AjanssporAjansspor uygulamasını indir

Uğurcan, Altay, Ersin... Hangi altın çağ? Sapır sapır dökülüyoruz!

İlk Yayınlanma : 23 Şub 2021 - 01:04 / Son Güncelleme : 23 Şub 2021 - 11:14

Kalecilik yaptığı dönemde başarılı performansıyla A Milli Takıma kadar yükselen, jübilesini yaptıktan sonra futboldan kopmayan antrenörlük, gazetecilik yapan Fatih Uraz, Samsun'da yaşadığı trafik kazasından İngiltere'de milli takımın 8-0 yenildiği maça, Rüştür Reçber'den Onur Kıvrak'a, Muslera'dan, Uğurcan Çakır, Altay Bayındır, Ersin Destanoğlu'na, Şenol Güneş'ten Mustafa Denizli'ye bir çok isim hakkında çarpıcı açıklamalarda bulundu. İşte detaylar...

Uğurcan, Altay, Ersin... Hangi altın çağ? Sapır sapır dökülüyoruz!

AHMET UYKAN -AJANSSPOR

80'lerde dört büyüklerin dışında yeni bir şampiyon adayı ortaya çıkmıştı: Samsunspor... Karadeniz ekibi, renkli kişiliğiyle öne çıkan Hasbi Menteşoğlu yönetimindeki kulüp büyük bir çıkış yapmıştı. Tanju Çolak, Orhan Kapucu, Emin Kar, Savaş Demiral, Muzaffer Badalıoğlu, Kenan Topçu, Kasım Çıkla, Burhanettin Beadini ve elbette Fatih Uraz'ın öne çıktığı takım lige damga vuruyordu. Ancak bu efsane takım 1989'daki trafik kazasıyla tamamen dağıldı. 20 Ocak 1989’da Samsunspor'un otobüsü Havza ilçesi çıkışında bir kamyon ile çarpışıp şarampole yuvarlandı. Muzaffer Badalıoğlu, Zoran Tomic ile teknik direktör Nuri Asan hayatını kaybetti. Emin Kar ve Erol Dinler, futbolu bırakmak zorunda kaldı. Kazadan ağır yaralanarak kurtulan kaleci Fatih Uraz ise futbola dönmek için büyük bir mücadele verdi. 80'lerin en başarılı eldivenlerinden olan ve A Milli Takım'a kadar da yükselen Uraz, genelde 8-0'lik İngiltere yenilgisiyle akla gelse de o, futbol üzerine düşünen, yazıp çizen ve bugün de genç kaleciler yetiştirmek için mücadeleye devam eden bir futbol adamı. Kendisiyle elim kazadan milli takıma, kalecilerden futbol kitaplarına kadar birçok konuda konuştuk. İşte Fatih Uraz ile yaptığımız uzun ve çarpıcı söyleşi...

-Çocukluk yıllarında genellikle kalecilik yapmak yerine, gol atmak tercih edilir. Sizin kaleci olma hikâyeniz nasıl gelişti?

Fatih URAZ: Mahalle takımında büyükler, oyuncu olarak oynatıyorken ne hikmetse kaleci olarak güvenmiyordu. İş böyle olunca, 1974 yılında Türkiye’de ilk defa açılacak olan Ankara Bölgesi Futbol Okulu seçmelerine katılma kararı verirken, günlerce kara kara düşündüm. Hatta kendi kendime sordum: “Mahallenin angutları kalecilikten mi anlamıyor yoksa ben mi yeteneksizim?”

Seçmelerin yapılacağı gün yürüyerek Ankara 19 Mayıs Stadı'nın dış sahasına giderken karar verecektim kaleci olacağıma…Tabii bölge binası önüne gittiğimde dünyam kararacaktı, zira inanılmaz bir kalabalık varken orada seçilmek zor oğlu zordu! O zamana kadar Brezilya ve Hollanda futbolunu zevkle takip ederken, 10 saniye süren seçme sonrası “Yaşasın Sovyetler futbolu ve Lobanovski” diyecektim! Çünkü Dinamo Kiev fırtınası esmeye başlamıştı dünya futbolunda ve fizik gücü popüler olmuştu. Ee ben de 13 yaşıma karşın, 1.80’a yakın boya sahiptim ve daha topa elimi değmeden sen seçildin dediler!

ÖNCE LEV YAŞİN, SONRA GORDON BANKS

-Kaleciliğe başladığınız dönemde idolleriniz kimlerdi?

İdol kelimesi söylemekten hoşlandığım bir kelime değil. Kaldı ki taklitler ancak asılları yaşatır. Ama "Beğendiğin kaleciler kimlerdi?" derseniz, dünyada İngiliz Gordon Banks ile İspanyol Jose İribar, Türkiye’de Sabri Dino ve İlie Datcu’nun adını verebilirim. Bir kaleciyi sevmek için yetenekten önce efendiliği baz alırdım ama bildiğiniz gibi Banks, gelmiş geçmiş en iyiler listesinde. Rus Yaşin’den sonra ikinci sırada yer alıyor.

METE ADANIR'IN "VURUYORUZ" ÇIĞLIĞIYLA UYANDIM

-1989'da Samsunspor kafilesi ile yaşadığınız o elim trafik kazasının olduğu anı hatırlamıyor musunuz?

Uyuyordum kaza anında…O dönem çoğu yere otobüsle gidildiğinden sabaha kadar evde video seyrederdim ki yolun yarısını uykuda geçireyim.Tam vuruş anında bir sıra önümdeki Mete Adanır’ın “Vuruyoruz” çığlığıyla uyandım.

