"Size Hiddink'in fotoğrafı bile yeter"

Koronavirüs ile mücadele ettiğimiz şu günlerde futbolseverler olarak topun dönmesini sizler kadar bizler de gerçekten özledik. Sizleri, geçmişte iz bırakan maçlara, olaylara götüren Ajansspor'da büyük beğeni toplayan serinin bir başka hikâyesi bekliyor. Radyospor programcısı ve Ajansspor editörü Emrah Karalinç'in kaleminden Geçmişe Mektuplar serisi sizlerle. İşte serinin 6. hikâyesi...
11 Mayıs 2020 14:42- Son Güncelleme - 11 Mayıs 2020 15:48
Google news abonelik

EMRAH KARALİNÇ

Her yıl için, 'Ne kadar da hareketli geçti' diyoruz ya, 2010 yılı hakikaten öyle bir yıldı. Spor gündeminden bağımsız olarak dünya gündemi de inanılmazdı. Avrupa Birliği ve Avrupa Birliği'ne giriş süreci, maalesef gündemden düşmeyen terör olayları, İsrail ile yaşadığımız kriz, referandum ve bilindik o davalar...

Bahsettiğim konular arasında ilk 5'e başka neler girer? Siyasilerin kasetleri, KPSS tartışmaları, doğal felaketler ya da herkesin hayretle takip ettiği Wikileaks belgeleri eklenebilir. Bu da tabii ki bakış açınıza göre değişir. Dünya çalkalanadursun, (Türk sporu da bu çalkalanmalardan elbette nasibini almıştır) biz esas konumuza gelelim.

Yayıncı kuruluş konusu

Şimdilerde, 'Acaba alternatif yayıncı kuruluş mu bulsak?' diye düşünen kulüplerin, Digiturk'ün 4 sezon için 321 milyon dolar bedelle ihale kazandığında gözlerinde oluşan ışığı halen hatırlıyorum. Canlı canlı takip etmiştik. Milli takımın iç saha maçları ise 4 yıllığına NTV tarafından alınmıştı.

Hiddink'in fotoğrafları bile yetiyordu...

Hiddink'in fotoğrafları bile yetiyordu...

Milli Takım demişken... 2010 yılında A Milli Takım'da yaşanan Guus Hiddink değişikliği de aslında beni şaşırtan bir gelişmeydi. Üst düzey bir teknik adam olmasını kabul etmekle beraber, ay-yıldızlılarımıza katacak birşeyi olmayacağını o dönem savunmuştum. Nitekim iki takım çalıştırma sevdası bulunan Hiddink dönemi pek parlak bitmedi. Bir ara, Türkiye'ye gelmiyordu ve fotoğraflarıyla yetiniyorduk.

Ne yaptıysak Hiddink ile olmadı

Zaten, Türkiye'nin Avrupa Futbol Şampiyonası'na katılamamasının ardından beklenen gelişme olmuş ve TFF yaptığı açıklama ile Guus Hiddink döneminin sona erdiğini resmen duyurmuştu. Ne milli takım kimliği vardı ortada, ne de başka şey... Ne yaptıysak olmadı!

Aday olduk, ev sahibi olamadık...

O yıl yaşadığım en büyük hayal kırıklıklarından biri UEFA'nın, Türkiye'nin de aday olduğu oylamada 2016 yılındaki Avrupa Futbol Şampiyonası finallerinin ev sahipliğini Fransa'ya vermesidir. Platini'nin o sırıtışı bazı dergilere haber bile olmuştu.

Bursaspor bir destan yazdı

Bursaspor bir destan yazdı

Türk futbolu adına gerçekten de inanılmaz bir şampiyonluk vardı, kitaplara konu olan... Sezon başında deselerdi, Bursasporlu futbolcular bile buna inanmazdı. Bursaspor'un Ertuğrul Sağlam ile yaşadığı 75 puanlı şampiyonluk gerçekten muazzamdı! 5. büyük kavramı dillere park ederken, '2-2 mi?' sözleri de kulaklarda yankılanıyor, gündemde günlerce kalıyordu.

Fenerbahçe'nin hasreti büyümüştü

Heyecan o yıl elbette tavan yapmıştı. Türkiye Kupası'nı Şanlıurfa GAP Arena Stadı'ndaki final mücadelesinde Fenerbahçe'yi 3-1 mağlup eden Trabzonspor elde etmişti. O maçın havası gerçekten başkaydı. 27 yıllık bir hasret ve Fenerbahçe yine hüsrana uğramıştı. Maç sonrasında futbolcuların yaşları ve sarı-lacivertlilerin kupa kaldıramadığı yıllar kıyaslanıyordu. Öyle vahim bir tablo vardı ortada.

Özhan Canaydın'a veda...

