AjanssporAjansspor uygulamasını indir

Ay'a yürüyen dünya şampiyonu... "Türk kadını başarır!"

Ajansspor Editör
Deniz ŞEN
İlk Yayınlanma : 18 Tem 2021 - 19:19 / Son Güncelleme : 19 Tem 2021 - 08:22

Aerobik Jimnastik Dünya Şampiyonası'nda altın madalya kazanan Ayşe Begüm Onbaşı, Ajansspor'un sorularını yanıtladı. Onbaşı, şampiyonluğu anlattı ve yeni hedeflerine değindi.

Ay'a yürüyen dünya şampiyonu... "Türk kadını başarır!"

Deniz ŞEN - AJANSSPOR

Günde 8-9 saat süren antrenmanlar... 1 hareket için yıllarca yapılan çalışma... Bütün bunlar 90 saniyelik bir performans için...  Ama içinde acı, ter, isyan, başkaldırış olan o 1.5 dakika sadece Dünya Şampiyonluğu getirmedi... Kendi tabiriyle "Ay'a yürüyen" bir kadının göğe çıkan basamaklarından biri oldu. Aerobik Jimnastik Dünya Şampiyonası'nda Türkiye'ye altın madalya getiren ilk isim olan Ayşe Begüm Onbaşı, sadece sporcu kimliğiyle değil verdiği mesajlarda da öne çıkan bir rol model.

 

19 yaşında üstünde büyük bir yük taşıyan, aerobik jimnastikle eğitimini bir arada götüren, bu uğurda araba ışığında proje ödevi yapan örnek bir insan. Urfa'da 13 yaşındaki hentbolcu Merve Akpınar'ın 'Sen kızsın spor yapamazsın' isyanından konuşurken duygulanan Onbaşı,  Türk kadının potansiyelinin bastırıldığını düşünüyor. Genç sporcu, annesinin kendisine verdiği desteği unutmuyor ve Türkiye'deki kadınların gücüne inanıyor. İnanmakla da kalmıyor, bunu tüm dünyaya gösteriyor. Onunla kedisiyle ve okuduğu kitaplarla mutlu olduğu evinde değil, bir sonraki madalya için çalışmalarına devam ettiği Manisa'daki Muradiye Spor Salonu'nda buluşuyoruz...

'DÜNYA ŞAMPİYONU OLMAK, TARİF EDİLECEK BİR DUYGU DEĞİL'

Salona girdiğimiz zaman bizi ilk önce Ayşe Begüm Onbaşı'nın antrenörü Mehmet Ali Ekin karşılıyor. Ayşe Begüm, o sırada yeni madalyalar için emek verdiği parkurda ter atmaya devam ediyor. Benim için de gurur verici bir an yaşanıyor. Akhisarlı olan ben, Akhisarlı bir dünya şampiyonu ile karşı karşıya gelmenin sevincini yaşıyorum. Mehmet Ali Ekin ile yaptığımız kısa sohbetin ardından Ayşe Begüm ile selamlaşıp, kendisine ilk sorumuzu yöneltiyoruz. Ve tabii ki, Dünya şampiyonluğu ile başlıyoruz. 

 

Aklıma İstiklal Marşımızın okunduğu sırada gözlerindeki yaş geliyor. Ayşe Begüm'ü yeniden o anlara götürüyorum. Kendisi, o anlarda yaşadığı duygunun tarifinin çok zor olduğunu söylese bile ağzından şu kelimeler dökülüyor: ''O anda antrenmanlardaki çalışmalarımız, ne kadar çok ter döktüğümüz ve zorlandığımız aklımıza geldi. Sonuç olarak verdiğimiz bir emek var ve bunun karşılığını alıyoruz. Bu tabii ki bize mutluluk veren bir olay. Uluslararası arenada İstiklal Marşımızın okunması, o duyguyu yaşamak bambaşka bir şey. İstiklal Marşı okunurken, antrenmanda çalışmalarımız, düştüğümüz ve kalktığımız zamanlar, kuvvet antrenmanlarımız aklıma geldi. 3 aylık inanılmaz tempolu bir antrenman sürecine girmiştik. Günde 8-9 saat antrenman yaptık. 15-17 yaş kategorisi ile beraber antrenman yaptık Dünya Şampiyonası’na kadar. Onlar bizden 1 hafta önce gitti, biz 1 hafta sonra gittik. Onlarla birlikte olan çalışmalarımız ve diyaloglarımız da aklıma geldi. Gitmeden önce bir karton oluşturmuşuk ve her gün kendi duygularımızı yazdık. O kartonda neler yazdığım bile şampiyonluk sırasında aklıma geldi.'' 

