AjanssporAjansspor uygulamasını indir

Kırılması çok zor bir rekorun sahibi

İlk Yayınlanma : 07 Eki 2020 - 17:49 / Son Güncelleme : 07 Eki 2020 - 17:50

Gazi Koşusu’nda üst üste 6 kez zafere ulaşarak kendi rekorunu geliştiren jokey Ahmet Çelik, TJK’nın Sesi dergisinin Ekim sayısına konuştu. İşte detaylar...

TJK’nın Sesi Dergisi ekibi olarak, altı yıldır her Gazi Koşusu’ndan sonra kupa töreninin hemen ardından kendisine mikrofon uzatıyoruz. O da daha teri bile soğumadan, Türk Yarışçılığı’nın Derbisi’ni kazanan jokey olarak hissettiklerini bizimle paylaşıyor. Bu defa Veliefendi Hipodromu’nun 48. Yarış Günü’nde bir araya geldik ve her Gazi Koşusu sonrasında olduğu gibi bir sonraki yarışa yetişme telaşı olmadan keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Sizleri, Ahmet Çelik ile henüz kariyerinin başında olduğu 2004 yılından, 2020 Gazi Koşusu’na kadar birçok konuda konuştuğumuz sohbetimizi okumaya ve geçmiş Gazi Koşusu günü çekilen fotoğraflarıyla süslediğimiz sayfalarımızda bir zaman yolculuğuna çıkmaya davet ediyoruz…

Ahmet Çelik... Adını, yarışçılık tarihimize “94. Gazi Koşusu Galibi” olarak yaldızlı harflerle yazdıran Call To Victory adlı tayın jokeyi Ahmet Çelik, artık belki de kırılması imkansız bir rekora imza atmış oldu. Şampiyon jokey 2015 yılında Renk, 2016 yılında Graystorm, 2017 yılında Piano Sonata, 2018 yılında Hep Beraber ve 2019 yılında da The Last Romance ile Gazi Koşusu'nu üst üste kazanmayı başarmıştı. Call To Victory ile 6. kez potoyu rakiplerinin önünde geçen Ahmet Çelik'in bu başarısı, ne İngiltere'nin Epsom Derby'sinde, ne Amerikan Yarışçılığı'nın en önemli mücadelesi olan Kentucky Derby'de, ne Fransa'da ne de İrlanda'da bugüne kadar görülmüş bir başarıdır.

CALL TO VICTORY’YLE ÇOK RAHATTIK...

2015 ve 2019 yıllarında Gazi Koşusu’nu Renk ve The Last Romance adlı taylar ile kazanmıştınız. Yarışseverler, bu her iki taya da dördüncü sırada şans vermişlerdi. 2016, 2017 ve 2018 yıllarında birlikte Gazi Koşusu kazandığınız Grasystorm, Piano Sonata ve Hep Beraber ise üçüncü sırada şans verilen taylar olmuşlardı. Bu yıl ise Gazi Koşusu’na ilk defa favori gösterilen bir tay ile katıldınız. Bu sizi nasıl etkiledi? Call To Victory ile Gazi Koşusu2nda gerçekten çok rahat yarıştığımızı söyleyebilirim. Çünkü zaten Gazi Koşusu öncesinde tüm rakiplerimize büyük bir üstünlük sağlamıştık. Koşuda da sadece 14 rakibimizin olması da kapanma ve yer bulamama ihtimalimizi çok azalttı. Sait Akson Koşusu'na kadar en ciddi rakibimizin Vernazza adlı safkan olduğunu düşünüyordum ama Sait Akson Koşusu'nun son düzlüğünde Vernazza bize yaklaştığında istesem farkı 6 - 7 boya kadar çıkartabileceğimi gördüm. Ama Call To Victory'yi ve sonraki yarışlarımızı düşündüğüm için bunu yapmadım. Çünkü birkaç defa ayak değiştirmenin safkanın bir sonraki yarış performansını etkileyebileceğini biliyordum. Biz, her şey yolunda giderse ve kısmetimizde de kazanmak varsa kazanacaktık. Bu yönüyle neredeyse sonucu kesinleşmiş bir Gazi Koşusu'ydu diyebilirim.

