Rengarenk kuşlu nehrin takımı

1 Haziran 2020 11:26- Son Güncelleme - 1 Haziran 2020 11:55
Google news abonelik

HASAN BEGDİLİ

2006 Dünya Kupası'nın açılış maçını izledikten sonra şimdi adını hatırlamadığım bir futbol dergisi elime geçmişti. Derginin teması tabii ki de Dünya Kupası'ydı. Birçok sayfasını okuduktan ya da inceledikten sonra en güzelini sona saklamıştım. Hangi ülke ne zaman kupayı kaldırdı? 2002'den geriye doğru gitmeye başlamıştım. İlk Dünya Kupası şampiyonu olan ülkenin Uruguay olduğunu görünce çok şaşırdığımı hatırlıyorum, hatta bu ülkenin adını ilk kez duymuştum. Nasıl olur da Brezilya, Arjantin, Almanya, İngiltere gibi ülkeler varken ilk şampiyon Uruguay olur? O zamanlar 9 yaşında biri olan ben bunun cevabına yıllar sonra ulaşacaktım. Bu yazıda da bu soruya cevap vermeye çalışacağım.

Futbolun gelişimi her ülke için farklıdır fakat ülkelerin futbolla tanışması aşağı yukarı aynı hikayeye dayanır. İngilizler gittiği yere futbol oynamak için top götürür ve yerel halk bir süre sonra onlara dahil olur. Her Latin Amerika ülkesinde olduğu gibi, Uruguay'da da futbol kısa bir süre içerisinde popüler hale geldi.

İngilizler mucidi olduğu bu oyunda ne kadar muhafazakar davranıyorsa da Latin Amerika ülkeleri bu oyunun oynanış biçimindeki sınırları zorluyordu. Uruguaylı yazar Eduardo Galeano hem ülkesinden hem de futboldan büyük gurur duyarak bu durumu, "Aynen tango gibi futbol da gecekondularda çiçeklendi" diyordu.

Galeano'nun burada işaret ettiği bir gerçek vardı. Evet futbol çiçekleniyordu, belki de o dönemdeki kaba yüklerinden kurtuluyordu ama bundan çok daha önemli bir şey daha vardı; o da futbolun Uruguay'da diğer ülkelere göre daha çabuk kamusallaşmasıydı. Örneğin Brezilya'da melezler ve siyahların futbol oynaması yasaktı. 1924 ve 1928 Olimpiyat Oyunları'nda şampiyon olan Uruguay'da ise futbol diğer ülkelere göre herkesin ulaşabileceği bir oyundu. Dil, din, ırk fark etmeksizin bir futbol topu bulan herkes bu oyuna dahil oluyordu.

1920'lerin başında Britanya'da eski bir futbolcu olan Jorge Brown, "Kaleye yakın lüzumsuz paslar yüzünden futbol zayıflatıldı. Daha hoş, belki daha estetik, hatta görünüşte daha zekice ama ilkel hevesini kaybetti "diyordu. Aynı dönemde Uruguay kolektif değerleri yüceltiyor, futboldaki bireyselliği belli seviyede arka plana çekiyordu. Uruguay böylece Avrupa'da turne yapan ilk Latin Amerika ülkesi oluyordu.

1901 doğumlu futbol yöneticisi Ondino Viera, Uruguay futbolu için şu ifadeleri kullanıyordu:

"Uruguay futbol ekolünü, teknik direktörler, fiziksel hazırlılıklar, spor hekimliği, uzmanlar olmadan kurduk. Sadece Uruguay'ın arazilerinde meşin yuvarlağı sabahtan öğlene, sonra da ay ışığı altındaki geceler boyu kovalayarak. Birer oyuncu olmak için, bir oyuncunun olması gerektiği gibi olmak için yirmi yıl oynadık: Topun mutlak hakimi olmak... Bizim oyunumuz vahşi bir futboldu. Deneysel, kendi kendine öğrenilmiş, yerel stilde bir futboldu."

Uruguaylı yazar Alejandro Gimenez ülkesinin futboldaki başarısını anlatmak için sanayi devrimi öncesine kadar gidilmesi gerektiğini söylerken, "Burada iki büyük grup var, Guaraniler ve Charrualar. Uruguay kelimesi Guarani dilindedir. Rengarenk kuşlu nehir anlamına gelir. Ama Charrua'nın da savaşçı bir yönü vardır. Asla teslim olunmayacağını belirten 'Garra Charrua' felsefesi buradan geliyor. Uruguaylıların taşıdığı başkaldırı ve cesaret duygusu böyle adlandırılır" ifadelerini kullanıyor.