 

 

'EVDEKİ DESTEKÇİM ANNEM, SALONDAKİ DESTEKÇİM ANTRENÖRÜM'

Salona baktığım zaman disiplinli bir hoca eşliğinde çalışan pırıl pırıl üç genç görüyorum. Tıpkı Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün tanımladığı gibi, zeki, çevik ve ahlaklı üç sporcu var karşımda. Ayşe Begüm'ün bu başarılarının ardında büyük bir ekibin olduğunu biliyorum ve ona bunu soruyorum. Ayşe Begüm, 'Birbirimizi yukarı çeken bir ekibiz. Salona girdiğimiz zaman her şeyi geride bırakıyoruz. Antrenörüm, benim en büyük destekçilerimden biri' diyor ve ekliyor:

 

''Takım arkadaşlarımla beraber antrenman yapıyoruz. Onlar düştüğü zaman ben onlara; ben düştüğüm zaman onlar bana destek oluyor. Motivasyonel ve fiziksel olarak birbirimizi destekliyoruz. O anlamda birbirimizi yukarı çeken bir ekibiz. Konuşuyorsak da, antrenmanda kaytarıyorsak da beraber kaytarıyoruz. Antrenmanlar eğlenceli geçiyor. Motivasyonum düştüğü anlarda takım arkadaşlarım gibi antrenörüm Mehmet Ali Ekin de en büyük destekçilerimden birisi. Salona girdiğimiz andan itibaren dışarıda kalan herkesi ve her şeyi geride bırakıyoruz. Evdeki destekçim annem mesela, buradaki destekçim de antrenörüm oluyor. Profesyonellik gereği salon dışarısında kalan şeyleri, salon dışarısında bırakmak gerekiyor ama bazen bunu başarmak zor olabiliyor çünkü mental olarak birçok parçaya ayrılmamız gerekiyor; salon, ev, okul… Bunu yönetmemde bana yardımcı oluyor. Dünya Şampiyonası’na kadar da inanılmaz eğlenceli antrenmanlar yaptık.''

 

'YATAK ODAMI ANTRENMAN SALONU YAPTIM'

Konu, tüm dünyayı saran pandemi belasına geliyor bu sefer. Pandemiye rağmen disiplininden taviz vermeyen, iptal edilen peşi sıra turnuvalarına karşın çalışmayı bırakmayan bir sporcu var karşımda. 20 yaş altı gençler için uygulanan sokağa çıkma yasağı nedeniyle salondaki antrenmanlarına bir süre ara vermek zorunda kalan Onbaşı, evdeki odasını nasıl antrenman salonuna çevirdiğini anlatıyor: ''20 yaş altında olduğum için 2020 Mart ve 2020 Haziran ayları arasında ben hiç evden çıkamadım. Sürekli evden antrenman yaptık, kendimize online antrenman sistemi kurduk. 40 dakikalık periyot, 10 dakikalık dinlenmeler şeklinde 4 saate varan antrenmanlar yaptık. Kendi yatak odamdaki her şeyi dışarı çıkardım ve orayı antrenman salonu yaptım.''