İlginçtir, bunu hayli zaman hatırlayamadım ta ki bir sene sonra Adana Şakir Paşa Havaalanı'nda içinde bulunduğum uçağın kalkış anında motorunun infilak etmesine kadar! Motor patlayınca, uçak havalanamayıp tarlaya doğru sürüklendi. Ve o anda sanki gözümün önünde bir perde açıldı ve kazanın her karesi canlandı. Tabii ki telefon edip, kaza anında uyanık arkadaşlara, "Gördüklerim doğru mu?" diye sordum ve öğrendim ki meğerse olaya bire bir şahitlik etmişim!

2 METREYİ 25 DAKİKADA YÜRÜYORDUM!

-Kazadan sonra hayatınızda ne gibi değişiklikler oldu?

60 seneyi geride bıraktığım ömür macerasında sürekli şunu iddia ettim: “Futbol asla nankör değildir, aksine çok adil bir spordur. Nankör olan insandır.”

1988 senesinde A Milli Takım 5 maç yapmış ve 450 dakikanın 449’unda ben oynamıştım, yani zirvedeydim. 1989’un 20 Ocak sabahı zirvedeyken, öğlen olmadan, sıfıra  iniverdim. Kazadan 2 ay sonra çelik korseyle 2-3 metreyi 25 dakikada yürüyebiliyordum. Omzumu 8.5 ay sonra tam olarak kullanmaya başladım. Belimdeki yaralardan 52 gün kan iltihap aktı, saçımdan günlerce cam kırıkları ayıklandı, iç kanamadan dolayı ameliyat masasına bile yattım ama başhekimin büyük öngörüsüyle olmadan kalktım. 11 senelik emeğimin bir anda yok olup gidişi çok üzdü elbet. Zaman her şeyin ilacı deyimi doğru olsa gerek. Zira 1.5 sene sonra “6 kişinin öldüğü, 2 kişinin sakat kaldığı, kafadan ciddi darbe alan 3 kişinin hala normale dönemediği bir kazada hayattasın ve sağlıklısın” diyerek, şükretmeye başladım. Bir de şurası çok önemli; zirveden hatalarımdan değil, kaderin tecellisi sebebiyle aşağıya indiğim için kendimi teselli etmem kolaylaştı.

KALECİ YA DOĞUŞTAN DELİDİR; YA DA KALECİLİK YAPTIĞI İÇİN DELİRİR

-Kaleciler yalnız olmanın yanında biraz çılgın olarak da tanımlanır. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Bırakalım bu sorunun cevabını Gordon Banks ve Peter Shilton’dan sonra İngilizlerin yetiştirdiği en iyi üçüncü kaleci diyebileceğimiz Frank Swift (1913-1958) versin; “Bir kaleci ya doğuştan delidir yahut kalecilik yaptığı için delirir! Ben istisna olmalıyım zira deli değilim. Olsa olsa ahmakça bir hata yaptıktan sonra kendisine kıyan birisiyim.”

2010’da İletişim Yayınları'ndan çıkan 3. kitabımın adı 'Adamın Abdalı Kaleci Olur'du. Hatırı sayılır sayıda üşütük, çılgın, bir-iki tahtası eksik kaleci tanıyorum, biliyorum ama kimse alınmasın; her kale önünde bekleyen kaleci değildir ve adamın aptalından kaleci olmaz; olsa olsa emaneten üç direği bekleyen biri olur.

HER YURT DIŞI ÇIKANA 'AMAN ABİ BİR ELDİVEN' DİYE YALVARIRDIK

-Sizin döneminizde kaleciler maddi imkansızlıklardan dolayı eldiven bulmakta bile zorlanıyordu. O dönemin şartlarını anlatır mısınız?

Sadece şu örnek bile sanırım yetecektir…1970’lerde eldiven bulmak o kadar zordu ki her yurt dışına çıkandan “Aman abi eldiven” diye binbir ricada bulunurdum. Ne yazık ki akrabalarım da dahil, kimse getirmezdi. Avrupa’ya sık sık giden bir müteahhit tanıdığa umudum olmaksızın bir gün, "10 numara eldiven getirebilir misin" diye sorduğumda, "Söz veremem ama bakarım" dedi. Daha genç takımda yeni yeni oynarken o tanıdık bir değil iki tane, en kaliteli eldiven getirip hediye etmez mi? Dünyanın en mutlu insanı oldum desem yalan olmaz.

 8 KİLOLUK YELEKLERLE YAN TOP ÇALIŞMASI

-O yıllarda aynı zamanda kaleci antrenörü de yoktu. Bu eksikliği nasıl gideriyordunuz?

İlk takımım Hacettepe’de ufacık boyuyla Süper Lig’de 18 sene bir numaralı formayı giyen Pire Mehmet hocam olduğu için şanslıydım. Ziraat’in hocası Rokko Cumhur, bölge karması hocası Miki Muzaffer, yine Hacettepe’de Abdullah Turgut derken sürekli çalışma imkanı buldum şükürler olsun. Samsunspor’da zaten Nuri Asan ile Fahrettin Genç, 6 sene boyunca asla özel çalışma isteğimi reddetmediler.

