Ajansspor

"Bugünlere gelmemi sağlayan Galatasaray'da.."

Editör: Ajansspor

Son Güncelleme /

"Fenerbahçe'de oynamak büyük ayrıcalık"

Haberin Kaynağı:
Ajansspor
Google NewsAbone OlOkunma Süresi: 9 dk
WhatsApp'ta PaylaşFacebook'ta PaylaşX'ta Paylaş
😀-
😂-
😢-
😡-
😲-
"Bugünlere gelmemi sağlayan Galatasaray'da.."
"Bugünlere gelmemi sağlayan Galatasaray'da.."

"Bugünlere gelmemi sağlayan Galatasaray'da.."

Medipol Başakşehir'in tecrübeli yıldızı Emre Belözoğlu, Four Four Two dergisine geniş bir röportaj verdi. İşte çok konuşulacak o açıklamalar:

Kariyerin boyunca oynadığın kulüplerde liderliğe alışık bir oyuncusun. Başakşehir’e gelirken bunu yaşamayı bekliyor muydun? Bu sezonki performansınız senin için sürpriz oldu mu?
Futbolcu profilime uygun olduğunu düşündüğüm için, bugüne kadar hep önde oynamayı tercih eden takımlarda oynadım. Başakşehir’e geldiğimde Abdullah Avcı’nın ve oyuncuların reaksiyonu da bu yöndeydi. Benim de dahil olmamla birlikte daha çok önde oynamaya çalışan bir takım ortaya çıktı. Sezon başında oynadığımız çok zorlu dört maçın tamamından hakkını vererek ayrıldık ve o maçlar şu an ligdeki konumumuza gelmemizi sağladı. Yola lider olmak için çıkmadık ama takımdaki oyun gücünü gördükten sonra buna inanmaya başladım. İki sene önce imza atarken şampiyonluğa oynamak; Beşiktaş’la, Galatasaray’la kafa kafaya mücadele etmek gibi hedeflerden ziyade ligi ilk dörtte bitirmek, Avrupa Ligi’ne gitmek gibi daha gerçekçi hedefler koymuştuk.

Taraftar ya da medya baskısının olmaması, bireysel performansını nasıl etkiliyor? İşine daha kolay konsantre olmanı sağlıyor mu?
Olumlu ve olumsuz anlamda taraftarla yaşayan bir oyuncu değilim ama özellikle iç saha maçlarında taraftarın desteği olsa ayrı bir motivasyon kaynağı edinebiliriz. Bu takım bunu fazlasıyla hak ediyor.

Abdullah Avcı’yla nasıl bir ilişkin var? Onlarca farklı hocayla çalıştıktan sonra onun öne çıkan özelliğinin ne olduğunu söyleyebilirsin?
Her şeyden önce çok samimi. Konuşurken yüzü kızarır, söyledikleriyle karşısındakini etkiler çünkü yapmacık değildir; içinden geldiği gibi hareket eder ama aynı zamanda da oyuncusuyla mesafelidir. Benim gözümde oyuncusundan geri bildirimi en iyi alan teknik direktör o çünkü oyuncusuna yaklaşırken birçok parametreyi göz önünde bulundurur: Psikolojik durumunu, aile yaşantısını, bir önceki antrenmanını, sakatlık durumunu…

FourFourTwo’ya verdiği röportajda “Emre, zamanında çok fedakarlık yapmış bir futbolcu. Biz de sakatlıklarının nüksetmemesi için dikkatli davranıyoruz” demişti. Hırsının etkisiyle erken dönmeye mi çalışıyordun?
Geçmişte, gençliğin de vermiş olduğu enerji ve istekle böyle şeyler yaptım. Çok küçük yaşta bir baskı altına giriyorsunuz, her gün kendinizi ispatlamak zorunda hissettiğiniz bir arenadasınız… Özellikle Türkiye’de futbol dünyası böyle. Bu topraklardaki kültür, yetişme tarzımız, gördüklerimiz bizi buna itiyor. Bu yüzden hep sakat sakat, ağrılarım varken oynadım. Bunun benden götürdüğü çok şey oldu. Ayağımda ağrı olur; iğnelerle, ağrı kesicilerle devam ederdim. Abdullah hoca benden daha uzun süre verim alabilmek için, antrenmanlarda yorulmamam adına kolluyor. Bazen hazırlık maçlarında ve kupa maçlarında oynatmıyor. Yaşım gereği artık antrenman yapmaktan çok yapmamanın faydalarını gördüğüm bir dönemdeyim; yeter ki iyi besleneyim, iyi dinleneyim. Hocam da böyle düşünüyor, yani aynı kafadayız. Onunla çalıştığım için şanslıyım çünkü ben de sezonu en az sakatlıkla kapatmak istiyorum.