Ben koşularda bineceğim atları seçerken, söz konusu atların favori ya da sürpriz olup olmadığına bakmıyorum. Favori veya sürpriz bir tay ile Gazi Koşusu'na katılmak da belki hayatında ilk defa Gazi Koşusu'nda at binen veya daha önce hiç Gazi Koşusu kazanmamış bir jokeyi etkileyebilir. Ben bu yıl ile birlikte altı tane Gazi Koşusu, yüzlerce Grup Koşu bir o kadar da kupalı yarış kazandım. Bu hisleri daha önce tatmış bir jokey arkadaşımın da atının favori veya sürpriz olmasından olumsuz yönde etkileneceğini sanmıyorum. Gazi Koşusu öncesinde Graystorm ile 6, Call To Victory ile 9 koşuya katılmıştınız. Fakat Renk, Piano Sonata, Hep Beraber ve The Last Romance ile yarış pistine ilk defa Gazi Koşusu’nda çıktınız. Koşuya katılacağınız tay ile öncesinde yarış koşmuş olmanın avantajları var mıdır? Daha önce yarış pistine çıktığınız bir tay ile Gazi Koşusu'na katılmanın avantajları olduğu gibi birlikte hiç yarışmamış olduğunuz bir taya binmenin de avantajları var. Daha önce hiç piste çıkmadığım bir tay ile Gazi Koşusu'nda yarışmak beni çok hırslandırıyor çünkü o taya daha önce hiç binmemiş olsam da Gazi Koşusu öncesinde çok büyük bir ihtimalle birkaç defa rakip olarak piste çıkmış oluyoruz. Böylece o tayı daha önce gözlemlemiş oluyorum ve yarışın içinde hangi noktada ne yaptığını, ne yapabileceğini ve ne yapması gerektiği hakkında fikir sahibi oluyorum. Bu sayede bir plan yapıyorum ve o taya ilk defa Gazi Koşusu günü binmiş olsam bile sanki bütün yarışlarında ben binmişim gibi bir stratejim oluyor. Örneğin, bırakın piste çıkmayı, The Last Romance ile Gazi Koşusu öncesinde bir galop bile yapmamıştım. Starta da yedekte gittiği için kenter bile yapmadık. Kantarmasını ilk defa starta girdiğimiz anda gördüm ve bu şekilde yarıştık. Bu nedenle, iyi gözlem yeteneği olan bir jokey için o taya daha önce binip binmediği çok büyük bir önem teşkil etmez.

İZ BIRAKABİLMEK TEK HEDEFİM...