Tabii kaynak yoktu ve bir çok çalışma metodunu kendim keşfetmek zorunda kaldım. Boluspor’da Galip Türkkan Hoca'dan sarkaç topun amacını öğrendim. 1972’nin altın madalyalı atleti Akii-Bua’nın idmanları 8 kiloluk yelekle yaptığını öğrenip, yan top çalışmalarında uyguladım. Sıçramam hayli gelişti ama eklemlere istemeden zarar verdiğimi ancak yıllar sonra öğrenebildim. Samsun’da Fahrettin Hoca ile yılmaksızın yaptığımız duvar çalışmasının reaksiyon hızıma muazzam faydasını gördüm. Bilgiye ulaşmanın çok zor olduğu yıllardı ve ağır idmanlar kabul görüyordu yalnızca. Anlayacağınız, deneme-yanılma metoduyla bazı şeyleri kendiniz halletmek zorundaydınız ve öyle bir ortamda eksikleri gidermek neredeyse imkânsızdı.

Elbette 1976-77-78’de Genç Milli Takım'ın Ödemiş Gölcük yaylasında yazın düzenlenen ve 1 ay süren hazırlık kamplarına katılarak, günde 2 idman yapmanın da bana kattığı çok şeyler oldu. Sanırım yaş küçültmesi yapmadan o kamplara 3 kez katılabilen tek kişi bendim. 15 yaşında, 1.88 metre boya sahip olmanın avantajıydı bu.

SADECE TOP ÇELEN KALECİLERLE BİR EKOL OLUŞMAZ

-Türk kaleciliğinin bugünkü durumunu 'kalecilik geleneği' olan Almanya, İtalya ve İspanya gibi ülkelerle kıyasladığımızda, nerede konumlandırabiliriz?

Bu iş ciddi bir iş ve temenni ile dolduruş ile sonuç almak mümkün değil. Almanya 1900’lerin başından, İtalya 1930’lardan, İspanya 1960’lardan beri kaleci sıkıntısı çekmiyor. Almanya dediğimizde 1908’de oynadıkları ilk İsviçre maçından bu yana Baumgarten-Stulhfauht-Jakop-Kress-Turek-Tilkowski-Maier-Schumacher-İllkner-Köpke-Lehmann-Kahn-Neuer derken klas kaleci say say bitmiyor…

İtalya dediğimizde 1934 Dünya Kupası’ndan beri Combi-Olivieri-Albertosi-Zoff-Zenga-Paglicua-Peruzzi-Buffon derken keza yığınla kaliteli eldiven görüyoruz. İspanya dediğimizde 1920’lerden bu yana Zamora-İribar-Arconada-Buyo-Zubizarreta-Canizares-Casillas gibi gerçekten elit eldivenlere rastlıyoruz.

Bize döndüğümüzde 98 senelik futbol serüvenimizde bir kaç gün önce Hakk’a yürüyen Özcan Arkoç dışında, Avrupa’da başarıya uzanmış ikinci bir kalecimiz yok maalesef. Ekolümüzün olmayışı ile sadece top çelen kaleci yetiştirme ısrarımız önümüzdeki en büyük engel.

KULÜPLERDE 'HAMİLİ KART YAKINIMDIR' HÂLÂ  GEÇERLİ

-Kaleci antrenörlüğü Türkiye'de hakkıyla yapılıyor mu peki?

Kalecilerimiz stratejinin manasını bilmiyor ve pozisyon almakta zorlanıyor. Kaleci antrenörlüğü güzel bir düşünce olmasına karşın eğitimin zayıf oluşu, “Haziran’da bilen geçer, Eylül’de gelen geçer!” anlayışıyla hemen her kursiyerin mezun edilişi, yetersiz kaynak, gelişime açık insanların eksikliği büyük engel. Halen bazı kulüplerde 'hamili kart yakınımdır' anlayışı hüküm sürüyor ve teknik direktörler bilgiden önce sadakati ve arkadaşlığı baz alıyor. Kaleci antrenörlüğü şu haliyle kulüplere angarya gibi gözükürken kaleci hocaları da maalesef ortaya kişiliğini koyamıyor. Ama maddi bağımsızlığa sahip olmamaktan ama bilgi yetersizliğinden ağırlıkları yok. Bir Allah'ın kulu ortaya çıkıp da teknik sorumluya “Hayır bu hafta o değil, bu oynamalı” diye sesini yükseltebiliyor mu? Bir çok kaleci hocası reaksiyonun manasını bile bilmiyordu ve refleks diyordu. Okumazsanız, merak etmezseniz, araştırmazsanız, değişik antrenman metotlarıyla idmanları zevkli hale sokmazsanız, programları bir sonraki oynanacak maça göre tanzim etmezseniz nasıl kaleci yetiştireceksiniz?

AVRUPA'DA DÖKÜLÜYORUZ, KALECİLERİN HANGİ ALTIN ÇAĞINDAN BAHSEDİYORSUNUZ!

-16 yabancı kararına rağmen Süper Lig'de yerli kaleciler adeta altın çağını yaşıyor. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Bu nasıl altın bir çağdır ki Türkiye Avrupa’da bir alt lige düşüyor, takımlarımız sapır sapır dökülüyor, yurt dışına tek bir kalecimiz gitmiyor. Aynı fikirde değilim…

ONUR KIVRAK 30'UNDA BIRAKTI; BUFFON 100 YAŞINDA KALEDE!

-Trabzonspor'da Uğurcan Çakır, Fenerbahçe'de Altay Bayındır ve Beşiktaş'ta Ersin Destanoğlu'nun performanslarına baktığınızda hangisini daha iyi buluyorsunuz?