Abdullah hocayla iletişiminizde saygı duyduğu kariyerinin de payının olduğu aşikar. Bu kadarını hayal ettiğini sanmıyorum. Kariyerinin hangi aşamalarında hazırlıksız yakalanıp ters köşe oldun?
Orta gelirli bir ailemiz vardı. Babam elinden geldiği kadar sırtlamaya çalışıyordu ama kolay değildi. Ben de aileme yardım edebilme hayalleri kuruyordum. Rahmetli babaannem bana bir dua ezberletmişti, çok dua ettim. Hep iyi bir futbolcu olabilmeyi, Zeytinburnu’nda oturduğumuz için orada oynayabilmeyi, annemi kendi arabama bindirip istediği yere götürebilmeyi, rahatlıkla eve yiyecek alabilmeyi hayal ederdim. Çocukluğun etkisiyle küçük hayaller… Galatasaray’a küçük yaşta transfer oldum ve transfer paramla aileme kirada oturduğumuz evi aldım. Bizim toplumumuz gençlere, çocuklara karşı baskıcıdır; onlara hükmederiz ve istemeden hayallerini küçültürüz. Benim de hayallerimi küçültmüşler. Söylediğin gibi hiç hayal etmediğim noktalara geldiğimde bocaladığım konular oldu. Galatasaray’da, Avrupa’da futbol oynamayı, Fenerbahçe forması giymeyi hiç düşünmemiştim çünkü oralarda benim çocukken sokakta oynarken öykündüğüm efsaneler oynuyordu. Oğuz, Rıdvan, Tugay gibi isimler… Gün gelip onlarla oynadığında “Ben neredeyim?” deyip, rüyada olduğunu sanıyorsun. Şimdi artık “Çok daha fazlasını başarabilirmişim” diyorum ama sakatlıklarım buna müsaade etmedi.

Verdiğin bir röportajda “Şöhretle yaşayan bir insan değilim, şöhretin benden neler götürdüğünü küçük yaşta anladım” demiştin. Şöhret senden neler götürdü? Hâlâ götürmeye devam ediyor mu?
Şöhretin bir tılsımı var, hemen her futbolcu bunu yaşamıştır. Bir anda sokaktaki insanlar sizi tanır, parmakla gösterir ve siz de memnun olursunuz. Bazı insanlar zamanla onsuz yaşayamaz hâle gelir; ki bu da şöhretin zehirli yanı! Sevdiğim birçok insanda buna şahit oldum. Sokağa çıktığımda hiç hak etmediğim kadar sevgi de gördüm, hiç hak etmediğim kadar nefret de! Bunların tamamı camı tutan bir buğu gibi; yani sildiğinizde geçecek şeyler. Gerçek hayatı görmek için sadece elimle o buğuyu silmem gerekiyordu. Bu şekilde daha mutlu olabileceğimi fark ettim. Çocukluğumda trenle idmana giderken karşımda oturan iki adamın gazetenin arkasında benim fotoğrafımı görüp, bir gazeteye bir bana baktığını hatırlıyorum. “Evet, o benim!” demiştim. Şimdi artık kamufle olmak istiyorum. Bazı şeyleri çok küçük yaşta yaşamaya başladığım için özellikle özel hayatımda kendime özgü tecrübelerim var. Daha durağan bir hayat yaşamak, magazin haberlerinden uzak kalmak, işimle anılmak istiyorum. Böyle daha mutluyum.

Bunun ayırdına ne zaman vardın?
Yakın çevremin “Sen artık bizi tanımazsın” demeye başlamasıyla herkesin benden bir şeyler beklediğini fark ettim ve kimseye yetemeyeceğimi anladım. Olgunlaştım.

