AjanssporAjansspor uygulamasını indir

Güneş'e 6 kişiyle gelen Belözoğlu Başakşehir'e niye 1 kişi götürdü?

Ajansspor Editör
Salim Manav
İlk Yayınlanma : 08 Eki 2021 - 15:59 / Son Güncelleme : 08 Eki 2021 - 20:28

A Milli Futbol Takımı'nın eski iletişim direktörü Altuğ Atalay, Şenol Güneş'in ayrılması için öncesinde adımlar atıldığı görüşünde. Detaylar haberimizde...

Güneş'e 6 kişiyle gelen Belözoğlu Başakşehir'e niye 1 kişi götürdü?

AJANSSPOR-HABER

Şenol Güneş'in başında yer aldığı A Milli Takım'da iletişim direktörü olarak görev yapan Altuğ Atalay, Radyospor'da Ajansspor Genel Yayın Yönetmeni Kenan Başaran ve Ajansspor Haber Müdürü Cüneyt Muharremoğlu'nun sunduğu Soyunma Odası programına konuk oldu. Atalay, Euro 2020'de neden başarısız olduğumuz konusunda çarpıcı değerlendirmeler yaptı.

Yalvarmak lafı çarpıtıldı

Şenol Güneş, 6-1'lik Hollanda yenilgisi sonra yaptığı "Milli takıma getirirken bana yalvardılar" açıklamasıyla büyük yankı uyandırmıştı. Altuğ Atalay, 'yalvardılar' lafının doğru algılanmadığını savundu: "Şenol Güney 'Yalvardılar' derken başka bir şey anlattı.

Burada  bir cımbızlama tekniği var. Yalvardılar konusunda başka bir şey anlatılıyordu. Türkiye'de teknik direktörler milli takımda göreve getirilirken, önce, kelimenin tam anlamıyla yalvarılarak getiriliyor, daha sonra işler kötü giderken, başka türlü gönderiliyor. Bunu anlattı hoca. Ülke olarak hakikaten de böyle yapmıyor muyuz? 'Gel bizi kurtar!' Şu andaki tablo da 'Gel bizi kurtar' tablosu.

Ya cahiller ya da kötü niyetli

Atalay, Güneş'in açıklamasının ya cehaletten ya da kötü niyetten çarpıtıldığını söyledi:

"Burada iki unsur var. Ya bir grup, bunu hakikaten göremeyecek kadar bu işlerden uzak, ya da görmek istemeyecek kadar kötü niyetli. Cahil ya da kötü niyetli. Bunun başka bir izahı yok. Hocalar milli takımların başına yalvarılarak getiriliyor ki ben de bunu yaşadım. Hakikaten öyleydi. Beşiktaş'ı çalıştırırken Şenol Güneş'in milli takımın başına nasıl getirildiğini, hepimiz çok iyi biliyoruz. Sergen Yalçın'a da Ali Koç'a yalvarıldı. Yalvarma kelimesi biraz itici ama Türkiye'de göreve böyle geliniyor. Galatasaray'da da böyle Beşiktaş'ta da... Sergen Hoca (Yalçın), bütün tribünler bağırdığı için geldi. Fatih Terim, Galatasaray’a da milli takıma da gelirken bu psikolojiyle geliyor. Ali Koç, tarihi farkla başkanlığa nasıl geldi? 'Kurtar bizi' mantığıyla... Şenol Güneş'in de 'Yalvardılar' derken anlatmak istediği buydu."

Beşiktaş'tayken Güneş'e iki kez teklif geldi

Altuğ, Şenol Güneş'e Beşiktaş'ı çalıştırdığı dönemde iki defa teklif geldiğini açıkladı:

"Önce başka bir teklif geldi, o olmadı. Başka bir dönem. Yani yine Yıldırım Demirören'in zamanında. Bir sene önce yapılmış bir teklifti. Daha sonra hem Beşiktaş hem milli takımı birlikte çalıştırma konuşuldu ama Şenol Hoca, çok sıcak bakmıyordu. Ama siz istemesiniz de TFF'nin görev verdiğinde bir teknik adam aynı anda hem kulüp hem milli takımı da çalıştırmak zorunda kalabilir. Dolayısıyla bu kullanılarak göreve geldi."