Sıkça anlattığım bir anektodu paylaşmak isterim...Eylül 1979’da Arsenal-Fenerbahçe maçı 2-0 bitmiş ve kaleci Adem İbrahimoğlu, Brady’nin penaltısını kurtarırken 5 yıldızlık bir performans sergilemişti. Maç sonu Arsenal menajerine Adem’in performansı sorulduğunda diyecekti ki; “Kaleciniz bugün iyi oynadı. Eğer aynı performansı sende 50-60 maçtan az olmamak üzere en az 12 sene sürdürebilirse bizim Pat Jennings gibi üst düzey bir kaleci olabilir.” Yani istikrar, istikrar, istikrar…

2014-2018 arasında milli takımda banko oynamış Volkan Babacan şimdilerde ne yapıyor? 5 sene önce Juventus istiyor denilen Onur Kıvrak, 30’unda futbolu bırakırken 100 yaşındaki(!) Buffon hâlâ arada bir boy gösteriyor! Volkan Demirel, son 3 senesinde perişanları oynadı. Hali hazırda milli takımın bankosu Mert Günok, ligde hemen her maç hatalı gol yemeyi sürdürüyor. Uğurcan Çakır, oynadığı milli maçlarda barajı yanlış kurdurduğu için gol yiyor, yanlış yerde pozisyon aldığı için gol yiyor. Yani demem odur ki hele bir 6-7 sene az hatayla banko oynasınlar, takımlarının bilhassa yurt dışı maçlarında belirli bir çizgiyi yakalasınlar, sonra konuşalım bazı şeyleri... O çocukları erken havaya sokarak yanlış  yapıyorsunuz. Dilerim bu jenerasyondan bazı isimler içerdeki kolay parayı elinin tersiyle iter ve dışarıda şansını dener. Potansiyelleri kesinlikle varsa da sorun değerlendirip değerlendiremeyecekleri. Bir de insanımız duygusal ve eleştiriden, protestodan çabuk etkileniyor. Uğurcan, yan top handikapını çözmeye ve ayak tekniğini geliştirmeye muvaffak olursa onu güçlü kulüplerde görmek kuvvetle mümkün.

ARRİZABALAGA, 170 MİLYON DOLAR EDİYORSA HER ŞEY OLABİLİR

- Uğurcan, Altay ve Ersin'e Avrupa'dan ciddi teklifler geldiği söyleniyor. Söz konusu kaleciler için basında çıkan rakamlar size inandırıcı geliyor mu?

Asparagası yaşam felsefesi haline getirmiş medyanın gözümde inandırıcılığı yoktur, olamaz da. Ne zaman gelip masaya parayı koyarlar, o zaman anlarız neyin doğru olup olmadığını. Kepa Arrizabalaga gibi vasatın az üstü bir kalecinin 7 senelik kontratı dahil 170 küsur milyon dolara mal olduğu bir piyasada her an her şey olabilir.

HİÇBİR TÜRK KALECİ BİRBİRİNDEN ÜSTÜN DEĞİL

- A Milli Takım'dan eski arkadaşınız Semih Yuvakuran, Beşiktaş'ta birinci kalecinin oğlu Utku'nun olması gerektiğini savunuyor. Ona katılıyor musunuz?

Sepp Maier gibi üst düzey kaleci, 2014 Dünya Kupası öncesi Ter Stegen, Neuer’den daha iyi ve o oynamalı demişti. İsteyen istediğini söylemekte özgürdür diye düşünüyorum. Ülkemizde hiçbir kalecinin birbirinden bariz bir üstünlüğü yok.

ALTAY BAYINDIR İÇİN EN İYİSİNİ KALECİ ŞENOL GÜNEŞ BİLİR!

-Fenerbahçeli taraftarlar da Altay Bayındır'ın A Milli Takım aday kadrosuna çağrılmaması nedeniyle Şenol Güneş'e tepkili. Sizce haklılar mı?

Şenol Güneş yanılmıyorsam kaleciydi! Böyle saçma bir tepkiye ancak böyle saçma cevap verilir. Senelerce üst düzey kalecilik yapmış tecrübeli bir hoca, her şeyden önce kendi menfaati için en uygun seçimi yapar değil mi? Korkarım biraz zaman geçince bazı isimlerin abartıldığı noktası daha net anlaşılacaktır. Biraz sabır…

MUSLERA VASAT LİGİMİZDE DEĞİL, AVRUPA'DA KENDİNİ GÖSTERMELİ

-Cevad Prekazi, Muslera için Galatasaray'ın yarısı demişti. Siz bu görüşe katılıyor musunuz? Muslera sizin nazarınızda nasıl bir kaleci?

Winston Churchill der ki: “Bir lafın neden söylendiği değil, kimin söylediği önemlidir.” O lafı sarf eden kişinin kaleciden ne kadar anladığı tartışılmalı. Galatasaray taraftarları hoşlanmayacak olsa da Muslera ile ilgili birkaç tespitte bulunmak isterim. Sadece adı 'Süper' olan vasat ligimizin en iyisi olduğu ne kadar doğruysa Sarı-Kırmızılı takımın Avrupa kulvarı yolculuğunda Taffarel’in Leeds-Arsenal, Mondragon’un Liverpool maçları benzeri tek maç kurtarmadığı, senede yaklaşık vergisiz 4.5 milyon Euro kazandığı, yurt dışından ciddi kulüplerden tek bir taliplisi çıkmadığı da o kadar doğru. Audi A6 iyi araba olsa da 5 milyon öderseniz iflas edersiniz. O paraya Ferrari alınır.

