhafazakâr tutumlar nedeniyle. bazen haddinden fazla gecikebiliyor. Bizim tarihimizdeki matbaanın kabulü misali...

Dijital çağ formunu, dünyadın yüzde 60 oranında çoktan hayata geçirmiş olması gerekirdi. Bugün bir kâğıt gazetenin evden de çıkartılabileceğini patron da koronavirüs sayesinde idrak etti. Eskiden çalıştığım gazetenin internet servisinde haftanın bir günü 'evden çalışma' vardı. Yeni patronun ilk işiyse bu uygulamaya son vermekti. Çünkü ona göre 'evden çalışmak' verimli değildi. İnsanların kaytaracağına inanıyordu. Oysa, çalışanın kanlı canlı karşısında olması lazım! Onu bilgisiyarın başında görmesi gerekiyordu. Elbet arka plandaki daha güçlü neden, hiyerarşik güç gösterisi. Yönetme egosu. İktidarını üzerinde uygulayacağı 'somut çalışan' görme arzusudur, mekân bağımlığı aynı zamada.

Fakat aynı patron(lar) şimdi evden çalışmanın ne kadar kârlı olduğunu somut olarak gördü. Binleri bulan çalışanlar için ulaşım, yemek ve bina giderlerinden kurtulacak. Bu büyük işletmelerde büyük bir masraf kalemidir.

4 saatlik çalışma yeter de artar bile

Eğer sistem ders alırsa, insanları her gün bir yerden alıp bir yere taşıyarak çalıştırmaktan vazgeçecek ve büyük tasarruf sağlanacak.

Bu tasarruf daha az enerji tüketimi anlamı taşıdığı için, daha çevreci bir dünya anlamına da gelecek.

Mesele, sağlanan tasarrufun nasıl paylaşılacağı. Yine piramidin en üst kısmındaki azınlık mı alacak, yoksa piramidin geniş tabanı ile adil şekilde pay mı edilecek bu tasarruf?

Bütün mesele burada düğümleniyor. Hiçbir şeyin daha kötü olup olmaması, bu tercihe bağlı...

Bilişim toplum, toplu üretimi değil bireysel üretimi vaat ediyor. Kafadan milyonlarca kırmızı tişört üretilip bunun beğenilmeyen üçte birinin çöpe gitmesini değil, herkesin beğendiği renkten bir tişörtü sipariş etmesini ve böylece siparişe esas üretimi öneriyor.

Bilişim toplumunun en önemli vaatlerinden biri de 'daha az çalışma, daha çok boş vakit'.... Öyle ya, biz bu hayatı niye yaşıyoruz? Daha keyifli hayat demek, gezmek-tozmak; insanın entelektüel olarak kendini besleyeceği faaliyetler içine girmektir...

İdealize edilen çalışma süresi 4 saattir. İşvereni ürküten bir çalışma serisi: Batarız vallahi!

Evet, bir kişi üzerinden düşünürsen, batarsın. Oysa 'vardiya vardiya' düşünürsen, hem sen batmazsın hem de daha çok kişiye istihdam yaratarak, ülkeni de işsizlik ordusundan kurtarırsın!

Bir insan en fazla 4 saat verimli çalışabilir. Robotik sistemlerle iş yapan alanlar hariç, bir çok çalışan, mesai saatlerinin yarısında verimsizdir. 4 saatlik verimli çalışma mesaisiyle de 8 saatlik üretim yapılabilir. Bu da artık değer yaratmada bir kaybı önler, düşüncesindeyim.

Koronavirüs çocuklar için çalışıyor!

Koronavirüs çocuklar için çalışıyor!

Koronavirüs sonrası mekân-zaman sarmalından ne kadar iş kolunu çıkartabilirsek gelecek açısından da o kadar kâr edeceğiz.

Basit bir fomül: Evden daha az çıkan insan demek, daha az toplu taşıma aracı kullanımı demek. Bu da daha az benzin-mazot-doğalgaz sarfiyatı demek. Dahası, havaya daha az egzoz salınımı demek... Bu zinciriyi daha da genişletmek mümkün.

Koronavirüs sonrası daha az tüketen, ürettiğini daha adil paylaşan bir dünya yaratılabilirse, bugün can alan virüs, esasen gelecek nesillere de hayat şansı yaratmış olacak. Aksi halde bugün koronavirüsten en az etkilenen yaş grubu gözüken çocukların yaşayacağı bir hayat alanı, bir dünyası da olmayacak. Bu virüs, bozduğumuz dünyanın, vahşi kapitalizmin yarattığı bir sonuç. Ve böyle devam edersek şayet, bir korona gider bin korona gelir!

Futbol da fabrika ayarlarına dönecek

Tüm bu geniş perspektifte futbol dünyasının da kendini yeni baştan tanımlaması gerekecek. Brezilyalılar'ın 'güzel oyun' diye tanımladıkları futbolu, 7-24 çalışan bir fabrikaya dönüştüren FIFA-UEFA ikilisi, takvimde boş gün bırakmamacasına maç oynatıyor.

Binlerce futbol takımı, her yıl yüzbinlerce seyahat yapıyor. Daha fazla para kazanmak adına turnava üstüne turnuva... Para hırsından Katar gibi çöl sıcağına Dünya Kupası verildi. Bizim kışımıza denk gelse bile, 2022'de klimalar eşliğinde futbol maçları oynatılacak. Avrupa kupalarındaki ön elemeler Haziran sonunda başlar hale geldi. Büyük enerji tüketen devasa statların sayısı gün be gün artıyor. Gün ışığında oynan maçların sayısı azalırken, gece maçları artıyor.... Bunlar hep sınırlı kaynaklara sahip dünyanın köküne kibris suyu dökülmesidir esasen...

Kulübün çıkarı, federasyonun çıkarı, yayıncının çıkarı... Peki ya doğanın çıkarı? Hakiki olan doğanın çıkarıdır. İşte futbol da artık daha az tüketimi yani daha az maçlı bir düzeni önüne koymalıdır. Yaratılan bütün o devasa ekonomiye rağmen gözle görülmeyen bir virüs geldi ve 1 ayda her şeyi çökertme noktasına getirdi işte...

O halde oyun yeniden fabrika ayarlarına dönmeli... İyisi mi tüm dünya, fabrika ayarlarına dönmelidir... Zira yaşayacağımız başka bir dünya yok. Gerçi "Var" diyorlar ama 150 milyon ışık yılı uzaklıkta falan. O da belki!

Felsefi bir yaklaşımla koronovirüs, öldürüyor ama neyi? Giderek yanlışa bürünen hayatımızı öldürüyor. Daha doğru ve doğal bir hayat için bizi bir yol ayrımına getirdi. Yaşamla ölüm tercihi; geleceğe dair...

Kale içinde inanılmaz gol kaçırdı