Zeytinburnuspor’daki rahmetli hocan Mehmet Kaya (Nam-ı diğer Cücük Mehmet), o dönem seni anlatırken “11 yaşındaki çocuk muz orta yapar mı? Pres yapar mı? Bu çocuk yapıyor!” demiş. Muz ortalarında kimden esinlenmiştin? Pres yapmayı hangi takımı izleyerek öğrenmiştin?
Zeytinburnuspor’un sezon açılışlarında önce benim de olduğum minik takım oynardı. O zaman sadece beni izlemeye gelenler bile olurdu. Oyunumun pek farkında değildim, sonradan öğrendim; yaptığım şeyin ismi muz ortaymış! Sonra total futbolun gerçeklerini öğrendiğim Galatasaray altyapısına geçtim. A takıma çıkarken topu kazanmak için neler yapmam gerektiğinden tutun da, takımın sistemiyle birlikte hareket etmem gerektiğine kadar birçok şeyi orada kazandım. Gözlem yeteneğimle Fatih Terim’den ve takımdaki büyük oyuncu kadrosundan öğrendiklerim sayesinde mücadele eden, agresif oynayan, gerektiğinde faul yapan bir oyuncu kimliğine büründüm ve bu bana çok şey kazandırdı.

11 yaşında sırf seni izlemek için tribüne gelenlerin hissettirdiği “özel futbolcu” sıfatını kazandıktan sonra Galatasaray’a gelip takım arkadaşlarından tekme yemeye başladığında kendini nasıl hissettin?
Biraz anneme benziyorum ve insanları koşulsuz seviyorum. O takımda da öyle bir abi-kardeş ilişkisi vardı. Mesela babam bana evde “Oğlum, bi’ çay getir!” dese, “Yaa baba, bi’ dur yaa!” diyebilirim ama Galatasaray’da “Emoş, bi’ çay getir!” dediklerinde, koşmaya başlamadan önce “Başka isteyen var mı?” diye bakardım! O takımdaki herkesi çok sevdim. Onların getir-götür işlerini yapmak bile beni mutlu ederdi. İşte öyle bir sevgi ve saygı!

Abi saydığın Hakan Ünsal, Gheorghe Hagi, Bülent Korkmaz gibi isimler sana saha içinde de sert davrandıklarını anlatıyor. Hatta bilerek düşürdükleri bile olurmuş! Neye sinirleniyorlardı?
Bacak arası attığımda, çalım attığımda çok sinirlenirlerdi. Sonra enseye bir tokat, bacağa bir tekme, düşürürlerdi beni! Alışkındım ama. 14 yaşımda Zeytinburnuspor’da A takıma çıktığımda da başıma aynı şeyler geliyordu. Hatta o zaman terlik yok, takunya fırlatırlardı! Ben de o dönemin son temsilcilerinden olduğum için burada gençler benden biraz çekinir çünkü zamanında bu yüzden ben de hatalar yaptım. Şöhret, futbolcular için zeminin kaygan olduğu bir ortam hazırlıyor. Galatasaray’daki abilerimin yaklaşımları beni çok törpüledi. O havalı, afralı tafralı oyuncudan disiplinli bir oyuncuya dönüştüm.

Fatih Terim’in bundaki katkısı neydi? Saha dışında seninle çok uğraştı mı?
O da bana çok sert davranırdı ama bir baba şefkati de vardı. Çok iyi bir motivasyon ustasıdır ve genç oyunculardan ne alabileceğini çok iyi bilir. Benim için çok doğru hamleler yaptı. Birçok oyuncuda olduğu gibi bende de çok emeği var. Mesela daha ehliyetim yokken kendime bir araba almıştım, ailemden kaçak! Sonra Fatih hoca bir anda altımdan arabayı aldı.

