• Diğerleri

Sergen Yalçın'ın güldüren at yarışı anısı

29 Mart 2020 14:07- Son Güncelleme - 29 Mart 2020 14:11

Deneyimli gazeteci Bilal Meşe, Beşiktaş'ın efsane isimlerinden Sergen Yalçın'la ilgili anılarını Milliyet gazetesinde kaleme almaya başladı. Bugün (29 Mart) ilk yazısını yazan Bilal Meşe, Sergen Yalçın'ın onu at yarışı konusunda nasıl kandırdığını yazdı.

Bilal Meşe'nin Milliyet gazetesinde yazdığı Sergen Yalçın anısı şu şekilde:

Sergen Yalçın yanıma geldi;-Abi, dedi; sen yanlış görmüşsün!

-Neyi yanlış görmüşüm; diye soracaktım ki, yanımdan ayrıldı.

Belli ki kırılmıştı biraz! Bu tatlı-sert çıkışını doğal karşıladım. Tepki de göstermedim. Neticede sol ayağı müthiş, hevesli bir delikanlıyı bozmak bana yakışmazdı.Yanında onunla birlikte altyapıdan Cemre de vardı ama o sesini çıkarmadı.‘Demek ki’ dedim; “Bu genç arkadaşın ruhunda liderlik de var! Arkadaşlarının hislerine tercüman oluyor, onları koruyor, sözcülük yapıyor...”Hoşuma da gitmişti bu davranışı... Açık sözlü, öz güveni yüksek, mert bir kepçe kulaklı!

Sergen Yalçın ile sonraki yıllarda kaynaştık, yakınlaştık. Abi-kardeş ilişkimizi hiç bozmadık. Ben, Sergen’in ne sigara içtiğini gördüm onca yılda, ne de kadehlerle haşır-neşir olduğunu! Tek bir tutkusu vardı, oyun oynamak! Kağıt oyunları ve at yarışı... Hangi yıldı acaba; anımsamıyorum. Ama o günü dün gibi hatırlıyorum.

"Ben at yarışını bıraktım"

"Ben at yarışını bıraktım"

Fulya’da bir çalışma sonrasıydı...

Gazeteci arkadaşlarla sohbet ediyorduk. O yıllarda antrenmanlar bize açıktı, neredeyse çalışmaya katılacakmış gibi yakından izliyorduk oyuncuları, teknik-taktik provaları...

Ben de Sergen Yalçın’la ayak üstü laflıyordum... Durup, dururken dönüp bana; 'Abi sana bir şey söyleyeyim mi?' dedi.

-Söyle kardeşim...

-Abi... Ben artık at yarışını bıraktım!

-Hadi canım!

-Tövbe ettim abi!

-İnanmam!

-Allah Allah! Tövbe ettim diyorum ya abi!

-Bak Kepçe; ben bunu yazarım. Yazayım mı, ne diyorsun?

-Yaz abi, tabi yaz. Yaz da okusun herkes!

Gazeteye döndüm, geçtim daktilonun başına biraz da süsleyip, Sergen’in konuşmalarını yazdım.O yıllarda Allah rahmet eylesin, görsel yönetmenimiz büyük usta İsmet Tongo ağabeyimizdi. -Bilal, müthiş haber bu! dedi ve 10 sütuna manşetten koydu sayfaya.Ertesi gün gazete çıktığında ne diyeyim çok heyecanlandım, koltuklarım kabarmıştı. Çünkü o konuşma başka hiçbir gazetede yoktu. Herkes bunu konuşuyordu. Rahmetli Başkan Süleyman Abi (Seba) ile Akaretler’deki kulüp binasında karşı karşıya geldik.

-Bana bak kara sakal! Doğru mu bu Sergen’in söyledikleri diye sordu.

-Evet abi, kendisi söyledi. Hepsi doğru! dedim.

Başkan mutlu bir haber aldığında belli etmemeye çalışarak gülümser, bıyıkları da hafiften titrerdi.

Mutlu olmuştu bu haber nedeniyle, elini omuzuma koydu; -İyi iyi, dedi; inşallah dönmez sözünden!

Aradan bir hafta ya da 10 gün geçmişti galiba... Yine Fulya’da bir antrenmandan sonra Sergen’i gördüm. Fulya’da bir stüdyo daire almıştı, evine gidiyordu.

Evin hayırlı olsun Kepçe, dedim; bir kahve yaparsın yeni evinde bana. -Tamam abi, ne demek. Hadi gidelim! demez mi? Gittik...

Küçük ama güzel bir daireydi. Yalnız küçük evde ilk göze çarpan dev ekran bir televizyondu. Açıktı ve ekranda atlar koşuyordu... Yani at yarışı kanalı açıktı. Yardımcısı Mehmet bize birer kahve yaptı, o sırada baktım ki Sergen’in bir elinde telefon, diğer elinde çekirdek... Çıt çıt çıtlarken, altılı yazdırıyor! Ben de şaşkın şaşkın bakıyorum! Sergen telefonu kapatır kapatmaz; -Yahuuu kardeşim, dedim.. Hani bırakmıştın at yarışını? - Ne bırakması abi! Yok Sergen at yarışı oynuyor, yok kumar oynuyor. Çok üstüme geldiler. Ben de sana öyle söyledim, demez mi? -Niye peki? Ben sana yazacağım demedim mi? - Dedin... Ben de peki yaz abi dedim. Zaten yazman için söyledim!

-Yani! -Yanisi şu abi; senin yazdıklarına herkes inanıyor! Buna da inandılar. O haber çıktıktan sonra bir rahatladım ki sorma!

Kimse üzerime gelmedi bir daha! Senin sayende haa; unutma! Dilim tutuldu, ağzım kurudu... Kızdım da elbette. Ama o olayı yıllar geçse de de hala unutmam. Öyle zeki ve kurnazdı ki... “Herkes senin yazdıklarına inanıyor” derken, bir taraftan da iltifat ediyordu bana. Düşünün topunu oynuyor, golünü atıyor, alkışlanıyor ama... At yarışı tutkusu getiriliyordu önüne sürekli olarak sonra... Sanırım bunlardan kurtulmaktı amacı, bir süre kurtuldu da...

Virgil van Dijk'a çalım atmayı başaran ilk oyuncu Nicolas Pepe oldu