1924 Olimpiyat Oyunları'nın zamanı geldiğinde Uruguay doğal favoriydi. Arjantin ise olimpiyat oyunlarına katılmamayı seçmişti. Uruguay, Avrupa seyircisinin de büyük beğenisi kazanarak şampiyon oldu. Arjantin, ülkesine şampiyon olarak dönen Uruguay'ı gözüne kestirmişti. İki ülke arasında oynanan iki maçın sonunda Arjantin 3-2'lik galibiyete ulaşıyordu. 4 yıl sonra 1928 Olimpiyat Oyunları'nda iki ülke finalde karşı karşıya gelirken şampiyon yine Uruguay oluyordu. Futbolun erken dönemdeki en önemli rekabeti bu iki ülke arasında geçiyordu.

FIFA en büyük organizasyon olan Dünya Kupası'nı düzenlemeye karar verince ülkedeki huzur ortamı ve 1924 ile 1928 Olimpiyat Oyunları şampiyonlukları göz önüne alındığında ev sahibi olarak Uruguay'ın adı yükseldi. O dönem savaş ve ekonomik sorunlarla boğuşan birçok Avrupa ülkesi kupaya katılmayı reddederken final yine tanıdık rakipler arasındaydı.

Uruguaylı tarihçi Juan Sasturain, 1930 Dünya Kupası finali için, "1930 finali bir mahalle finaliydi" ifadesini kullanıyor. Bu hem o dönemde medyanın az olan ilgisi sebebiyle geçerli hem de birbirlerini çok iyi tanıyan, handiyse komşu iki mahalle takımlarının mücadelesiyle.

Bu 'Mahalle Finali'nde' Arjantin ilk yarıyı 2-1 önde tamamlasa dahi Uruguay karşılaşmayı 4-2 kazanarak Dünya Kupası tarihinin ilk şampiyonu oluyordu.

1934 ve 1938 Dünya Kupası'na katılmayı reddeden Uruguay, 2. Dünya Savaşı'nın ardından düzenlenen 1950 Brezilya'ya katılma kararı almıştı. 1950'nin finalinde ise ev sahibi ülke ile Uruguay karşılaşacaktı. Brezilya'da bugün bile akıllardan çıkmayan bir olay: Maracanazo. 170.00'den fazla taraftarın desteği önünde oynayan Brezilya. Ve 11 Uruguaylı.

1950 finalinde Brezilya ilk kez Dünya şampiyonu olacaktı. Buna kesin gözüyle bakılıyordu. Hatta rivayetlere göre FIFA Başkanı Jules Rimet, Brezilya'yı tebrik eden konuşmasını maç öncesi hazırlamıştı. 47. dakikada Friaca'nın golüyle Brezilya 1-0 öne geçtiğinde şampiyonluk tescillenmişti(!) Uruguay'ın ise Brezilya'yı izlemeye niyeti yoktu. Önce 66. dakikada Schiaffino ardından da 79. dakikada Ghiggia'nın golleriyle Uruguay 2-1 öne geçiyordu ve karşılaşmanın son düdüğü çaldığında Dünya Kupası şampiyonu oluyordu.

Ghiggia yıllar sonra o golü anlatırken -ülkesinde bu gol sebebiyle acımasız eleştirilere göğüs geren- Brezilyalı kaleci Barbosa'nın golde hata yapmadığını söylüyor ve devam ediyordu, "Sol tarafa yatmayarak hata yapmadı. O akla en yatkın olanı yaptı. Benim yaptığım çılgınlıktı ve şansım yaver gitti. Futbolda şans şarttır. Ancak o şansı iyi kullanmayı da bilmek gerekir."

1924 ve 1928'de Olimpiyat Oyunları şampiyonu olan bu küçük Latin Amerika ülkesi katıldığı ilk 2 Dünya Kupası'nı da müzesine götürüyordu. Belki de Uruguay'ın da şansı tıpkı Ghiggia gibi yaver gitmişti ya da Uruguay önce bu şansı yarattı, ardından da kullanmasını bildi.