1927 yılından bu yana düzenlenen Gazi Koşusu’nu en fazla kazanan ismin 9 defa potoyu önde geçmeyi başaran Mümin Çılgın olduğunu görüyoruz. Gazi Koşusu’nu art arda yedinci defa kazanıp kazanamayacağınız bir yana, Mümin Çılgın’ın rekorunu geliştirme şansına da sahipsiniz. Böyle bir hedefiniz var mı? Jokeyliğe başladığım günden itibaren tek bir hedefim vardı; Türk Atçılığı'nda bir iz bırakabilmek. Şimdi baktığınızda Mümin Çılgın, Ekrem Kurt, Halis (Karataş) ve Selim (Kaya) ağabeylerimin atçılık var olduğu sürece isimleri anılacak şahsiyetler olduğunu görüyoruz. Halis Karataş çok uzun zamandır başjokey ve yarışçılık var olduğu sürece ismi anılacak. Selim Kaya'nın kazanmadığı yarış kalmamış. Ekrem Kurt'un ismi Apranti Eğitim Merkezi'nde yaşatılıyor. Mümin Çılgın, dokuz tane Gazi Koşusu kazanmış. Ben de bu kadar emek verdiğim bir işte, nasıl olur da bu isimler arasına girebilirim diye hep düşünüyordum. Sorunuza gelecek olursak, Mümin Çılgın dokuz adet Gazi Koşusu kazanmış ve rekoru elinde bulunduruyor. Bu çok büyük bir başarıdır. Herkes, Ahmet Çelik art arda 6'ncı Gazi Koşusu2nu da kazandı ve Mümin Çılgın'ın rekorunu kırmaya çok yaklaştı diye düşünüyor olabilir. Ama bu öyle bir şeydir ki, kazanmak kısmet olmadığı zaman ne yaparsanız yapın kazanamazsınız. 2014 yılındaki Gazi Koşusu'na Kuloğlu adlı safkan ile katılmıştık. Kuloğlu o gün yarışta sapmasaydı gerçekten çok rahat bir yarış kazanacaktık. 2013 yılında bir baş farkı ile yarışı kaybeden Çakal Carlos için son anda jokey değişikliği yapıldı. 2012 yılında ceza aldığım için binemediğim Matador Yaşar, Gazi Koşusu'nu kazandı. Bu şekilde çok başarılı bazı taylarla şansım yaver gitmedi ve Gazi Koşuları'nı kaçırdım. Bu yönden baktığınız zaman, eğer bana kısmet olsaydı bugün 8 - 9 tane Gazi Koşusu kazanmış olabilirdim. Bundan sonra da bir daha kısmet olmazsa altı galibiyette kalabilirim. Her şey nasibe bağlı. Gazi Koşusu'nu dokuz defa kazanabilmek gerçekten çok zor. Elbette, Mümin Çılgın'ın bu rekorunu egale etmeyi isterim ama bu gerçekten çok büyük bir hedef... İlk Gazi Koşusu zaferinizi kazandığınız 2015 yılında, Renk de dahil olmak üzere 21 tay start almıştı. Daha sonra her yıl sırasıyla 21, 17, 20 ve 19 rakip ile mücadele ettiniz. Fakat bu yıl Call To Victory’nin sadece 14 rakibi vardı. Bu durum 94. Gazi Koşusu’nu nasıl etkiledi? Gazi Koşusu'nda az rakibinizin olması, şansı yüksek olan taylara binen jokeyler için büyük bir avantaj getiriyor. Bazen yarış içinde sadece 2 tay bile sizi engelleyebiliyor, bir de 22 tayın start aldığını düşünün. 14 rakibinizin olduğu bir koşuda, mutlaka bir noktada birkaç tayın gücü tükenecektir. Son 600'e kadar
dinç gelen at sayısı belki 10'a hatta 8'e düşecektir.

Gücü tükenen taylar koşudan koptukça, sen de yarış içinde daha iyi yerler bulabiliyorsun. Mesela Renk ile kazandığımız, benim de ilk Gazi Koşusu zaferimi elde ettiğim yılı ele alalım. Ben daha önce hiç Gazi Koşusu kazanmamıştım ama Renk'e de o kadar çok inanıyordum ki, onu Sakarya Koşusu'ndan beri yakından takip ediyordum. Nitekim bazen biz Renk'e binmeyi teklif ediyorduk, ekibi başka bir jokeye söz vermiş oluyordu. Bazen de onlar Renk2e binmemi teklif ediyorlardı ama biz başka bir taya binmek için söz vermiş oluyorduk. İşte bu şekilde Renk ile Gazi gününe dek bir araya gelemedik. O gün hiç olmayacak bir şekilde, Halis (Karataş) ağabey başka bir tayı tercih etti. Özcan (Yıldırım) da kazandığı halde attan indi. Hal böyle olunca uzun zamandır binmek istediğim bir tay olan Renk için bana Gazi Koşusu2nda teklif geldi. Normal şartlar altında Gazi Koşusu öncesinde G2 Mehmet Akif Ersoy Koşusu'nu kazanan bir tayı kimse bırakmak istemez. Ama demek ki kısmet bizimmiş. Renk ile katıldığımız koşuda 20 rakibimiz vardı ve hepsini geride bırakmayı başardık.

Alın yazınızda kazanmak varsa, 21 ya da 14 tayın rakibiniz olması hiçbir şeyi değiştirmez. Call To Victory ile birlikte 9’u Grup Yarış olmak üzere, birbiri ardına katıldığınız 10 koşuyu da kazandınız. Üstelik Erkek Tay Deneme ve Gazi Koşusu’nu da kazanıp bu iki Klasik Koşu’yu hanenize yazdırmayı başardınız. Bildiğiniz üzere en son 2001 yılında Yalçın Akağaç idaresindeki Grand Ekinoks’un elde ettiği Triple Crown unvanına çok yakınsınız. Triple Crown konusunda şansınızı nasıl görüyorsunuz? Ben Triple Crown yapmaya 3 defa çok yaklaştım ama bir türlü kısmet olmadı. Benim at binmediğim Erkek Tay Deneme Koşusu'nda ikinci kalan Piano Sonata ile Gazi ve Ankara Koşuları2nı kazandım. Hep Beraber, Erkek Tay Deneme'yi kazandı, Gazi Koşusu'nu da birlikte kazandık ama sağlık sorunları nedeniyle Ankara Koşusu'na katılamadı. Triple Crown yapmaya en çok yaklaştığım tay ise Graystorm oldu. Graystorm ile birlikte Erkek Tay Deneme Koşusu'nu kazandık. Sırada Gazi Koşusu vardı. Graystorm, kısa mesafede daha başarılı olabilen bir safkandı. 2400 metrelik Gazi Koşusu bile onun için uzun bir mesafeydi ama çok kabiliyetli olduğu için Gazi Koşusu'nu da kazanmayı başardık. Ankara Koşusu'nda ise kameranın açısından dolayı pek belli olmasa da son 200'den itibaren yaptığımız atak ile farkı erittik. Son 100'de aramızdaki fark bir baş mesafesine kadar indi. Buna rağmen 2800 metre Graystorm için gerçekten çok uzun mesafe olması nedeniyle son anda bir boy fark ile ikinci kaldık. Bu yıl da Call To Victory ile Triple Crown yapmaya çok yakınız. Graystorm ile yarım boy farkla kaçırdık ama Call To Victory ile yarım boydan da yakınız. Eğer bir aksilik olmazsa ve her şey istediğimiz gibi giderse uzun bir aradan sonra Triple Crown yapmak bize nasip olabilir. Kariyerimde birçok ilk başardım. Triple Crown'ın ilki uzun bir süre önce yapılmış ama araya uzun yıllar girmiş. Böyle bir aradan sonra bu unvanı kazanmak ilki kadar kıymetli olacaktır.