Türk futbolcusunda klasik bir “başarıya doyma” refleksi vardır ama 1996-2000 Galatasaray’ı her maça bir öncekinden daha hırslı çıkardı. Sizi o kadar motive eden şey neydi?
Başarıya doyan oyuncu profilini anlayamıyorum. Her zaman başarılı olma isteği insana hata yaptırabiliyor ama motivasyonunu hiçbir zaman kaybetmiyorsun. Bu yüzden hâlâ takım arkadaşlarım antrenmanda “Eyvah! Emre abinin takımına düştük” diye veryansın eder çünkü kaybettiğimizde gerilir, etrafımı da gererim. Futbol uzun süre oynanmıyor ve bu oyunun hakkını vermiş çok oyuncuyla birlikte oynadım, başarısızlık durumunda gözyaşı dökmüş çok oyuncu gördüm. O gözyaşları yere düşerken, insanların paramparça olduğunu görürken rahat davranan kimseyi kabul edemem.

Leeds United deplasmanında kırmızı kart görüp oyundan atıldığın için UEFA Kupası finalinde forma giyememiştin. Fatih Terim soyunma odasında maç konuşması yaparken neler hissettin? O duygu yoğunluğuyla tribünden maç izlemek nasıl bir deneyimdi?
Tarif etmem çok zor. Türk futbol tarihinin belki de en önemli maçıydı. Fatih hoca maçtan önceki gece odamıza geldi. Arsenal’e karşı sahada yer alacak olmalarına rağmen altı-yedi kişi uyuyamıyor. Fatih hoca odaya girdiğinde kızacak diye çekindik ama gelip yanımıza oturdu. “Sıkmayın canınızı, ben de uyuyamadım” dedi. Onun motivasyonunun yanında, takımda çok büyük oyuncular vardı. Motivasyonla bir yere kadar gidebilirsiniz. 21 senedir futbol oynuyorum ve şunu öğrendim: Teknik direktörler çok önemlidir ancak belirleyici olan oyuncular; tamamlayıcı olan diğer faktörlerdir. O takımda oynayan ya da oynamayan herkes başarısızlıkta gözyaşı döküyordu. Mesela Hagi, benden üstün bir futbolcu olduğunu bana hiçbir zaman hissettirmedi. Kendisine tekme atsam, sonraki pozisyonda elini uzatıp beni yerden kaldırırdı. Böyle insanlar tanıdığım için de, yıllar geçmesine rağmen motivasyonumu hâlâ kaybetmedim.

Inter’e gitmeden önce Faruk Süren sana daha fazlasını teklif ettiklerini açıklayıp, “Gitmesi için çok erken, taş yerinde ağırdır” demişti. Inter’e tam da zamanında gittiğini mi düşünüyorsun?
Galatasaray’da çok iyi sezonlar geçirmiştim. Transferimden önceki sezonlarda da İtalya’dan iyi teklifler almıştım ama Mircea Lucescu döneminde beni bırakmamışlardı. Sezon sonu geldiğinde kalmak istedim fakat kulübün içinde bulunduğu maddi sıkıntılar, yöneticiler ile futbolcular arasındaki iletişim kopuklukları bazı oyuncuları ayrılma noktasına getirmişti. Ondan sonraki süreci yönetmekte gençliğin verdiği bazı hatalar yaptım. Faruk başkan bana ikimizin arasında kalması kaydıyla, bazı futbolcuları yeni sezonda istemediklerini ama beni istediklerini söylemişti. Ben de bundan rahatsız oldum, arkadaşlarımı yarı yolda bırakmak istemedim. Avrupa’ya gitmek konusunda hata yaptığımı düşünmüyorum ama gönül isterdi ki Galatasaray’dan güzel ayrılayım.

Kariyerinde yaşadığın en büyük onurlardan biri, heykelinin dikilmesi miydi?
Bunu pek kimse bilmiyor! Yedikule’de ilk kez top oynamaya başladığım parka adım verildi ve bir de heykelimi yaptılar. O zaman Inter’de oynuyordum. Birçok futbolcu artık PR şirketleriyle çalışıyor, bir tweet bile atacak olsalar onaydan geçiyor. Ben o zaman da olduğum gibi davrandığımdan gazeteci falan çağırmamıştım. Açılışını belediye çalışanları ve ailemle yaptık. Fenerbahçe’ye transfer olduğumda gözlerimi oymuşlar! Mermer heykelin gözlerini! Canları sağ olsun. Sonra belediye restore etti.

Bu videoya da göz atabilirsin

Sizin için önerilen haberler yükleniyor...