Yabancı transferinden para kazanan var

Milli takım için getirildiği savunulan yabancı kuralının bu şekliyle bir fayda sağlamayacağını belirten milli takımın eski iletişim direktörü Altuğ Atalay, esas sorunun yabancı transferine yapılan harcamalar ve bunun denetlenmemesi olduğunu vurguladı: 

8+3 kuralında yani yabancı meselesinde asıl sorun harcanan para. Türk kulüplerinin batmasının sebebi yabancı transferinde yapılan yanlışlar. Yönetim kurullarının tercihi yabancı oyuncu olur. Çünkü yabancı sirkülasyonu daha kolay işliyor. Yabancı oyuncu menajeriyle istediğin sistemi daha rahat idare edebiliyorsun. Türkle bu işi yapabilmen çok kolay değil. Orada başka sorunlar karşına çıkıyor. Yabancı oyuncu transferi üzerinden kazanan var mı? Var. Sistem buna müsait.

Kuntz da soruşturmadan geçti

Denetim mekanizması bunları bildiği halde oluyor, çünkü oralardan gelenler yönetiyor. Kontrolsüz, plansız, faturasız, çeksiz çok rahat el değiştiren bir para var. FIFA'nın başındaki UEFA'nın başındaki irade de bundan ötürü yargılanıyor. Koskoca Platini ya... Dünya Kupası evsahipliğinin el değiştirmesinden doğan usulsüzlükten yargılananlar var dünya futbolunda. Stefan Kuntz da Kaiserslautern'da yöneticilik yaptığında soruşturmadan geçti. Avrupalı bunu biliyor, görüyor ve müdahale ediyor. Bizdeyse biliyor, görüyor ama müdahale etmiyoruz. Türk futbolunda kayıt dışı düzen var! Göz yumulan bir kayıt dışı düzen var. Bunu herkes söylüyor zaten. Bu kulüpler niye battı? Ülkede kurumlar fakirleşirken, yönetenler zenginleşir mi? Çok net bu, rakamlarla belli. Bu sistem böyle işlediği sürece ister yabancıyı serbest bırak ister Türkü, sonuçta bunu çözmek mümkün değil. Bu sistemin denetlenmesi şart."

Euro 2020 kampında kavga dövüş yok

Euro 2020'ye giderken kampta oyuncular arasında gerilimler olduğu iddiasını kesin bir dille reddeden Atalay, herkesin sorunlu gördüğü Caner Erkin konusuna da farklı bir gözle baktığını söyledi:

"Bir kere kampta sorun yaşanmadı. Bu oyuncu grubu böyle bir grup değil. O problem gibi gösterilen sorunların hiçbir tanesinin yanından geçmedi. Her oyuncunun kendine göre bir dili var. Mesela Caner Erkin'in dışarıdan baktığın zaman 'acaba' dediğin bir çok yönünün aslında daha kabul edilebilir olduğunu görüyorsun. Daha kolay anlayacağın bir insan.

Çünkü olduğu gibi görünür. Bu sorun değildir. Sonuç itibarıyla takımdaki oyuncuların disiplinsizlik, kampta çalışmamazlık yapabilecek bir altyapısı yok. Olsa, belki daha iyi sonuçlar  çıkabilirdi. Yani bazen takım içindeki gerilim sahaya olumlu  yansır. Zaman zaman yaşadık."

Pandemi bizi daha çok vurdu

Milli takım, Euro 2020 için önce Antalya sonra da Almanya'da hazırlık kampı yaptı. Altuğ Atalay, öncelikle pandeminden herkesten çok etkilendikleri görüşünde:

"Antalya kampanya ile Almanya kampı iki farklı anlayış kampıydı. Pandemiyi Türkiye'deki futbolcular çok hissetti. Duygularıyla yönlendirilen bir milletiz. Covid 19'un ilk döneminde biraraya gelmekten çekiniyorsun. Hocayla oyuncu mesafesi ister istemez oluşuyor. Oyuncuların da kendi aralarında mesafesi büyüyor. Letonya maçında oynayanların belki de büyük bölümünün covidli olduğu sonradan anlaşıldı. Mesafeyi kaldırdığın zaman da covid vaka sayısı patlıyor. Pandeminin etkisi Avrupalı futbolcu üzerindeki etkisi 3 ise bizde iki katıdır. Çünkü biz iletişim gücüyle sonuç elde edebiliyoruz. 16-17'lere yükseldi vaka sayısı. Bana göre o Letonya maçında da oyuncularımızın yüzde 30-40'ı covidliydi. O maçta covidli oynayan bir sürü oyuncu var. Mesela biz Hırvatistan ile oynarken Vida devre arasında covidli çıktı. O bile sana bir etki yaratıyor."

