Muslera mucizesi, Nzonzi felaketi

8 Aralık 2019 00:39- Son Güncelleme - 8 Aralık 2019 00:40
Google news abonelik
Muslera mucizesi, Nzonzi felaketi

Muslera mucizesi,Nzonzi felaketi


Galatasaray’ı yarım yüzyıldır izliyorum, kendi sahasındaki bir lig maçında bu kadar ezildiğine ilk kez tanık oldum. ‘Muslera olmasa’ lafının elbette ki bir anlamı yok ama bu inanılmaz 3 puanın ve çok daha fazlasının da sahibi odur. Sarı-Kırmızılı takımın bu sezonki akıl almaz perişanlığı içinde hala birşeyler için aday gibi görülebilmesinin nedeni de bu muhteşem kalecidir.

1969-70’in ilk yarısında 15 maçta sadece 10 gol atabilmiş olma fiyaskosunu hatırlatan bu berbat sezonda Cim Bom tarihi bir yenilgiye uğrayabilirdi. Alanyaspor gol konusunda biraz becerikli olabilse ya da Muslera böylesine sihirli bir akşam yaşamasa, skorun 3-1’den başlayıp nerelere kadar gidebileceğini maçı izlemiş olanlara sorabilirsiniz.

Oysa maça iyi başlayan ve etkili olan taraf Galatasaray’dı. Ayrıca, Adem Büyük’ün attığı kafa golünde nasıl bir ofsayt çizgisi çizildiğini anlamakta yine zorlandık. Sanki bu oyuncunun biraz ilerde olan kolundan çizgi çizilmiş gibiydi. (Kuralı bilmeyenler az değildir, yazalım: Oyuncunun vücudunun gol atılabilecek bir bölgesinden çizgi çiziliyor. Yani ayaklar, dizler, göğüs filan sözkonus değilse en ilerdeki uzvunuz omzunuz olabilir, çizgi oradan çizilir.) Bunun sadece 1 kez gösterilmiş olması da, Galatasaray’ın VAR’la ilgili yakınmalarını haklı gösterecek noktalardan biriydi.

Maçın bütününde Galatasaray’ın en büyük sorunu ortaalanda top tutamamak oldu. Belhanda’nın biraz kıpırdanır gibi görünümü, Ömer Bayram’ın herşeyini ortaya koyan çabası ve Lemina’nın zaman zaman alkış alan hareketleri bile bu durumu değiştirmedi. Seri’nin verimsizliği ve özellikle de Nzonzi’nin oyuna hiçbir katkısının olmayışı, Sarı-Kırmızılı takımı çok sıkıntıya soktu.

Bu oyuncu için özel bir parantez açmamak mümkün değil. 2 sezon önce Sevilla’da oynarken muhteşem bir futbolcu görünümündeydi. Dünya şampiyonu Fransa’nın da kadrosuna girebiliyordu. 25 milyon gibi yabana atılmayacak bonservis bedeliyle Roma’ya gönderilmesine şaşmıştım. Orada pek sözü edilmeğe değer birşey oynamayışının mazereti İtalyan futbolunun sertliği olabilirdi. Demek, sorun bununla da sınırlı değilmiş. Roma yönetimi belli ki ‘Bundan hiçbirşey olmaz!’ kararına varmış.

Bana sorarsanız, böyle bir yargıda bulunmuş olsalar bile ‘nezaket göstermişler’ derim çünkü Nzonzi gerçekten felaket bir halde. Terim’in başkası varsa onu oynatmayışı da bunu gösteriyor. Dün oyuna hiçbir katkısının olmayışı bir yana iki kez çok rahat durumlarda yaptığı kafa vuruşları dehşet vericiydi. Birincisinde kalesini savunurken bomboş durumda topu kornere vurdu ve üstüste gelen kornerlerde Galatasaray kalesi mutlak gol tehlikeleri yaşadı. İkincisinde de orta çizgiden yaptığı bir kafa vuruşunda iki kanattaki arkadaşlarından birini seçip atağa başlamak mümkünken, bunu sanki rakip kaleciye pas verircesine yaptı!