SCHUMACHER VE PFAFF, KEŞKE DAHA ERKEN GELSEYDİ

-Toni Schumacher, Jan Marie Pfaff ve ClaudioTaffarel gibi ünlü yabancı kaleciler geldi ülkemize. Bu isimlerin Türk futboluna bir katkısı olduğunu düşünüyor musunuz?

Schumacher 34, Pfaff 36 yaşında geldi Türkiye’ye. Mazilerinde gerçekten üst düzey maçlar oynamış olsalar da yıldızları söndükten sonra geldiler. Toni, Alman Milli Takımı'nın bankosu olarak değil, 84 gol yiyerek küme düşmüş Schalke’nin kalecisi olarak geldi. Keza Pfaff, iyi başlasa da sezon bitmeden gönderildi. Taffarel, bir dönem kulüp bulamadığı için kilise takımında oynadığı söylense de, kabul etmeli ki, iyi işler çıkardı. Libero oynama özelliği ve tecrübesiyle umulandan bile fazla katkı yaptı. Ama unutmayın ki Galatasaray sonrası gittiği Parma’da 2 senede 6 lig maçına çıkarken, sürekli Frey’in arkasında yedek bekledi. Keşke Schumacher ve Pfaff iki-üç sene önce gelseydi, muhteşem olurdu.

Öte yandan tabii ki katkıları oldu, özellikle Schumacher karşı karşıyalarda yere düşmemesiyle hepimize örnek teşkil etti. Yerliler İlie Datcu’dan seri adımlar alarak az atlanabileceğini, Schumacher’den son ana kadar ayakta kalınması gerektiğini,Taffarel’den liberoluğu, Oscar Cordoba’dan degajın nasıl yapılacağını görüp öğrendiler dense yeridir.

MİLLİ MAÇLARDA SAKATIM NUMARASIYLA KALEYE GEÇMEYENLER OLDU

-1980'li yıllarda A Milli Takım, genellikle şerefli mağlubiyetlerle hatırlanır. 5-0'lık yenilgiler bile başarılı sayılırdı. Medya ise özellikle A Milli Takım kalecilerini hedef alırdı. O günleri bizzat yaşayan biri olarak neler söylemek istersiniz?

İnsanların en güzeli der ki “Ya hayır söyle, ya sus.” Eğer bazı konularda ağzımı açarsam kimileri sokakta dahi gezemez ama ne gereği var? Bırakalım mazide kalsın. Bizim millet balık hafızalıdır ve çabuk unutur. Rahmetli Adnan Menderes’in çok güzel bir sözü vardı; “Biz kafir diye asarız, şehit diye gömeriz.” Kendine bakmalı herkes; siz nasılsanız alemi de öyle bilirsiniz. Yaradanın ifşa etmediği şeylerde bırakalım hakemliği zaman yapsın…

Yalnız şunu söylemeden geçemeyeceğim; maçlardan korku duyulması gayet insani bir duygudur ve herkes zaman zaman bunu yaşayabilir. Hoş olmayan şey, sakatım numarasıyla maçtan kaçmak ile maçın gidişatını kötü görünce devre arası mazeret uydurup sıvışmak, başkalarını ateşe atmaktır. O sebeple bazı isimlere asla saygı duymuyorum.

TECRÜBESİZ HOCA, 'İNGİLTERE'Yİ YENMEYE GİDİYORUZ' DİYOR DA...

- Kariyerinizde önemli başarılar olmasına rağmen herkes sizi 1987'deki İngiltere ile oynanan milli maçlarla hatırlıyor. Sizin de adeta devleştiğiniz ilk maçta İngilizlerle 0-0 berabere kalarak tarih yazarken; 6 ay sonraki rövanşta ise ikinci defa 8-0'lık hezimete uğradık. Bu iki maçın analizini kısaca yapar mısınız?

Bildiğiniz üzere Maradona’nın elle attığı gol olmasaydı büyük ihtimalle o İngiltere, 1986’da Dünya Kupası'nda şampiyon olacaktı. Shilton-Barnes-Lineker-Hoddle-Robson-Waddle-Hataley-Butcher-Anderson-Adams-Beardsley derken müthiş bir kadroları vardı. Ve havada karada 3-4 farkla bizi yenecek kapasiteye sahiplerdi.

İlk maçta rüzgâr, hakem, şans ve o güne mahsus müthiş motivasyonun etkisiyle yüzümüz tesadüfen güldü. İkinci maç öncesi fırtına çıktı, sağanak yağmur yağdı, ilk akınları gol oldu derken her şey kâbus gibiydi. Yalnız kantara koyduğumuz zaman, her mevkide bize uzak ara fark atan bir takımdı o takım. Kesinlikle mazeret olarak söylemiyorum, lakin ikinci bir kazak olmadığı için değiştiremediğim, ayakkabı ve eldivenleri evden getirip götürdüğümüz, 50 dolarlık harcırahın otel parasını denkleştirmek için ödenemediği günlerden bahsettiğim bilinsin isterim.

Tabii bir de “İngiltere’yi yenmeye gidiyoruz” diyen tecrübesiz hoca (Mustafa Denizli) unutulmasın! Kimse de çıkıp “Yahu grupta son maça gelinceye kadar tek gol atamadınız, bazı maçlarda orta sahayı geçemiyorsunuz, bu nasıl olacak?” demedi. Aksine o sözleri cesaret ve meydan okuma olarak lanse ettiler.