'Asıl oyuncular' ve 'diğer oyuncular ' ayrımı sorunluydu

Atalay, başarısızlığa dair çok önemli bir tespiti paylaşarak, 'Türkiye ve Avrupa'dan gelen oyuncular' diye bir ayrım oluşmasının takımı olumsuz etkilediğini gözlemlediğini söyledi:

"Avrupa şampiyonası öncesine gelirsek... Antalya kampı Türkiye'den seçilenlerin katıldığı kamptı. Avrupa'dakiler sonradan geldi. Antalya'da bir de eleme hissiyatı vardı. 4 kişi ayrılacaktı. Antalya'da oyuncular rekabet içgüdüsüyle gerçekten çok iyi çalıştı. Dışarıdan gelenlerden bir tek Cengiz Ünder erken katılmıştı ve o da gerçekten iyi çalışmıştı. Daha sonra Fransa grubu, İspanya, İtalya, İngiltere’deki  oyuncular geldi. Hocanın daha önceki tecrübelerinden kaynaklı; sezon bittikten sonra böyle hem bir rahatlama olsun, hem insanlar aileleriyle de bu işin içinde yer alsın diye böyle yüzde 50 çalışma yüzde 50 dinleme anlayışla o kamp başladı. Şöyle bir problem oluştu burada: Avrupa'dan gelenler bu takımın asıl oyuncuları, o eleme içerisinde olan oyuncular da 'diğer' oyuncular gibi oldu. Sanki bir anlayış farkı oluştu. Ve bu Almanya'daki asıl kampa öyle veya böyle düşünce olarak yansıdı."

Pandemide lig nasıl 21 takıma çıkartılır?

Şampiyonadaki ilk maçımızda İtalya'ya 3-0 yenilirken oyun olarak da adeta cin çarpmışa döndük.  Ama Atalay, öncelikle bu maçın öncesine bakmamız gerektiği fikrinde: "Öncelikle Avrupa Şampiyonası'na bir kargaşanın içinde gittik. 'Pandemide bizim sezonumuz niye uzun, niye biz haftada 3 maç oynuyoruz' diye kimse konuşmadı! Süper Lig takımlarının sayısı nasıl arttı, niye arttı? Bu artışın milli takıma yansıması nasıl oldu? Bunlar gerektiği gibi tartışılmıyor. Şenol Güneş bu sorunu dışarıya yansıtmadı. İçeride tartıştı ama dışarıya karşı yönetimi savundu. Oyuncular tam idrak edemedi!

Altuğ Atalay, takımın şampiyon olacağı algısının oyuncuları baskıladığını ve milli takım heyetininde bu psikolojik basıkıyı kıramadığını belirtti:

"Şampiyona için yola çıktığımızda şöyle bir durum yaşandı: Bir kere bizim ülke olarak en büyük problemimiz ne olduğumuzu tam kestiremememiz. Ya çok büyük görüyoruz kendimizi olduğumuzdan ya da çok aşağıda bir seviyede görüyoruz. Bu oyuncu grubuna dışarıdan verilen algı şuydu: 'Bu takım gider o kupayı alır getirir!' Bu çocuklar bundan etkilendi. Kendilerini hakikaten bunu yapabilecek düzeyde gördüler. Ama aslında bu turnuvanın nasıl bir turnuva olduğunu da tam idrak edemediler. Ya da ettirilemediler. Varsa burada bir eleştiri, söylenebilir. Kimi inanıyordu kimiyse kötü niyetliydi!

Pilot gözlüklü millileri İtalya kırdı

Avrupa'daki bazı oyuncular ya takımlarında oynayamadı ya covid geçirdi veya takım değiştirmek durumunda kaldı. Bazıları kulüpsüz kaldı. Tüm handikaplarla geldiler. İtalya karşısında ilk devre berabere bitince 'Ya acaba koparabilir miyiz' duygusu geldi ama oyun olarak rakibin seni sıkıntıya soktuğu da görülüyordu. İkinci devre talihsiz gol, sonra kopmalar, derken 2. ve 3. gol... Ve bundan sonra oyuncu 'Ben o bana anlatılan ben değilim miyim' duygusuna kapıldı. Bir güvensizlik doğdu. O uçağa pilot gözlükler ve simsiyah takım elbiselerle Avrupa şampiyonu olmaya giden takım sahada gerçeklerle yüzleştiği zaman 'Ben acaba bu değil miyim' diye düşünmeye başladı. Takım psikoloğu yoktu. Burada da başka handikap var. Bilim adamlarını bu işin içine soktuğunuz zaman bir rol çalma olabiliyor. Bu bir tercih meselesi. Ama tespit şu: O psikolojik kırılmayı Türk Milli Takımı yönetemedi."

