Ah şu futbolcular... Ve de komik anılar!

22 Mayıs 2020 07:38- Son Güncelleme - 22 Mayıs 2020 08:00
Google news abonelik

İnsanlık tarihinin en feci olaylarından birini yaşıyoruz resmen.

Allah yardımcımız olsun.

Üstelik iki gün sonra bayram...

Bu süreçte moral motivasyonu çok iyi tutmak gerekiyor elbette...

ATİLLA TÜRKER / AJANSSPOR

***

Yazılacak pek çok konu var.

Sporda mevzu biter mi hiç?

Ama bu mevzuların önemli bölümü, insanın ruhunu karartan cinsten...

Bayram öncesi bu tür konulara girmenin de fazla bir manası yok.

***

İnsanın içini ısıtacak, gülümsetecek ve hatta kahkaha attıracak bir anı aktarmak istiyorum bugün size?

Kimin anısı mı bu? Metin Tekin’in... Sarı Fırtına Metin Tekin’in...

Efsane Beşiktaş’ın efsane Metin’i...

***

İzninizle önce bazı bilgiler vereyim.

Sonra da Metin Tekin’in anısına geçelim.

***

17 yıl önce “Ah şu futbolcular” adlı bir kitabım yayınlandı.

Nasıl bir kitap mı bu? Ünlü futbolcuların anıları... Daha doğrusu komik anıları...

Turgay Şeren’den Can Bartu’ya, Lefter Küçükandonyadis’ten Kadri Aytaç’a, Fatih Terim’den Mustafa Denizli’ye, Şenol Güneş’ten Samet Aybaba’ya... Müjdat Yetkiner’den Rıza Çalımbay’a, Hilmi Ok’tan Erman Toroğlu’na kadar...

Aklınıza kim gelirse...

Türk futbol tarihine adını yazdıran hemen hemen herkesle görüştüm.

Kimileriyle yüz yüze, kimileriyle de telefonla...

Gecemi gündüzüme kattım.

5 yıl emek verdim.

Yaklaşık 250 kişi ile konuştum.

Ve de sonunda kaleme aldım.

2003 yılında yayınlandı.

***

Aradan 17 yıl geçti...

Bu bağlamda şunu söyleyeceğim.

Genç meslektaşlarıma iş düşüyor.

Nasıl mı? Bu kitabın yeni versiyonu pekala yapılabilir.

Güncellenebilir.

Harika olur.

Üstelik pek de zor değil...

Nihayetinde iletişim çağındayız.

2003 yılına kadar olan tüm anıları, notları ve bilgileri isteyen her genç meslektaşıma takdim edebilirim.

Yeter ki, yeni bir sayfa açalım.

Yeter ki tarihe yeni bir not düşelim.

***

Son olarak şunu belirteyim.

Yayınlanmış olan kitabımda anıyla birlikte, aynı kişinin genel özelliklerini de aktarmaya çalıştım.

Şimdi yine aynısını yapacağım...

Dilerim beğenirsiniz.

***

METİN TEKİN...

Sarı fırtına... İnanılmaz bir popülariteye sahipti. Kültürü, efendiliği, şıklığı, yakışıklılığı, fiziği, centilmenliği, yeteneği ve başarısı ile futbol tarihine damga vuran oyuncular arasında ayrı bir yer edindi.

Stankoviç tarafından Beşiktaş’ta yedek bırakıldığında bile gazetelerin manşetlerini süsledi.

Sakaryaspor kupa maçında geçirdiği beyin travması sonrası basın kuruluşlarının telefonları kitlendi. Kulaktan kulağa yayılan “öldü” haberi ile milyonlar yasa büründü. Gazeteler ertesi günü “Metin ölmedi, yaşıyor” şeklindeki haberi manşetten verdi. Türk milletinin yüreğine su serpildi. Her zaman için çok sevildi. Adına uygun olarak yıllarca fırtına gibi esti. Özellikle genç kızların prensiydi.

34’ü A Milli Takım olmak üzere toplam 49 kez milli takım formasını giydi.

*****

Bilmeyenler için önce bir hatırlatma yapayım. Kocaelispor alt yapısından yetiştim. Genç milli takıma kadar yükseldim.

1982 yılında İstanbul’da üniversiteyi kazandım. Kocaelispor Kulübü beni bırakmak istememesine rağmen, İstanbul’da üniversiteyi kazandığım için federasyonun mevzuatında yer alan bir madde doğrultusunda Beşiktaş’a transfer oldum.

Ancak aynı mevzuat nedeni ile ilk sezon resmî maçlarda Beşiktaş formasını giyemedim. Sadece antrenmanlara çıktım. Özel maçlarda oynadım.

Bu böyle uzun süre devam etti... Ve ligin ilk yarısı bitti.

Sezonun ortasında Donanma Kupası turnuvası vardı.

Teknik Direktörümüz Dorde Miliç bana ilk 11’de şans verdi.

Rakibimiz Galatasaray idi.

Sahaya çıktım.

Çok heyecanlıydım...

Futbolseverler beni hiç tanımıyordu.

İlk ciddi sınavımda iyi oynamalıydım, iyi not almalıydım.

Allah yüzüme güldü.

Şahane bir futbol ortaya koydum.

Sağ kulvarı iyi kullandım. Arkadaşlarıma güzel paslar uzattım. Daha da önemlisi 2 gol attım.

Maç da 2-2 bitti.

Düşünün... Beşiktaş, Galatasaray’a 2 gol atıyordu, 2’si de benden geliyordu.

Mutluluğuma diyecek yoktu.

Bu sevinç ve bu gurur ile soyunma odasının yolunu tuttum. Bana güvenenleri mahçup etmediğim için gururluydum.

Soyunma odasında tebrikleri kabul ettim.

Duşumu aldım... Giyindim... Kapıda beni bekleyen babam ile stat dışına çıktık.

Arabamız yoktu... Taksi beklemeye başladık. Fakat maç nedeni ile stadın civarı çok kalabalıktı. Boş taksi bir türlü gelmiyordu. Hepsi doluydu... Uzun süre bekledik.

Nihayet... Boş bir taksi geldi.

El işareti yaptık... Yanaştı... Durdu.

Sağ arka kapıyı açtım... Babama “buyur” demek üzereydim ki... Şoför şunu söyledi:

“Kusura bakmayın kardeş... İleriden bir yolcu alacağım”

Kısmet işte... Binemedik... Tam kapıyı kapatacaktım ki...

Şoför arkadaş sordu:

“Pardon... Ben Beşiktaş taraftarıyım. Hastasıyım... Maçı izleyemedim. Kaç kaç bitti?”

Yanıtladım:

“2-2 berabere kaldık”

Şoför gülümsedi:

“Demek sen de bizdensin... Sen de Beşiktaşlısın...”

Başımı salladım.

Şoförün neşesi arttı.

“Öyle mi! Güzel... Peki, bizim takımın gollerini kim attı?”

Hemen söyledim:

“İkisini de ben attım...”

Der demez... Şoför bir baktı... Ters ters baktı.... Birden parladı:

“İneklik bende... Adam sandım da sana sordum... Dalga geçecek başka birini bul...”

Ve gaza bastı, gitti...”