O yıl elbette yaşadığımız üzüntü verici hadiseler de olmuştu. Galatasaray camiasının etkin isimlerinden biri olan Özhan Canaydın (Fair Play Başkan) aramızdan ayrılıyordu. 6-0 biten Fenerbahçe derbisi sonrası rakibini alkışlayacak kadar alçak gönüllü bir spor adamı ayrılmıştı aramızdan. Son 20 yılda kaybettiğimiz spor adamları içerisinde bana say deseler, Süleyman Seba ve Hasan Doğan başta olmak üzere Özhan Canaydın'ın vefatı üzmüştür beni derim. Adnan Polat'ın ikinci kez Galatasaray başkanı seçildiği dönemden söz ediyorum.

Plaket vererek gönderme dönemi...

Plaket vererek gönderme dönemi...

Aslında başka bir yazı konusu olur ama Hollanda efsanesi Frank Rijkaard'ın ülkemizden ayrılışı da son derece farklıydı. Adnan Polat döneminde plaket verilerek Galatasaray'dan gönderilmişti. Ne onun istediği transferler yapıldı, ne oyuncular onun oyun sisteminde oynayabildi. Ona 'stajyer' diyecek kadar cüretkâr spor yazarları da vardı. Her şeyi en iyi bilen... Bu plaket konusu, futbolcular arasında da esprilere neden olmuştu. 'Bu kez plaketi kime verecekler?' şeklinde yapılan esprileri net hatırlıyorum.

Mourinho, Real Madrid'in kapılarını aralar...

Avrupa maçları da nefisti. UEFA Avrupa Ligi'nde finalde Atletico Madrid, İngiliz ekibi Fulham karşısında uzatmada 2-1 gülerek mutlu sona ulaşırken, Şampiyonlar Ligi'nde ise Inter, Bayern Münih'i 2-0 yenmişti. Real Madrid'in stadı Santiago Bernabeu'da oynanan o maçı hiç unutmam. Güneşli bir hava, İngilizlerin konuşulan hakemi Howard Webb, bir tarafta Jose Mourinho, diğer tarafta onun hocası Louis van Gaal... Hazır Madrid'e gelmişken orada kalayım dercesine Real Madrid'in başına geçmişti daha sonra Mourinho. 

2010 Dünya Kupası ve vuvuzela sorunsalı

Ve tabii ki Dünya Kupası... Güney Afrika'nın ev sahipliği yaptığı 19. Dünya Kupası'nda şampiyon, Hollanda'yı uzatmada 1-0 yenen İspanya oldu. 2010 Dünya Kupası kötü bir organizasyon değildi, hatta bayağı iyi bir organizasyondu. Ev sahibi ülkenin gruptan çıkamadığı organizasyon ile ilgili hafızamda en çok ne kaldı? İngilizlerin sayılmayan golü, Hollanda'nın yaşadığı hayal kırıklığı, Arjantin'in tartışmalı golü ve elbette ki vuvuzela! Madiba yani; Nelson Mandela da başköşede her zaman yerini alır. Kendinize, '2010 Dünya Kupası' diye sorun eminim aklınıza, ya Tshabalala'nın attığı gol gelir ya da vuvuzela!

Beşiktaş ile Bursaspor arasındaki muharebe!

Beşiktaş ile Bursaspor arasındaki muharebe!

2010 yılını şiddet olayları açısından aslında pek değerlendirmek istemiyorum. Ama... Beşiktaş ile Bursaspor kulüpleri arasında yaşanan olaylar çok kötüydü! 'Bu kadar olur' dedirten cinsten olayları günlerce konuşmuştuk. O olaylar sebebiyle çalıştığım televizyon kanalında 4 saat kesintisiz yayın yaptığımı hatırlıyorum. Yayın sonrası çıkışta müdürüm, elleriyle ısmarladı bir dürüm! O olayları gören, iç savaş çıktı diye düşünebilir. Gerçekten de ne Bursaspor'un ne de Beşiktaş'ın büyüklüğüne yakışmayacak şekilde olaylardı. Taraftar demek istemiyorum o kişilere. Şimdilerde ise aralarında pek bir sorun yok.

Diğer sporlarda bir çırpıda aklıma gelenler...

Bir çırpıda aklıma gelenleri yazdım sizler için. Dünya Süpersport Şampiyonası'nda Türk sporcu Kenan Sofuoğlu'nun sürücüler klasmanında şampiyon olması, Dünya Kulüplerarası Bayanlar Voleybol Şampiyonası finalinde Fenerbahçe Acıbadem'in, Brezilya ekibi Sollys Osasco'yu 3-0 yenerek şampiyon olması elbette hafızamdan silinmedi. Bir kez daha kutlayalım!

Yazılara bir süre ara vermiştim. Yakın bir akrabamın koronavirüse yakalandığını öğrendim. Şu sıralarda durumu iyi. Biraz burukluk yaşadığım için klavyenin tuşlarına elim gitmemişti. Beğenilerinize sunduğum yazı dizisi, kaldığı yerden devam edecek. Belki bir yılı anlattığım, belki de bir olayı...

GEÇMİŞE MEKTUPLAR SERİSİNDE 2009 YILINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN...