AjanssporAjansspor uygulamasını indir

İstanbul finalinin kaybediliş hikayesi

Ajansspor Editör
Ozan Ermiş
İlk Yayınlanma : 13 May 2021 - 16:22 / Son Güncelleme : 13 May 2021 - 16:40

UEFA Şampiyonlar Ligi finalini bir kez daha Türkiye’den alıp Portekiz’e verdi. Yazarımız Hüseyin Özkök bu konuda bir yazı kaleme aldı.

Hüseyin Özkök-AJANSSPOR

2019/20 sezonunda Covid-19 salgını nedeniyle Portekiz'de özel statü ile tamamlanan ve Bayern Münih'in şampiyonluğu sonuçlanan Şampiyonlar Ligi'nde final bilindiği üzere İstanbul'un ev sahipliğinde yapılacaktı. Pandemi ne yazık ki izin vermedi. Portekiz kararı sonrası yapılan yeni düzenlemede final tarihleri birer yıl ileriye kaydırılarak 2021 finali yeniden İstanbul'a verilmiş, 2022 için St.Petersburg, 2023 için Münih ve 2024 için de Londra şehirleri belirlenmişti. Ancak aradan geçen 1 yılda Covid-19 salgını beklendiği kadar hızlı şekilde hayatımızdan çıkmadı ve tüm dünyada futbol karşılaşmaları özel statülerle sürdürülürken seyircileri statlara tam kapasite ile döndürmek mümkün olmadığı gibi maçların çok büyük çoğunluğu hala boş tribünler önünde oynanıyor.

 

 

2020/21 sezonu Şampiyonlar Ligi finalinin tüm bu gelişmeler ışığında en fazla %25 kapasite ile olsa bile İstanbul'da oynanacağı konusunda kimsede en ufak bir şüphe yoktu. Nitekim hem TFF hem de UEFA tüm hazırlıklarını tamamladı ve stat 29 Mayıs günü yapılacak finali beklemeye başladı.

Ancak hiç beklenmeyen bir şey oldu. Hani hava çok sakinken ani bir fırtına çıkar her şeyi alt üst eder ya, bir anda adeta bir fırtına patladı ve İstanbul'un final hikayesi bambaşka bir şekle büründü ve İstanbul finali yine elden giderek bir başka bahara kaldı.

 

 

Süreç nasıl başladı

Bu durumu ortaya çıkaran her şey 2 İngiliz takımı Manchester City ve Chelsea'nin finale kalmasıyla başladı. Hemen akabinde de İngiltere Hükümeti’nin Türkiye'yi yüksek riskli ülkelerin yer aldığı kırmızı seyahat listesine alması takip etti. Türkiye'nin kırmızı listeye alınması Türkiye'ye gelip İngiltere'ye dönen İngiliz vatandaşlarının bir otelde parasını kendi ceplerinden ödeyerek 10 gün karantinaya girmesi anlamına geliyordu. Yani kararla birlikte İngiliz finalinde İngiliz seyirci olmayacağı gibi İngiliz turistlerin de Türkiye'de tatil hayalleri suya düşüyordu.

 

Bununla birlikte İngiltere UEFA'dan 2 İngiliz ekibinin oynayacağı finalin Londra'ya Wembley Stadı'na alınması için talepte bulundu. Bu talebin kabulü Türkiye'nin ikinci kez mağdur olması demekti. UEFA Türkiye'nin onayı olmadan bu kararı alamayacağını ve Türkiye'nin yaşayacağı maddi manevi mağduriyetin giderilmesi gerektiğini İngiltere'ye bildirdi. Ancak iş bununla da bitmiyordu. UEFA kendi mensupları, davetliler, sponsorlar, yayıncı kurumlar, tüm dünyadan medya mensuplarının İngiltere tarafından oluşturulan Amber listesi (5 gün ev karantinası) ve Kırmızı listeye (10 gün otel karantinası) dahil ülkelerden olması nedeniyle bu kişileri İngiltere'ye karantinaya girmeden sokamayacağı için hükümete “ya bu kişilere özel izin verin ya da finali Porto'ya alırız” restini çekti. 

UEFA'nın bu ara çözümünün nedeniyse Portekiz'in İngiltere'nin Yeşil listesine dahil tek Avrupa ülkesi olması ve Portekiz'in diğer ülke vatandaşlarına karantina uygulamamasıydı. Yani İngiliz seyircilerin yer alabileceği ve herkesin gelebileceği bir final için tek çözüm Portekiz'di.