 

Söylediklerinden o dönem ne kadar zorlandığını anlayabiliyorum. Sorumu cevaplarken, antrenmanlara yeniden başlayabildiği kısmı anlattığında yüzü tekrar gülmeye başlıyor: ''O süreç gerçekten sancılıydı. Mart ayında ufak bir süre antrenmanlara gittim, hazırlandığımız turnuvalar pandemi nedeniyle sürekli iptal edildi. Önümüzde bir hedef var o belli ona doğru koşuyoruz ama ne zaman varacağımız belli değil. Ay'a koşmak gibi bir şey bu aslında. Ne zaman ulaşabileceğimizi bilmiyoruz, doğru yöne mi koşuyoruz bilmiyoruz. O süreci atlattığımız için inanılmaz mutluyum. 1 Haziran’da Gençlik ve Spor Bakanlığı ile bakanımızın çalışmaları ile imkansızı başardılar. Kimse dışarı çıkamıyorken biz milli sporcuyuz deyip gelip antrenman yapıyorduk. Antrenmanlar başladıktan sonra antrenman temposu ve programlamasıyla Dünya Şampiyonası’na hazırlandık.''

 

 

'DÜNYA KUPASI'NDA 21 GÜNDE GİTTİK'

Dünya Şampiyonası kadar, 2019 Dünya Kupası'nda da büyük bir hikaye var. Ayşe Begüm, Portekiz'de düzenlenen Aerobik Jimnastik Dünya Kupası'nda altın madalya kazanmıştı. O günlere döndüğümüzde onun ve antrenörü Mehmet Ali Ekin'in uyumunu daha iyi anlıyorum.  Çünkü birlikte 21 günde hazırlanarak turnuvaya gittiklerini ve altın madalya ile döndüklerini anlatıyor Ayşe Begüm bizlere:

 

''2019 yılında Mehmet Ali Hoca ile çalışmaya başladıktan 21 gün sonra Dünya Kupası’na gittik. Müziği ve koreografiyi değiştirdik. O şekilde yarışmaya katıldık ve Dünya Kupası’nı aldık. Salona sabah 10’da gelip gece 11-12'de çıktığımızı biliyorum. İnanılmaz mesailer harcadık. Hiç kimse inanmıyorken biz kendimize inandık ve bundan sonra başarılar geldi.''

 

'2019'DA JİMNASTİĞİ BIRAKMAYI DÜŞÜNDÜM'

Bu kadar başarının yolunun, pek çok zorlukla mücadele etmekten geçtiğinin farkındayım. Bu defa yaşadığı zorlukların nasıl üstesinden geldiğini ve nasıl motive olduğunu soruyorum. Ayşe Begüm, kendinden emin bir duruşla 2019'da jimnastiği bırakma noktasına geldiğinden bahsediyor. Ben şaşkınlığımı gizleyemiyorum ve bunun sebebini dinlemeye başlıyorum:

 

''Pes ettiğim anlar da vardı ama beni geri döndüren şey jimnastiği ne kadar sevdiğim oldu. 11-12 senedir Akhisar’dan Manisa’ya gidiş geliş süreci, öncesinde Akhisar’da artistik jimanistik bale süreci var. Doğduğumdan beri sporun içerisindeyim, kendimi bildim bileli yaptığım tek iş bu. 11-12 senedir de inanılmaz mutlu bir şekilde sürdürüyorum bu işi. Pes edecek olduğum zaman kendime bunu hatırlatıyorum. Şu anki antrenörüm Mehmet Ali Ekin ile daha önceden de çalışıyorduk, 2019’da tekrar bir araya geldik. 2019 yılında tekrardan bir araya gelmeden önce jimnastiği bırakmayı düşünüyordum. Motivasyonel anlamda çok kötüydüm. O dönemde diğer antrenörümle bazı sıkıntılar ister istemez yaşandı. Bana destek olan birileri olmayınca ben de sonuç olarak çareyi bırakmakta buldum. Sonra tekrar Mehmet Ali Hoca ile bir araya geldik. Şu an inanılmaz uyumlu çalışıyoruz ve yeni hedeflere ulaşmak hayalindeyiz.''