SMS atamayan 'Bilimsel antrenman' yap diyor

Şenol Güneş'in teknik ekibinin yetersizliği ve kulübedeki yalnızlığı da başarısızlığın bir sebebi olarak gösterildi. Atalay, bu yorumları başarı veya başarısızlığa göre değiştiğini söyledi:

"Eliyle niye kadro yazıyor. Bunu Mourinho da yapıyor. Ama sonuçlar kötü gidince bunlar mesele oluyor. Olayın dinamiğini bilmemekten kaynakanıyor. Yani bizde cepten SMS atamayanlar 'Bu takım niye bilimsel antrenman yapamıyor' diyor. Bu haklı eleştirileri de ortadan kaldırıyor. Bizim oyuncularımıza Avrupa şampiyonasının önemi iyi adapte ettirilemedi. Şampiyonadan döndüğümüzün ertesi günü transfer imzası atan oyuncular var."

Emre Hoca 6 kişiyi Başakşehir'e niye götürmedi?

Şenol Güneş de kadrosuna takviye yapması gerektiğini Emre Belözoğlu ile görüşerek ortaya koydu. Ama bu birliktelik olmadı. Altuğ Atalay, bunun sebebinin Belözoğlu'nun 6 kişiyle gelmek istemesi olduğunu ama bu kalabalık kadronun da birilerince dayatılmış olabileceğini iddia etti:

"Emre Belözoğlu futbolu bıraktığında kendisine'Gel bu takımın içinde ol' denilmiş. Yani Fenerbahçe'de sportif direktör olmadan önce. Sonrasında da gelmemesinin sebebi, çok kalabalık bir ekiple gelmek istemesiydi. 6 kişilik bir ekipti. Bir gölge kabine görüntüsü verecekti.Bu şekilde gelmek Emre Hoca'ya da zarar verirdi. Bakın şimdi Medipol Başakşehir'e gitti ve o ekipten sadece bir kişiyi; istatistik analizciyi yanına aldı. Bir kişi de Şenol Hoca'nın Beşiktaş'ta yanına aldığı Dolu Aslan Hoca... Milli takımda da son üç maçta Dolu Hoca Şenol Hoca ile çalıştı. Konusunda da oldukça niteliklidir. Güneş için verilmiş bir karar mı vardı? Eğer böyle çok güvenilir bir ekip anlayışıyla katkı yapabileceğini düşünüyor olsaydı Emre Hoca’nın, onlarla Başakşehir'e gitmesi gerekmez miydi?. Ya da o zaman bu isimler belki yanına başka önerilerle yerleştirilmeye çalışıldı. Milli takım yapısı veya Şenol Güneş ile ilgili verilmiş bir karar var mıydı acaba? Bu reaksiyon erkenden oluşsun diye mi yapıldı? Kunzt'a 'Evet' diyen Kenan Koçak Güneş'i niye reddetti? Şenol Güneş, Belözoğlu'ndan sonra Kenan Koçak'a teklif götürdü. Güneş'e hayır diyen Koçak, Stefan Kuntz'a ise "Evet" dedi. Atalay, bunun arkasında da bir plan olabileceğini kaydetti:

Koçak, Güneş'in ekibine neden girmedi?

"Şimdi Kenan Koçak, Stefan Kuntz'un ekibine girdi. Şenol Hoca da kendisiyle görüştü. Hannover'den ayrıldığını ve aylık 30 bin Euro dolayında tazminat aldığını, bir yerde çalışırsa bunun sonlanacağını ve bunun karşılanmamasının kendisi için önemli bir handikap olacağını söyleyerek gelmedi. Ama aradan 3-4 hafta geçti, milli takım kadrosu değişti ve Kenan Hoca şimdi A milli takımda. Birileri 'Sen şimdi gelme' mi dedi? Burada iki soru var: Ya bu para kendisine verildi. Daha önce verilseydi bütün antrenörler arasında denge kopardı çünkü tazminatı aşağı yukarı hocalar seviyesindeydi. Ya da 'Hayır sen şimdi gelme, buradaki yapı değişecek. Sen ondan sonra gelirsin" dendi belki. Oluşan tabloya baktığında ikincisi daha akla yatkın geliyor. Zaten milli takımdaki görev değişiklikleri, milli takımlar sorumlusunun değişikliği, kadronun değişmesi... Mesela 'Niye kadroda yok' diye kamuoyunda oluşturulan algının belli unsurlarının şu an kadroda olduğunu görüyoruz. Demek ki bu algı da belki bilinçli şekilde oluşturuldu. Kulüplerde bunların bin tanesine şahit oldum. Ama burası milli takım! Milli takım seviyesinde hesap olur mu?"