TAMAM GOLLERİ BEN YEDİM. YA GOL BİLE ATAMAYANLARA NE DEMELİ?

-İngiltere maçlarında alınan farklı yenilgilerde forma giymiş eski milli futbolcuların bir çoğu nedense o günleri espriyle yad ederler. Sizin de paylaşmak istediğiniz bir anınız var mı?

Futbola başlamamın tek nedeni milli takımda oynamaktı. Kendimle ilgili dalga geçerim ama başkalarını asla dalga konusu yapmam. Kapasitesi neyse sahaya çıkıp vermeye çalışan ve futbolu çok seven bir sporcuydum. İlk iki kitabımda bunları genişçe yazdım; futbolun ve şahısların saygınlığına zarar gelmemesine özen göstererek yazdım elbet...

Şahsım olarak sorumluluğu tabii ki üstleniyorum ama bir soru sorma hakkımı her daim saklı tutmak şartıyla; hiç değilse İngiltere ve Kuzey İrlanda maçlarında gol yemeyerek, 2 beraberlik alınmasına katkı yaptım; peki son maça kadar grupta gol dahi atamayanlara ya ne demeli? Barnes’ı, Lineker’i, Robson’ı; Rıza (Çalımbay), Ali Çoban-Erhan (Önal) ve Semih (Yuvakuran) ile mi tutacaktık?  

-Şampiyonlar Ligi maçında Beşiktaş'ın kalesini koruyan Hakan Arıkan, Liverpool'dan 8 gol yediğinde neler hissettiniz?

O gün gazeteci olarak Anfield Road’daydım ve maç 2-0 olduğunda "Eyvah" dedim. Nasrettin Hoca'nın dediği gibi “Damdan düşenin halinden ancak damdan düşmüş biri anlar!” Bakın gene size enteresan gelecek bir tespit yapayım; İngiltere ile oynadığımız 0-0’lık ilk maç sonrası iyi kaleciydim demezdim. Çünkü o günkü sonuç da benim performansım da sıradışıydı ve tesadüfiydi. Ama 8-0’ı yaşamış birisi olmama karşın bugün iyi kaleciydim diyebilirim. Çünkü attan düştükten hem de hayli sert düştükten sonra tekrar binebildim.

Sadece 6 ay sonra Macaristan ile oynadığımız Nepp Stadyumu'ndan gol yemeden çıktım ve Samsun kazasına kadar da Milli Takım'da banko oynadım. Ülkemizde hezimetlerden sonra banko oynayan bir Ali Artuner var bir de ben. Yaşar (Duran) üst üste 8-0 ve 5-0’lık İngiltere, Adem (İbrahimoğlu) 5-1’lik Almanya, Zafer (Öğer) 6-0’lık Macaristan maçı derken, pek çok isim yeniden milli takım kalesini göremedi. Şükrü Ersoy gibi dev bir isim bile 7-2’lik Almanya maçından sonra yanılmıyorsam sadece 1 maç forma giyebildi.

Kompleksli, başkasının kusurlarını görmekten zevk alan, yetersizliğini ve ezikliğini diğerlerini alaya alarak kapatmaya çabalayan insanların toplumun büyük kısmını oluşturduğu coğrafyalarda dibe vurduktan sonra yukarı çıkmak zordur.

RÜŞTÜ REÇBER, BARCELONA'DA KENDİ İPİNİ ÇEKTİ

-Sizce Rüştü Reçber'in Barcelona macerası neden kısa sürdü?

Allah vergisi çabukluğuna karşın çalışmayı sevmeyen bir kaleciydi Rüştü. Barcelona’da ilk maçına çıktığı gün ben Madrid’de İker Casillas ile röportaj yapıyordum. Oynadığını öğrenir öğrenmez hemen Barcelona'ya geçip sabah idmanına yetiştim. Ve gördüm ki Barcelona'nın kaleci hocası, müthiş tempolu ve ağır çalıştırıyordu ve bunun manası sakatlık riskinin yüksekliğiydi.Rüştü'nün Rijkaard’la yıldızının barışmaması da elbette bir faktördü. Ancak oynadığı 4 maçta yediği goller feciattı. Kendi ipini kendi  çekti. Daha acısı orada “Bu kulüpte oynayacağım, ola ki ters bir şey olursa da isteyen 5 kulüp var onlardan birine gideceğim, futbolu bırakacağım sene Fenerbahçe'ye döneceğim, milli takımı da bırakıyorum ve gençlerin önünü açıyorum” demişti ve neler oldu neler…

KALECİDEN TEKNİK DİREKTÖR OLUR MU?

-"Kaleciden teknik direktör olmaz" gibi bir anlayış var. Karagümrük ve Kocaelispor'da teknik adamlık deneyimi yaşayan biri olarak, bu yoruma katılıyor musunuz?

Türkiye'de Cihat Arman-Şükrü Ersoy-Sabri Kiraz-Metin Türel-Rasim Kara-Tamer Kaptan-Şenol Güneş dışarıda Zoff-Preud’homme-Goethals var. Ama sayıları futbolculara nazaran çok az olduğu için kabul etmeli ki o söz yabana atılacak bir söz değil.

Tarafsız olarak baktığımızda Bela Guttmann-Sepp Herberger-Vittorio Pozzo-Helenio Herrera-Ştefan Kovacs, Johan Cruyff derken tüm kalburüstü hocalar futbolcu ve aralarında tek bir kaleci dahi yok. Galiba haksız değil bunu iddia edenler.

