Bu kafayla büyükler küme de düşer!

Medipol Başakşehir'in şampiyonluğu kaçınılmazdı. Ajansspor olarak buna rağmen, 'şoke edici ve tarihi' manşetini kullandık. Şoke edici, çünkü bu şampiyonluğun büyükler üzerinde sarsıcı bir etkisi olacak. Tarihi, çünkü öyle veya böyle, kayıtlara '6. şampiyon' olarak geçti Başakşehir. Bu şampiyonluğun ekonomik bir modeli olarak okunmasının, yanı sıra, siyasi bir tonu da var. Hatta en ağır tonu da bu.
20 Temmuz 2020 13:40- Son Güncelleme - 20 Temmuz 2020 13:40
Google news abonelik

Kenan BAŞARAN

Bizzat kulüp başkanı Göksel Gümüşdağ, kendi ifadesiyle, 'bir avuç' taraftarına otobüsten seslenirken, kurucularının Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olduğunu vurgulayıp, ona verdikleri şampiyonluk sözünü tuttuklarını söyledi.

Hasılı bizati kulübün kendisi, siyasal boyutu dile getiriyor. Kutlama fotoğrafına girenleri de söylemiyorum bile. Siyasetin Başakşehir ile olan ilişkisini sadece maddi olanaklar yaratması anlamında görmek eksik olur.

Zira ekonomik destek boyutu okursak meseleyi, bu anlamda tüm kulüpler devletin hazinesinden doğrudan veya dolaylı destek görüyor.

Kamu bankalarından kredi tesisinden borç yapılandırılmasına, tesislerden yeni arazi tahsislerine ve sponsorluk desteklerine kadar birçok katkı sağlanıyor siyaset tarafından kulüplere.

Siyasetin Başakşehir ile kurduğu ilişki, diğer kulüplere göre daha organik. Sonuç itibarıyla kulüp, siyasetin bir nevi futbolda halka sunduğu bir 'işte benim modelim bu' işlevi görüyor. Zaten herkese örnek olunması gerektiği de sık sık dile getiriliyor.

Diğer tarafıyla 'kurucu' ifadesi mi 'hami' ifadesi mi daha doğru olur? Bence 'hami'. Nereden bakılırsa bakılsın, bu kulüp 2014'te kurulmadı. Kuruluşun kökeni İSKİ Spor'a dayanır... Sonradan İBB ve nihayetinde Başakşehir'e evrilen yaklaşık 30 yıllık bir evveliyat var..

20 milyon liraya satın alındı

2014'te, yalnızca yarışma hakları bir şirkete devredilerek, isim değiştirildi. Belediye girişiminden şahıs iştirakine dönüştürüldü. Ve elbet bu büyük bir dönüşümdü.

2017 yılında görüştüğüm kulüp yöneticisi Mesut Altan, Başakşehir'i bedava almadıklarını söylemişti: "Langa’daki tesisler, futbolcular ve Süper Lig yarışma hakkına toplam 15 milyon 485 bin 748 TL ödedik. Fiyatı bağımsız bir denetim firması belirledi. TFF talimatları esas alındı. Kulübün FIFA’daki ihtilaflı dosyaları, bazı borçları da dahil edilince maliyeti 20 milyonu aştı. Kulübü alırken UEFA da bizi denetledi."

Elbette kulüp bedava alınmadı lakin, bir belediye girişiminin satışı yine de ihale usulüyle olmalıydı. Belki başka teklifler de olur ve kulüp daha yüksek bir bedele ulaşabilirdi. Bugünkü yönetim, ihale sonucu daha yüksek bedelle kulübü alsaydı, kendilerine yönelik 'kollanıyorlar' eleştirilerinden daha fazla muaf olurdu.

Dört büyükler şimdi ne yapacak?

Dört büyükler şimdi ne yapacak?

Artık bir olgu hatta belki de bir olayla karşı karşıyayız. Başakşehir, şampiyon olurken gözler dört büyüklere çevrilmiş durumda. Onlar bu şampiyonluktan nasıl etkilenecek? Bunu bir fırsata çevirip, daha sağlıklı bir yapılanmaya girecekler mi? Bunu yapmak zorundalar. Aksi halde daha kötü sezonlar onları bekliyor.