Elbette her birinin ayrı bir önemi vardır ama sizin için en özel Gazi Koşusu hangisiydi diye sorsak? Bu soruya, ilk ve son Gazi Koşusu zaferlerim en kıymetlileri diye cevap verebilirim ama aslında hepsinin ayrı bir yeri var. Her bir zaferim birbirinden değerli. İlk Gazi zaferimi elde ettiğimde o güne kadar hiç tatmadığım duyguları tatmıştım. Ardından peş peşe kazandığım her bir Gazi Koşusu birbirinden kıymetli oldu. Başarımı, gözlem yeteneğime ve isabetli tahminlerime bağlıyorum... Bu yazıyı kaleme aldığımız tarihteki istatistikleri incelediğimizde, tüm yıllar ve tüm zamanlarda
katıldığınız 13692 koşuda, yaklaşık %60 oranında ilk dört sırada yer aldığınızı görüyoruz. İlk dörde girdiğiniz koşuların da yaklaşık %30’unu kazandınız. Sizce başarı, başarıyı mı getiriyor? Siz
başarınızı neye bağlıyorsunuz? Ben başarımı gözlem yeteneğime ve isabetli tahminlerime bağlıyorum. Bir atı bir defa izlediğim zaman, eğer bir sağlık sorunu yaşamazsa üç ay sonra neler başarabileceğini tahmin edebiliyorum. Mesela bir tay üç ay sonra bir sürat koşusuna katılacak olsun. Ben o tayı bir defa izledikten sonra başarılı olacağını düşünüyorsam takibe alıyorum. Örneğin daha dün genelde Handikap Koşulara katılan ve daha önce hiçbir Grup veya Açık Koşu'ya katılmamış bir tay ile A3 Mencule Koşusu'nu kazandık. Başka teklifler de geldi ama Selda Hanım için menajerime teklif geldiğinde hemen adıma söz verin dedim. Çünkü Selda Hanım'ın kazanabileceğini biliyordum. Hatta ekibim bana, “Teklif gelmeye devam ediyor, bekleyelim” demesine rağmen hemen kabul edin o ata bineceğim dedim. Selda Hanım ile koştuk ve kazandık. Bunun üzerine bir apranti kardeşim, “Ağabey, sen böyle bir at ile nasıl Açık Koşu kazanıyorsun?” dedi. Daha böyle çok örnek var; Yıldırımbey henüz “Yıldırımbey” olmamışken bile Grup Koşu'lara katılalım, bu at 3 yaşlıları koşuyor artık 3+ yaşlılara katılalım diyordum. Bir başka at sahibi, tayım startta kalıyor diye şikayet ediyordu.

Ona, “Sen bu atı Sürat Koşusu'na koş, ben kenter yaparmışçasına kolay kazanırım” dedim. Bunun üzerine, “Bu at startta kalıyor, o mesafede diğer atlara nasıl yetiştireceksin?” deyince, “Kamçı bile kullanmam!” deyip o şekilde kazandığım da oldu. Bu yönümü bilen at sahipleri de artık bana çok güveniyorlar. Bu sayede birçok safkan ile çok değerli koşuları kazandık. Bir başka örnek de bu yılki Dişi Tay Deneme Koşusu'na, Kurtel Ekürisi'nin Real Queen adlı tayı ile katıldık ve 3'üncü olduk. Real Queen bu yarıştan önce idmanda büyük bir kaza atlatmıştı. Buna rağmen başarılı da koştu. Aynı koşuda yer alan Prior ise 7'nci olmuştu. Üzerinden daha bir ay bile geçmeden yapılan 2100 metre mesafeli Kısrak Koşusu geldiğinde ise bu defa Prior'a binmek istedim. Düşünün, benim bindiğim tayın 3'üncü olduğu yarışta, Prior ancak 7'nci olabilmişti. Yerimde başkası olsa, kısa süre önce böyle bir kaza atlatan tay 3'üncü olabildiyse, bir sonraki yarışını kesin kazanır diye düşünür. Ben Kısrak Koşusu'na Prior ile katıldım ve kazanmayı da başardık. Bu örnekler çoğaltılabilir. Dediğim gibi ben başarımı öngörüme bağlıyorum.

PANDEMİ SÜRECİNDE ALINAN ÖNLEMLER ÇOK İYİYDİ...