Biz, Nzonzi’yi bu kadar uzun boyuna karşın oynama becerisi yüksek, oyun görüşü üstün, teknik açıdan üst düzey bir oyuncu olarak tanımıştık. Şu andaki haliyle bizim ligin en zayıf takımında bile oynayamaz! Ne top tutabiliyor, ne mücadele kazanabiliyor ne de sözü edilmeğe değer başka birşey yapabiliyor. Takımı ölüm-kalım savaşı verirken ‘beni ilgilendirmez’ der gibi bir halde dolaşıyor. Zaten Sarı-Kırmızılı takımda iyi-kötü birşey oynamaya çalışan adam sayısı bir elin parmaklarını bile bulmuyordu. Belki Marcao, biraz da Nagatomo çırpındı. Ötekiler adeta oyunu seyretti.

Sarı-Kırmızılı takımın bu akıl almaz yetersizliğinde elbette ki Terim’in ciddi bir kusuru var. Tamam sakatlıklar, milli maç aralarında yaşanan sorunlar filan önemli ama eldeki adamların hemen hiçbirinin fiziksel yeterliliğe sahip olmayışı nasıl açıklanabilir? Üstelik tek sorun da bu değil, takım ne kanat hücumu yapabiliyor, ne ortadan gidebiliyor, ne de rakip alanda herhangi bir hücum seti oynayıp sonuç alabiliyor. Hücumda rakip alanda en fazla iki pas yapılıyor, üçüncüde top rakibe teslim edilip çaresiz biçimde arkasından koşuluyor. Bunca yıldır sistemler kuran, taktikler üreten ve bunlarla da övgüler alan Terim’in herhangi bir oyun planı olmadığını görmek, şaşırtıcı oluyor.

Son iki yılın şampiyon takımının bu kadar bitik bir halde olması sadece sakatlıklarla açıklanamaz. Çok sayıda takımımız 13-14 kişilik kadrolarıyla harikalar yaratıyor. Bunların başında da lider Sivasspor geliyor. Alanyaspor, Malatyaspor gibi takımlar da bu özelliklere sahip. Başakşehir ve Trabzonspor’u söylemeye hiç gerek yok. Galatasaray’da ise ‘Ocak’ta görüşürüz’ söylemi hiçbir sorunu çözmüyor.

Bu mucize galibiyet başta Terim olmak üzere pek çok kişiyi büyük bir azaptan kurtardı. Maçta kötü bir sonuç olması halinde yaşanacakları kestirebilmek çok zor değildi. Ocak söyleminin anlamsızlığı bir yana, Sarı-Kırmızılı takımın yakın zamanda ayağa kalkabileceği bir görünüm yok. Bunun temel nedeni de sezona iyi hazırlanılmamış olması ve Terim’in neyi nasıl yapacağı konusunda pek sağlam kararlar alamayışı. Son dakikalarda oyuna giren Falcao taraftarı sevindirdi ama henüz topa vuracak halinin olmadığı da görüldü. İnşallah tekrar sakatlanmamıştır.

Alanyaspor, kısa tarihinin en parlak galibiyetini alabileceği bir maçtan puansız çıktı. Bütün savrukluğuna karşın ligin gol kralı adayı Cisse’nin cezalı oluşu onlar için büyük talihsizlikti. Böyle bir oyunda yakaladıkları sayısız pozisyondan bir-ikisini illa gole çevirebilir ve hiç değilse kazanmalarını sağlardı bu oyuncu. Galatasaray’ın bu sezon bir türlü oynayamadığı futbolun çok da zor birşey olmadığını gösteriyor Erol Bulut. Sadece Efecan’ın oyunun büyük bir bölümünde niçin bu kadar geride oynatıldığını pek anlayamadık. Onun normal yerine geçmesiyle Alanyaspor tek kale oynamaya başladı ve olağanüstü fırsatlar yakaladı. Bunu daha önce yapıp sonuç alabilirlerdi.