Başakşehir'i şampiyonluğa götüren son 10 yıllık süreçte birçok etken var. Süper Lig, çok kaliteli bir rekabet sahnesi olduğu için Başakşehir şampiyon olmadı. Bilakis, kalite düştüğü için daha rekabetçi bir hal aldı.

İşte uzun ve kısa vadede etki eden sebepler:

  • UEFA Finansal Fair Play Kriterleri
  • TFF Harcama Limitleri
  • 14 yabancıya geçilmesi
  • Büyük kulüplerin borç sarmalına girmesi
  • Kulüpleri batıran yönetimlere hesap sorulamaması
  • VAR teknolojisinin gelmesi
  • Şampiyonluktan önce istikrar

Genel anlamda dört büyüklerin kötü yönetilmesi Başakşehir dahil, daha düşük bütçeli Anadolu külüplerinin öne çıkmasının yolu açtı.

Burada bu değişimi sadece bir takımın bir şampiyonluğu olarak okumamalı. Başakşehir'in yıllardır zirve yarışı vermesi şampiyonluğu kadar önemli. Onların yakaladığı istikrarı büyüklerin yakayamaması sorun esasen. Düşünün, Şampiyonlar Ligi gruplarından namağlup çıkan Beşiktaş, buna mukabil aynı sezon ligi 4. bitiriyor, sonraki sezonu da... Yönetimi gidiyor, 2030'lara kadarki gelirleri temlikli hale geliyor.

İşte son iki sezonun Galatasaray'ı... Bu sene perişan; maddi ve manevi. Yani temel mesele büyüklerin zirve ile dip noktası arasındaki hızlı gidiş gelişleri...

Harcama limitleri daha da vuracak

Harcama limitleri daha da vuracak

UEFA kriterleri, büyüklerin harcamalarına ket vurdu. 'Paralı başkan' modeline son verildi. Bu kriterlere hakkıyla uyum sağlansaydı, daha sağlıklı bir yapı oluşabilirdi.

TFF Harcama Limitleri, henüz bir yıllık bir uygulama olsa da etkisini çabuk gösterdi. Fenerbahçe ve Beşiktaş, devre arasında ancak birer oyuncu alabildi. Önümüzdeki sezonu da etkileyecek. Bu sistem büyüklerle küçükler arasındaki ekonomik makası daraltıyor.

14 yabancı, eskiden de bütçe-verimlilik kriterlerine göre büyüklerden daha iyi tercih yapan Anadolu kulüplerine avantaj sağladı.

Yönetici-menajer-taraftar kıskacında olan büyük kulüpler, 14 yabancıda yüksek başarı oranına ulaşamadı.

Bağış kampanlarına muhtaç oldular

Büyüklerin yüksek borçları, onları günlük işleyişi bile idame ettiremez hale getirdi. Düşünün, asırlık kulüpler bağış kampanyaları başlattı; kimi bileklik sattı kimileri de SMS attırdı taraftarına...

Başakşehir, öyle ya da böyle, üzerinden para kazanmak isteyen bir yapı tarafından yönetiliyor. Büyükler ise 'üzerinden geçinilen' bir modele dönüştürülmüş. Daha da vahimi, kulüplerin geleceğini ipotek altına alıp giden yönetimlere ne kulüp kongrelerinde ne de borsa genel kurullarında hesap sorulabiliyor.

Evet, ibra edilmedikleri oluyor. Ama o ibralar için açılan davalar yıllar, yıllar sürüyor. Bakın 2007'de Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören ibra edilmedi. İbra etmeyenlerin açtığı dava 2019'da sonuçlandı. İbra etmeyenler kazansa bile, yeniden mevcut yönetimin gidip zarar ziyan davası açması gerekiyor. Bu yola başvurulsa o da herhalde bir 5-10 yıl sürer. Çok çabuk hesap sorma mekanizması olmadıkça bu dernek-şirket ikili yapısı, büyükleri çıkmaz sokaklara sürüklemeye devam eder.

VAR teknolojisini de kedinimize benzettik ama yine de bu sistem, geçmiş yıllara göre büyük-küçük kulüp rekabetinde, küçükler lehine biraz daha dengeleyici oldu.

Peki bundan sonra ne olacak? Daha sağlıklı bir yapı için kulüplerin de devletin de atması gereken adımlar bulunuyor.

Kulüplerin yapması gerekenler?