-Şenol Güneş'in teknik adamlığı mı kaleciliği mi daha iyi?

Şenol Güneş benden 8 yaş büyüktür ve futbolcu olarak karşıklı oynadığımız gibi milli takımda da bir dönem aynı çatı altında bulunduk. Kaleciliğini bildiğim kadar hocalığını bilmiyorum ama onu gibi ciddi, işine bağlı, duruş sahibi insanların (Aykut Kocaman-Rıza Çalımbay-Okan Buruk gibi) başarılı olmasını isterim...Şenol hocanın talebeleri onunla ilgili çok uç değerlendirmeler yaptığı için teknik adamlığı hakkında net atış yapmak zor. Bence vasatın üzerinde bir hoca ve bulunduğu yeri hak ediyor. Keşke biraz daha az konuşsa ve her şeye cevap vermese diye düşündüğümü de saklamayacağım.

TOSHACK, BEŞİKTAŞ'TA GENÇLERİN ÖNÜNÜ AÇTI

-Beşiktaş'ta Benjamin Toshack'ın yardımcı antrenörlerinden biriydiniz. Sizce Toshack, başarılı oldu mu?

İnsanlığı, adaleti, gençlere verdiği değer 10 numaraydı. Neylersiniz ki futbolcuları çok serbest bırakırdı ve sezon başı idmanları ne kadar olağanüstü ise sezon içi antrenmanları da o kadar yetersizdi. Bana göre başarılı oldu çünkü Nihat (Kahveci)-Yasin (Sülün)-Hikmet (Çapanoğlu) derken yığınla genç oyuncunun önünü açtı.

ÇOĞUNLUKLA PENALTI KAÇAR, KURTARILMAZ

-Penaltılarda kalecinin etkisi ne kadardır? Penaltıyı kaleci mi kurtarır yoksa futbolcu mu kaçırır?

Üşenmeyip ta Prag’a kadar gidip dünyanın en ünlü penaltıcısı Antonin Panenka ile röportaj yaptım. Demişti ki önemli maçlarda hiç penaltı kaçırmadım…28 penaltı kurtarmış bir kaleci olarak diyorum ki, son ana kadar bekleyerek, ayak içi iki tarafa da sert vuruş yapabilen oyuncunun penaltısını kurtarmak çok zordur. Yani çoğunlukla penaltı kaçar, kurtarılmaz. Ancak teknik olarak penaltı vuruşu kalecinin eline temas ederek kaçmışsa bunun manası kalecinin kurtardığıdır. Gelmiş geçmiş en çok penaltı kurtaran kaleci Lev Yaşin’ken (150’den fazla) en yüksek penaltı kurtarma oranı Franjo Glaser’indir (94 penaltının 73’ünü kurtarmıştır.)

TÜRKİYE'NİN 1 NUMARASI ÖZCAN ARKOÇ

-Size göre Türkiye'de oynamış en iyi yerli ve yabancı kaleci kim?

 Aslında hiçbir alanda en iyi diye bir şey yoktur, iyiler vardır. Zira kimse bütün özellikleri aynı anda üzerinde toplayamaz. Ancak yerlilerde yaptıkları göz önüne alındığında Özcan Arkoç ile Ali Artuner zirvede yer almalı kanaatindeyim. Yabancı olarak Datcu ve Mondragon ilk aklıma gelen isimler…

MANUEL NEUER, ESKİ GÜNLERİNİ ARATIYOR

-Peki şu anda dünyanın en iyi kalecisi kim?

2008’den 2016’ya kadar Neuer gerçekten enfes 8 sezon geçirdi. Şimdilerde onun hayli uzağında…2002-2012 arası Casillas’ı, 2000-2010 aralığında Buffon’u seyretmek çok keyifliydi. Yaşin, Banks ve İribar’ı günümüz çalışma şartları ve tıbbıyla şimdilerde görmeyi çok isterdim.

İYİ Kİ BONHOF'UN ŞUTLARINA MARUZ KALMADIM

-Kalecilik kariyerinizde sizi en çok hangi futbolcu zorladı?

Hazır ve moralli olduğumda hiç kimse. Hazır değilken herkes…Altı-üstü bir oyun bu ve hayli de zevkli bir oyun; ölüm-kalım meselesi değil ki? En fazla gol olur. Kimden ve neden korkayım, çekineyim. Elbette Arie Haan-Rainer Bonhof gibi topa müthiş vuranlara karşı oynasam tedirginlik duyabilirdim ama oynamadım.

GÜÇLÜNÜN ÖNÜNDE EĞİLMEYEN HAKEMLER ŞART

-Günümüzde teknoloji son derece gelişti. Futbola da VAR sistemi geldi fakat hala hakemler tartışılıyor. Hakemlerin 4 büyük takımı kolladığı ve ligi dizayn ettiği söyleniyor. Siz de hakemlik yapmış biri olarak bu konuda neler söylersiniz?

Hakemlerimizin stres toleransı düşük ve dış etkilere çok açıklar. Hiçbir hakemin kendini ateşe atarak maçların sonucuna talimatla yahut maddi menfaat karşılığı etki edeceğini düşünmüyorum. Zira her şey ortada... Üst düzey futbol oynamamış, futbolcunun beden diline yabancı insanlar bazı pozisyonları süzemiyor maalesef…Neylersiniz hiçbir üst düzey oyuncu erken yaşta futboldan vazgeçip hakemliği tercih etmez.