 

Bütün bu olanların ardından olaya hemen hamasi söylemlerle “yine elimizden aldılar” diye bağırıp kızarak değil, mantık çerçevesinde büyük resme bakarak değerlendirme yapmak gerektiği fikrindeyim. Bu durumun bazı önemli ayrıntılar nedeniyle Türkiye adına daha faydalı olacağını düşünüyorum.

 

Bunları sıralarsak;

Bir kere Şampiyonlar Ligi Finali sadece bir maç değil. Çok sayıda ayrıntısı olan dev bir organizasyon. Dolayısıyla tribünleri dolu olmayan dışarıda atraksiyonların olmayacağı bir organizasyonun tadı tuzu olmaz. Bkz: İstanbul 2005

İki İngiliz takımının oynayacağı bir finalde İngiliz seyircilerin olmaması finalin çok sönük geçmesine neden olurdu.

Zaten 15-20 bin kişiyle oynanacak finalin gelirleri tüm paydaşlar için normalinden çok daha az olacaktı ve bu gelir İngilizlerin gelememesi nedeniyle daha da düşecekti.
60 ila 700 Euro arasındaki bilet fiyatları Türk seyircinin de finale uzak kalmasına neden olabilirdi.

 

Tüm dünyada canlı yayınlanacak böyle bir maçta TV'lerde yorumcu ve spikerler "Türkiye'de korona vakaları çok fazla, ülke riskli ve kırmızı listede, İngiliz seyirci bu nedenle yok" gibi olumsuz söylemlerde bulunabilir böylece bu da ülkemiz adına turizm sezonu öncesi tüm dünyaya yapılmış kötü bir reklam olurdu.

Türkiye'nin bu finalle ilgili tüm harcama ve zararlarının tazmin edilmesi herhangi bir zarar ortaya çıkarmayacağı gibi Atatürk Olimpiyat Stadı'nın yapılan bakım da yanına kar kalmış olacak.
İstanbul'da 2023'te, yani Cumhuriyet'in 100. Yılında tamamen dolu statta etkinlik olarak gerçekleştirilecek bir finalin coşkusu ve getirisi bu yıl yapılacak bir finalin kat be kat üzerinde olacaktır.

 

TFF'nin rolü

Türkiye Futbol Federasyonu'na uzun zamandan beri hak ettiği eleştirileri yöneltiyoruz. Ancak bu defa TFF'ye ne geçen sezonki final ne de bu sezonki finalin İstanbul'dan alınması konusunda eleştiri yöneltmek çok doğru olmaz. Çünkü seyircisiz sönük finallerin ne maddi ne manevi bir getirisi olmayacaktı. Geçip gidecek ve akıllarda fazla bir şey kalmayacaktı. Oysa bütün dünya hala İstanbul 2005 finalini konuşmuyor mu?

Bakıldığında 2020 Olimpiyat Oyunları'nı da Japonya'ya kaptırmıştık. Oysa şimdi herkes “iyi ki o zaman kaybetmişiz, pandemi döneminde dev organizasyonu nasıl yapardık” diyor. Çünkü Japonya gibi bir ülkenin dahi Olimpiyat Oyunları'nın organizasyonu konusunda büyük sorunları var.

 

 

Burada önemli olan TFF'nin UEFA'dan elde edeceği kazanımların mutlaka Türkiye'yi her bakımdan tatmin edecek şekilde olmalı. Uğranılan zararlar ve Atatürk Olimpiyat Stadı'na yapılan harcamalar karşılanmalı. Konuşulan, İstanbul'a 2023 finalinin yanına bir de UEFA Süper Kupa karşılaşmasının da verilmesi. Bununla ilgili son karar muhtemelen UEFA'nın 9 Temmuz'daki yönetim kurulu toplantısında verilecek.

 

Ama şunu da belirtmeden geçmemek lazım. TFF Başkanı Nihat Özdemir'in “kuzu kuzu gelecekler” sözü inanılması güç ve o pozisyonda olup stratejik düşünmesi zorunluluğu olan biri için affedilmez bir hataydı. Bu sözlerin boşa çıkmasına ve bumerang gibi kendisine dönmesine şaşırdık mı? Tabii ki hayır. Özdemir'in göreve geldiğinden bu yana o kadar çok geri vites yaptığı sözü oldu ki, bunu o açıdan yadırgamıyorum.