  • Tüzük değişikliği yapılarak, yönetimler, onaylanmış bütçeyi aştıkları her kuruş borçtan doğrudan sorumlu tutulmalı.
  • Kulüplerde geçici yönetimlere bağımlı olmayap, profesyonel yönetim ayakları kurumsallaştırılmalı.
  • Mali durumlar net şekilde ortaya konularak, bu doğrulta kısa ve uzun vadeli gerçekçi hedefler belirlenmeli.
  • Büyük çaplı tasarruf tedbirleri devreye sokulmalı.
  • Mağazacılık sistemleri başta olmak üzere, tüm faaliyet alanları gözden geçirilmeli.
  • Kulüpler, menajer dayatmalarından kurtarılmalı.
  • Yapılan tüm transferlerin sözleşmeleri kulüp üyeleriyle paylaşılmalı.

Hükümet ve TFF'nin yapması gerekenler?

  • Hükümet bir an önce yöneticileri borçtan şahsi olarak sorumlu tutacak yasayı çıkartmalı. Gerek dernek, gerekse şirket statüsündeki tüm kulüplerin bütçe açıklarına göz yumulmamalı.
  • Kulüplerin mali yapıları sıkı şekilde denetlenmeli, paranın izi sürülmeli.
  • Menajer-futbolcu-kulüp ilişkileri malinin takibinde olmalı.
  • İbra edilmeyen yönetimler için yapılacak hukuki girişimlerin yolu kısaltılmalı. 1 yıl içinde sonuç alacak bir yargılama sistemi oluşturulalı.
  • TFF'nin özerk yapısı içerisinde hareket etmesine müsade edilmeli. TFF delege yapısı değiştirilmeli ve çok adaylı seçimlerin önü açılmalı.
  • TFF'nin de AİHM'in öngördüğü şekilde kurulları bağımsız bir yapıya kavuşturması gerekir.
  • TFF, yabancı oyuncuyu kısıtlayarak değil, yerliye yöneleni teşvik eden bir sistemi ugyulamalı.
  • TFF, altyapı kriterleri (örneğin en az 6 çim saha) koymalı ve buna uymayan kulüplere gerekirse yarışma hakkı tanımamalı.

'Büyük taraftar' miti de tahrip oldu

Saydığım önerilere bir o kadarı daha eklenebilir. Ancak ez cümlü şunu söylemeli: Dört büyükleri yönetenler, kendi şirketlerini yönetir gibi elleri titreyerek artık hareket etmeli. 'Benden sonrası tufan' mantığıyla devam ederlerse, bu oyundan para kazanmak isteyen Başakşehir gibi modeller artacak ve o zaman 7., 8., 9. şampyionu da görecekler. Hatta dahası, kendileri küme bile düşebilir...

Başakşehir modelini kuran Abdullah Avcı, büyük bir taraftarı olan asırlık Beşiktaş'ta dağılırken, onun yerine Başakşehir'e gelen Okan Buruk, iki maç bocalasa da takımı şampiyon yaptı. Çünkü o kurulu bir sisteme geldi, Avcı sistemsizliğe gitti. Demek artık para kazanmak isteyen sistemler, büyükleri alt eder noktaya gelmiş.

Başakşehir, adeta 'yeni normal'in şampiyonu oldu. Taraftarsız bir kulübün, taraftarsız oynanan ligde şampiyon olması da tarihi bir ironi oldu.

Ama Başakşehir, en azından 'büyük taraftarımız' mitini de tahribata uğratmış durumda. Elbette taraftarsız olmaz, ama hangi taraftar?

Taraftarın da kendini gözden geçirmesi ve kulüpleriyle kurduğu ilişkiyi yeniden tesis etmesi gerekiyor artık...

Son bir söz de Başakşehir için... Onun kurduğu yapının da konjonktürel olup olmadığı önümüzdeki yıllarda test edilecek. Nihayetinde ortada bir de benzer şekilde kurulan Osmanlıspor var ve nereden nereye geldiği aşikâr. Başakşehir'in artık kendi öz dinamiklerine dayanıp dayanmadığını, özellikle Trabzonspor cephesinin iddia ettiği desteklere sahip olup olmadığını önümüzdeki birkaç sezon gösterecektir... Tabii, kulüp bu arada satılabilir de çünkü uzun süre bu yönde girişimler oldu.

Harry Kewell ile 1-2-1 | Premier League