VAR harika bir uygulama; bulandan ve uygulayandan Allah razı olsun. Aksaklıklar zaman içerisinde düzelecektir muhakkak. Ne var ki kişilik sorunu olanların, güçlünün önünde eğilmeye müsait olanların hakemlik camiasından uzak tutulması gerekiyor.

-En son sizi Lig TV'de 'Kalecinin Seyir Defteri'adlı programı hazırlayıp sunarken gördük. Şu anda günleriniz nasıl geçiyor?

Türkiye’de, hatta Avrupa’da yazılmış en kapsamlı kalecilik kitaplarını; 'Kalecinin Seyir Defteri' ile 'Kalede İz Bırakanlar'ı yazdım ve bu yaklaşık 2 senemi aldı. O noktada tek üzüntüm, kitapları TFF’den yayımlatmaya zamanın kudretli futbol sorumlusunun ve Prof.Dr. Bülent Bayraktar’ın bütün çabasına karşın muvaffak olamayışım. Sürekli önüme engel çıkarıp sonunda beni pes ettirmeyi becerdiler.

Neyse ki İsmail Dilber başkanın yakın alakasıyla TÜFAD’dan kitapları yayımlatıp kaynak kitap olarak Türk kalecilerine sundum. Sonrasında İzmit Belediyesi sponsor oldu ve toplamda 6000 kitap isteyenlere bilabedel ulaştı. Şurayı anlayamıyorum; 2 senelik bir çabayla 2 kitap hazırlıyorum ve Turgay Renklikurt-Turgay Biçer-Atilla Gökçe-Seyit Mehmet Özkan-Mehmet Özçağlayan, Bülent Bayraktar derken tüm otoritelerden son derece olumlu eleştiriler alan, alanında rakipsiz kitapları hiçbir şey talep etmeden TFF’de yayımlatamıyorsam o kuruluş ne işe yarıyor diye sormak hakkım değil midir? Kitap işini hallettikten sonra kalecilik okulu açtım ve 3 senedir haftada 4 gün düzenli 5. gün opsiyonel olmak üzere 7-18 yaş aralığındaki gençleri eğitmeye çabalıyorum…

SPOR KİTAPLARINI KİMSE OKUMUYOR

-Genellikle ünlü sporcular hakkında için kitap yazılır. Fakat siz tam tersi eski bir sporcu olarak futbol dünyası ve özellikle kaleciler üzerine kitaplar kaleme aldınız. Kitap yazmaya devam edecek misiniz?

İkisi hatıra üçü kalecilikle ilgili olmak üzere 5 kitap yazdım. Yazmayı çok seviyorum lâkin halkımız okumayı sevmiyor. Özellikle de spor kitaplarının satışı feciat. Haklı olarak yayınevleri uzak duruyor futbol kitaplarından. Altıncı kitabım hazır bekliyor ama basılır mı emin değilim…

GENÇ KALECİLER ÖVGÜLERE KULAK TIKASIN

-Genç kalecilere ve kaleci adaylarına tavsiyeniz nedir?

* Maç şartlarında düzenli ve sıkı çalışsınlar.

* Sabredip şans kapılarını çaldığında hazır olsunlar, hatalarından ders alsınlar.

* İlk kararın en doğru karar olduğunu hatırlasınlar.

* Mental idman yapsınlar. Satranç-dama-rush hour gibi zeka oyunları oynayıp bulmaca çözsünler, kitap okusunlar.

* Kendi maçlarını ve rakiplerin maçlarını analiz etsinler.

* Kağıt oynayacaksalar briç-bezik gibi zeka geliştirici oyunları tercih etsinler.

* Övgülere kulaklarını tıkasınlar. Önce zevk almayı amaçlasınlar.

* Yabancı dil öğrenip şanslarını yurt dışında denesinler…

-Son olarak sizden Bir Kelime Bir Cevap köşesi için sorularım olacak...

Bir tek bu sorunuza cevap vermeyeceğim çünkü hayat ve hayatın bileşenleri tek satırla geçiştirilecek kadar basit değil.

KİMLİK KARTI

ADI SOYADI: Fatih Uraz

DOĞUM TARİHİ: 30 Aralık 1960

DOĞUM YERİ: Adana

MEDENİ HALİ: Evli (İki çocuk babası)

ÖĞRENİM DURUMU: Gazi Üniversitesi İktisat Fakültesi Bankacılık ve Sigortacılık Bölümü mezunu (1983)

OYNADIĞI MEVKİİ: Kaleci

FORMA NUMARASI: 1

FUTBOLCULUK KARİYERİ: 1974-1979 Hacettepe, 1979-1982 Boluspor, 1982-1983 Sitespor, 1983-1989 Samsunspor, 1989-1991 Beşiktaş, 1989-1990 Adana Demirspor (kiralık), 1991-1992 Kayserispor, 1992-1993 Konyaspor, 1993-1994 Gaziosmanpaşa.

MİLLİ TAKIM KARİYERİ: 12 kez A Milli

TEKNİK DİREKTÖRLÜK KARİYERİ: 1995-1996 Kütahyaspor, 1999 Kahramanmaraşspor, 2002 Fatih Karagümrük, 2006 Kocaelispor.

YAZDIĞI KİTAPLAR: Kaleciyi Vurun-2002, Futbolun Arka Bahçesi-2004, Adamın Abdalı Kaleci Olur-2010,  Kalede İz Bırakanlar-2017, Kalecinin Seyir Defteri-2017.