Tüm dünyayı etkisi altına alan pandemi süreci her sektörü olduğu gibi at yarışı sektörünü de etkiledi. Mart ayından bu yana düzenlenen koşular seyircisiz olarak gerçekleştiriliyor. Bu bir jokey
olarak sizi nasıl etkiledi? Yarışların seyircisiz olarak düzenlenmeye başladığı ilk günler, bizim için gerçekten çok tuhaftı. İlk defa yarışa katıldığım 2004 yılından bugüne kadar hep yarışseverler ile bir aradaydık. Özellikle büyük yarışların düzenlendiği günlerde, padoğun etrafındaki cıvıl cıvıl kalabalığı özledim. Yarışseverler özellikle Grup 1 düzeyli koşuların düzenlendiği günlerde hipodromları doldururlardı. Geçtiğimiz Temmuz ayında, Ankara 75. Yıl Hipodromu'nda katıldığım G1 TBMM Koşusu'nda da kendimi bir garip hissettim. Jokey odasından çıktığım jokey arkadaşlarım ile birlikte sanki alelade bir yarışa çıkıyormuş gibiydim. Etrafta hiç seyirci yok. Ne bir tezahürat, ne bir espri, ne bir eleştiri hiçbir şey yok. Eleştiriler bile bazen hoşumuza gidiyordu. Durum bu şekilde ama yapacak pek bir şey yok. Her şeyden önce sağlığımız çok önemli. Özellikle halkımızın ve yarışseverlerimizin sağlığı için bu günleri böyle geçirmek durumundayız. Her işin başı, sağlıktır. Biz jokeyler işimiz gereği sıklıkla seyahat ettiğimiz için alınan önlemleri gözlemliyoruz. Olmadı, arkadaşlarımızdan duyuyoruz. Ayrıca medyayı da takip ediyoruz. Ben, Türkiye Jokey Kulübü'nün aldığı önlemleri hiçbir kurum ve kuruluşun almadığını düşünüyorum. Ayrıca alınan tedbirlerin uygulanması konusunu da çok sıkı bir şekilde takip ediyorlar. Bu disiplin sayesinde bugün seyircisiz de olsa yarışlar yapılabiliyor. Biz jokeylere iki günde bir defa test yapılıyor. Bu da bir vaka ortaya çıksa bile bulaşma riskini neredeyse sıfıra indiriyor. Bu nedenle çok rahat ve memnunum.

SAĞLIKLI KALIN...

Röportajımızın sonuna gelirken sizi örnek alan sporculara ve yarışseverlere bir mesajınız var mı? Ben sadece ülkemizde olduğunu sanıyordum ama tüm dünyada zirveye çıkan sporcular ağır bir şekilde eleştiriliyor, baskılara maruz kalıyor. Ben bu haksız eleştiri, baskı ve karalamalara hukuksal olarak cevap verebilirim ama sadece işim ile gündeme gelmek istiyorum. İnsanların özel hayatı kimseyi ilgilendirmez. Yıllarca emek verip bir noktaya getirdikleri kariyerleri bir anda bitirilen birçok sporcu var. İnsanlar, özellikle sosyal medyada çok acımasız olabiliyorlar. Ben, beni örnek alan sporculara, şahsınıza veya ailenize hakaret edilmediği sürece gereksiz eleştirilere kulak tıkamalarını tavsiye ediyorum. Doğru eleştiri, işinizi daha iyi yapmanızı sağlayabilir ama gereksiz kişiler tarafından yapılan gereksiz eleştiriler canınızı sıkmaktan başka bir işe yaramaz. Siz bu eleştirilere kulak tıkarsanız, bir süre sonra sıkılıp sizinle uğraşmayı bıraktıklarını göreceksiniz. Sevgili yarışseverler, şimdilik yarışları ekran başında izlemeye devam edelim. Biz jokeyler, siz buradaymışsınız gibi koşmaya, pistte elimizden gelen her şeyi yapmaya devam ediyoruz. Pandemi sona
erdiğinde yeniden bir araya geleceğiz. O günü sabırsızlıkla bekliyoruz. Ayrı kaldığımız için üzgün olsak da her şeyde bir hayır vardır. Hipodromlara gelemediğiniz günleri kafanızı dinleyerek, ailenize daha çok vakit ayırarak değerlendirebilirsiniz. Yeniden bir araya geleceğimiz günlere kadar şimdilik hoşça kalın. Lütfen önce kendinizin sonra da ailenizin sağlığı için COVID-19'a karşı alınan tüm tedbirlere uyun.

Sağlıklı kalın...