Hani milli takımda prim alınmazdı?

Prim ve milli takım hocalarına tazminat ödenmesi de yıllardır çok tartışılır. Altuğ Atalay, yeni  dönemde de prim verileceğini ve Kuntz da ayrılırsa tazminat alacağını hatırlatıp, tepkilerdeki çifte standarda dikkat çekti: "Şimdi prim sistemi kuruluyormuş. Hamit Altıntop açıkladı. Maç maç.. Her galibiyetin priminin belli olacağı prim sistemi. Bizim zamanımızda hedefe gidildiği için takım prim aldı diye ortalık karıştı ama şimdi biz aynı kulüp takımı gibi galibiyete şu kadar gerekirse beraberliğe bu kadar prim sistemi hazırlayacağız diye açıklama yapılıyor. Hani milli takım her şeyin üzerindeydi, bedava oynaması gerekiyordu?

Kuntz Türk lirası mı alacak? 

Kuntz, 'Her sözleşmede olduğu gibi benim sözleşmemde de tazminat var ama...' diyor. Olması gereken de bu. " ama kimse sorgulamıyor. Hameset yapanların üç oyuncunun İngiliz yasağıyla milli takıma gelmediğini sorun etmediğini belirten milli takımın eski iletişim direktörü Altuğ Atalay, bu kafayla ekol yaratılamayacağını söyledi: "Türkiye bunu tartışıyor mu? Tartışmasın zaten. Türkiye bunlara takılmasın. Türkiye'nin bir oyun sorunu vardır. Bizim futbolcularımız menajer katkısıyla da milli takımdaki başarılarıyla Avrupa kulüplerine transfer oldular. Şimdi bu çocukalar niye kimi atıl kaldı kimi kulüp değiştirmek zorunda kaldı? Bizim son maçlara giderken 3 oyuncumuz milli takıma gelmedi. İngiltere yasak koydu diye. 'Hayır ben gidiyorum' dediler mi? Arjantinli oyuncular gitti ama! Çocuklar yanlış yaptı demiyorum. Ama niye milli takımdan prim alıyorsun diyen bunu da soracak o zaman. Kişiler değiştiği zaman yorum da değişiyor. Bu anlayışla da ekol sahibi olamıyoruz işte."

Lobicilik Hamit Altıntop'a zarar verir

Milli takımdan sorumlu yönetici Selim Soydan yerini Hamit Altıntop'a bıraktı. Soydan'ın doğruyu ve yanlışı çok iyi bildiğini savunan Atalay, Hamit Altıntop'u da uyardı:

"Selim Soydan çok beyefendi, iyi niyetli ve futbolla ilgili büyük bir tecrübesi olan biri. Doğru yanlış nedir, biliyor. Yönetici nasıl davranırı ve nasıl davranmazı biliyor. Hamit Altıntop, daha bu işlerde yeni. Yani kamuoyu oluşturarak, lobi oluşturarak bir şey yapıyor görüntüsü vermesi ona zarar verir. Şu anda da bütün sorumluluğu çok net şekilde üstlenmiş durumda. TFF'den Altıntop'un görüntüsünden rahatsız olanlar var. Buradaki problem şu: Kulüp gibi düşünülmesin. Yönetim kurulu içerisinde de Hamit Altıntop'un bu görüntüsünden rahatsız olup, 'Ya süreci onun dediği gibi geçirelim. Eğer bu iş iyi giderse ne ala, ama kötü giderse buradan onu da elemiş oluruz ‘ diye düşünüyor olabilirler. Maalesef kulüplerdeki küçük hesaplar koskoca futbol federasyonunda inşallah yoktur! İnşallah Türkiye, Dünya Kupası'na gider. Ancak Dünya Kupası'na da gitse, Dünya üçüncüsü de olsa, Şenol Hoca'nın çok doğru bir lafı var, "Biz futbolda Dünya üçüncüsü seviyesinde değiliz". Alman ekolü, sadece kişiyle gelmez. Biz Hollanda’da otelden stada giden 14 dakikalık yolda 14 çim sahaya rastladık, 6-9 yaş aralığında çocuklar orada oynuyorlardı . Ekol böyle gelişir..."