 

 

'TÜRK KADINININ ULAŞAMAYACAĞI VE YAPAMAYACAĞI BİR ŞEY YOK'

Açıklamalarında Türk kadının gücünü dünyaya gösterdiğini söylediğini hatırlatıyorum. Gözleri parlıyor... Başardıkları için gurur duyan bir kadından çok, bu konuda alınması gereken daha çok yol olduğunun farkında olan biri var karşımda.  ''Yaşadığımız konum itibariyle Türk kadının potansiyelinin ben bastırıldığını düşünüyorum. Her gün bir ölüm haberi ile, farklı olaylar ile uyanıyoruz. Buna rağmen başarılı olan kadınlar var ve aslında bunu ortaya çıkarmak bizim görevimiz. Açıkçası ben bunu kendime görev edindim yarışmaya gitmeden önce. Bu misyonla gittik. Bunu kanıtlayabildiğimiz için çok mutluyuz. Türk kadınının istediği zaman ulaşamayacağı, yapamayacağı bir şey olduğuna inanmıyorum ben. Sadece bu anlamda baskılandıklarını ve yeteneklerinin, yapabileceklerinin önüne geçildiğini düşünüyorum" diyor. 

 

Ayşe Begüm, büyük bir heyecanla kadınların önündeki engelleri kaldırmayı kendisi için bir misyon edindiğini de anlatıyor. Kadınlar birbirine destek olduğu sürece önlerindeki engelin kırılacağına inanıyor. Alınması gereken çok yol olduğunu söylüyor ve ekliyor "Ben elimden geldiğince bu konu hakkında çalışmalar yapmaya çalışıyorum."

'MERVE'NİN SÖZLERİ BENİ ÇOK ETKİLEDİ'

Konu geçtiğimiz haftalarda Şanlıurfa'da "Sen kızsın, şort giyemezsin, erkeklerin yanında oynayamazsın diyerek beni dışladılar. O zaman kendime bir söz verdim. 'Köyümdeki kız çocuklarının kaderini değiştireceğim' diye. Hem kendim çalışacağım, hem kendi mesleğimi yapacağım hem de spora devam edeceğim ki onların o ön yargılarını yıkayım" diyen 13 yaşındaki Merve Akpınar'a geliyor. 

 

Merve'den bahsettiğimiz anlarda hem ben, hem de Ayşe Begüm Onbaşı duygulanıyor. Belki aklına kendi yaşadığı zorluklar da geliyor. Adeta isyan ediyor: "Kız çocuklarının bu tarz sıkıntılar yaşaması ve bu anlamda başarı kazandıktan sonra bunu duygulanarak dile getirmesi şimdi sizinle konuşurken bile beni tekrar etkiledi. Hedefimiz bu tarz kız çocuklarına, kadınlara ve gençlere yardım ederek bu tarz olayları yok etmek. Ben de bu olayı yakın bir şekilde takip ettim. Bizim için çok önemli bir şey bu. Amacımız kadının gücünü ortaya koymak, dünyaya göstermek, amacımız bu tarz olayların önüne geçmek. Kendi kulübümün böyle bir destek göstermesi benim için ayrı bir özel oldu. Tabii ki amaç tüm kız çocuklarının, gençlerin ve kadınların bu tarz olayları yaşamamasını sağlamak, bu anlamda insanları bilinçlendirmek ve destekleri bu alana çekmek."

 

Bu noktada Merve Akpınar'a destek veren kendi kulübü Ankara Büyükşehir Belediyesi EGO Spor'un yaptığı hareketten duyduğu mutluluğu da dile getiriyor: "Merve yine bizim kulübümüzün destek olduğu bir sporcu oldu.  Kulübe, başkanımız Akın Hondoroğlu, Mansur Yavaş ile birlikte destek olmayı kabul ettiler ve gönüllü oldular. Çok güzel bir örnek."

'1 SANİYELİK HAREKET İÇİN 6-7 SENE ÇALIŞIYORUZ'

Bu sefer en başa dönüyoruz. Onu jimnastikle ilk tanıştığı günlere götürüyorum ama ben, artistik jimnastikten aerobik jimnastiğe geçiş sürecini çok merak ediyorum. Kendi fikrime göre, aerobik jimnastiğe geçiş kararı onun kariyerinin dönüm noktalarından biri. Bu karar sonrası gelen madalyalar da bunu gösteriyor.

 

Ayşe Begüm, salondaki çalışmalarından bahsederken, aerobik jimnastik hakkında bizlere teknik bilgiler de veriyor:

 

''Bu spor benim sporum dediğim zaman aslında artistik jimnastikten aerobik jimnastiğe geçtiğimiz süreçti. Artistik jimnastik, aletlerle yapılan bir disiplin. Aerobik jimnastik, podyumun üzerinde cilalı parkede müzik eşliğinde dans ediyormuş gibi yapılan teknik hareketler. Dışarıdan gören biri ne güzel dans ediyor diyor muhtemelen ama bize göre tabii ki çok zor teknik hareketler var. Belki 1 saniyelik hareket için 6-7 sene çalışmış oluyoruz. Artistik jimanistikten aerobiğe geçtiğim dönem daha çok keyif aldım ve bu benim sporum dedim.''

 

'SPORDA, SANATTA VE BİLİMDE ZİRVE YOK, ÇALIŞMAK VAR'

Ayşe Begüm ile Türkiye'de spora yapılan yatırımlar hakkında da konuşuyoruz. Kendisine bu yatırımlar hakkında düşündüklerini soruyorum:

 

''Sporda, sanatta ve bilimde en zirveye ulaştık diyebileceğimiz bir nokta yok. Dünya şampiyonluğunu kazandıysak olimpiyat var. Olimpiyatı kazandıysak onu korumak, bizden sonraki nesli yetiştirmek var. İlerlememiz gereken daha yol var ama bu anlamda destekler de var. Son yıllarda jimnastik üzerine çok büyük bir ivme kazandı. Gençlik ve Spor bakanlığı ile federasyon bu anlamda çok ilgililer. Tabii gelişimin bir parçası onlar. Biz aileler ve sporcular tabii ki işin içerisindeyiz ama onların destekleri olmadan bir yere kadar götürebiliyoruz. Bu anlamda iki yerde birbirimize destek olarak sporu, sanatı ve bilimi her zaman ileriye doğru taşımamız gerekiyor. Ama dediğim gibi zirveye hiçbir zaman ulaşamayız, bu nedenle sürekli çalışmamız gerekiyor.''

 

'HAYATIMA YÖN VEREN KİŞİ ANNEM'

Örnek aldığı birinin olup olmadığını da merak ediyorum. Ayşe Begüm'ün ailesi ile arasındaki güçlü ilişkiyi iyi bildiğim için, aldığım yanıt karşısında şaşırmıyorum:

 

''Macar bir sporcu Dora Hegyi ve annemi örnek alıyorum. Annem karakteri, yaptıkları ve söylemleriyle hayatıma yön vermemi sağlıyor. Her anne özeldir, kıymetlidir ama benimkisi bana ekstra destek oldu. Maddi manevi çok zor durumlarda olduğumuzda bile beni getirip götürmeyi kabul etti. Tüm ailem böyle aslında. O anlamda benim hep destekçilerimdi. Hep yanımda oldular, pes etmek istediğim zaman beni motive ettiler. Annem bu anlamda bir tık daha fazla rol oynadı.''

'ARABA IŞIĞINDA PROJE ÖDEVİMİ YAPTIM'

Ayşe Begüm, sporculuk kariyerindeki başarıların yanı sıra eğitim hayatında da emin adımlarla ilerliyor. İki Akhisarlı karşı karşıya olduğuz için, mezun olduğu okullardan da bahsediyoruz ve tamamladığı lisenin zor bir lise olduğunu da fark ediyorum. Ayşe Begüm, eğitimine İstanbul Gelişim Üniversitesi'nde beden eğitimi bölümünde devam ediyor. Ayrıca, açıktan da işletme okuyor. Eğitim hayatı ve sporculuk kariyerini bir arada nasıl yürüttüğünü de öğreniyorum. Ve anlıyorum ki, Ayşe Begüm sporculuk kariyerinde onu başarıya götüren stratejileri, eğitim hayatında da uyguluyor:

 

''Genellikle biz bilmediğimiz bir konunun üzerine gitmek yerine bildiğimiz bir konuda daha da profesyonelleşmeye çalışıyoruz. Bu bana yanlış bir taktik gibi geliyor. En üstünü biliyorsak daha üstüne bir şey koyamayız. Ben bilmediğim şeylerin üstüne giderek vaktimi yönetmeye çalıştım. Ders çalışma vaktim yarım saat ve 1 saat arasında değişiyordu. Derste dinlediklerimi, anladıklarımı ve öğrendiklerimi bir kenara koyup, anlamadıklarımın üzerine çalışıyordum. Bu da dersleri yetiştirmek üzerine oluyordu.''

 

Onun sporculuktaki disiplini eğitim hayatına nasıl aktardığını ise şu sözlerinden anlıyorum: ''Arabayla gidip gelirken araba ışığında proje ödevi yaptığımı biliyorum ertesi güne olan projeyi yetiştirmek için. Hiçbir zaman dünya şampiyonuyum ya da milli jimnasitikçiyim deyip ödevimi götürmemezlik ya da sınava girmemezlik yapmadım. ''

'HAYATI POZİTİF YAŞIYORUM'

Karşımda pozitif enerjisiyle sizin de motivasyonunuzu yükseltebilen biri oturuyor. Buna da değinmeden geçemiyorum. Ayşe Begüm ile hem bu enerjiyi, hem de hobilerini konuşuyoruz:

 

''Spor dışında meditasyon yapmak ve kitap okumak gibi hobilerim var. Evcimen bir insanım. Ailem ve arkadaşlarımla vakit geçirmeyi seviyorum. Boş kaldığımda evde kedimle vakit geçirmek, meditasyon yapmak ve kitap okumak beni daha çok cezbediyor.  Hayatı pozitif yaşamayı seven bir insanım. Bardağın dolu tarafını görmeyi seven bir insanım. Tenis ve basketbolu takip ediyorum. Futbolu çok fazla takip edemiyorum, maçları çok uzun oluyor ama milli takımımızı destekliyorum.''

 

'SPORCULARIMIZ, OLİMPİYATLARDA ELLERİNDEN GELENİN EN İYİSİNİ YAPACAKLAR'

Ayşe Begüm, 23 Temmuz'da başlayacak Tokyo Olimpiyatları'nda yarışacak sporcularımızdan bazılarıyla görüştüğünü de dile getirip, onlara başarılar diliyor: 

 

''Olimpiyat bir sporcunun katılabileceği en yüksek mertebe. Sporcularımızın hepsi çok heyecanlı. Bazılarıyla görüşebildim. Gönlümüz madalyalarla dönmelerinden yana. Ellerinden gelenin en iyisini yapacaklar, biz de onların destekçisiyiz. Sabırsızlıkla yarışacakları günleri bekliyoruz.''

'HEDEF AVRUPA ŞAMPİYONASI'NDA ALTIN MADALYA'

Röportajın son kısmında, gelecekteki hedefini konuşuyoruz. Ayşe Begüm, kendinden emin bir tavırla Avrupa Şampiyonası'ndan bahsediyor ve ''Önümüzde Avrupa Şampiyonası var. Eylül ayının ortasında İtalya’da düzenlenecek. Teklerde ve çiftlerde katılacağız. Hedef altın madalya'' diyor.

 

'Hedef altın madalya' dediği andaki tonlaması ve vurgusu, bana adeta buna ne kadar inandığını gösteriyor. 'İnanmak başarmanın yarısıdır' denir ya, Ayşe Begüm Onbaşı'nın bu inancı da, altın madalyanın yarısının çoktan ülkemize geldiğini gösteriyor. Türk bayrağını uluslararası organizasyonlarda göndere taşıyan ve kadının gücünü bize her fırsatta kanıtlayan hemşerimin verdiği gurur ve mutlulukla, kendisine bu röportaj için teşekkürlerimi iletiyorum.