Spor yazarları Galatasaray için ne dedi? | "Ayakta kalan tek adam oydu"
Editör: Özgür Koç
Son Güncelleme /
Spor yazarları, Galatarasaray'ın Şampiyonlar Ligi'ndeki ilk maçında Sporting Lizbon'a 3-1 yenildiği karşılaşmayı değerlendirdi.

Son 5 Haber
- Haberin Kaynağı:
- Ajansspor
Galatasaray, UEFA Şampiyonlar Ligi'nin ilk haftasında konuk olduğu Portekiz temsilcisi Sporting'e 3-1 yenildi.
Öne geçtiği maçtan mağlup ayrıldı
Jose Alvalade Stadı'nda oynanan maçta Gonçalo Inacio'nun kendi kalesine attığı golle öne geçen sarı-kırmızılılar, Geny Catamo, Luis Suarez ve Rodrigo Zalazar'ın gollerine engel olamadı.
Bu sezonki ilk yenilgisini yaşadı
Sarı-kırmızılı ekip, bu sezon resmi maçlardaki ilk mağlubiyetini aldı.
Bu sezon Sporting maçına kadar tüm karşılaşmalarına Trendyol Süper Lig'de çıkan Galatasaray, söz konusu 4 maçta 3 galibiyet, 1 beraberlik elde etti.
Süper Lig'deki son 3 maçı kazanan Okan Buruk'un öğrencileri, Sporting yenilgisiyle hem bu sezonki ilk mağlubiyetlerini yaşadı hem de galibiyet serilerini sürdüremedi.
Spor yazarları Sporting - Galatasaray maçını şöyle değerlendirdi:
Banu Yelkovan: Osimhen'sizlik problemi!
Osimhen'siz ilk 11 açıklandığında birçok Galatasaray taraftarı içinden ‘fena değil’ diye geçirdi; bu yüksek sesli bir iddia değil, olsa olsa bir teselli cümlesiydi. Ama en cesur hayalde bile 5. dakikada öne geçmek yoktu. Sonra top biraz karambol, biraz Torreira ağlara gitti, hakem golü verdi. Alvelade’de 45 dakika boyunca oynayan taraf Galatasaray oldu.
İlk yarı, Galatasaray’ın ligde henüz göstermediği bir seviyeydi. Maç öncesi Sporting’in topa sahip olacağını, Galatasaray’ın hızlı kontralar kovalayacağını düşünenler bile şaşırdı. 24. dakikada VAR’dan gelmeyen kırmızı karta bile kimse üzülmedi, ne de olsa takım oynuyordu. Osimhen olsa maç çoktan kopardı. Ama yoktu. Ev sahibi 27. dakikada Catamo’yla eşitliği yakaladı.
Devre arasında herkes Torreira 60. dakika civarında yorulduğunda ne olacağını sorguluyordu. Galatasaray o eşiği göremedi bile. İkinci yarı, önce VAR’dan teyitli penaltıyla ev sahibi lehine 2-1’e geldi, ardından Zalazar’ın 25 metreden üst köşeye bıraktığı frikikle 3-1’e. İkinci yarı başlar başlamaz maç bitti.
Geçen sezonun ilk Şampiyonlar Ligi maçında deplasmanda Frankfurt’a karşı 8. dakikada öne geçmiş, eve 5-1’lik skorla dönmüştü Galatasaray. Daha o travmayı atlatamamış taraftarlar bir deja-vu yaşıyordu. İlk yarıdaki verilmeyen kırmızı kart ve Türkiye’de büyük olasılıkla VAR’dan dönecek penaltı sorgulanmaya başladı.
Bizde VAR, hakemin kararını değil, kendini koruyor; ekran açıldığı an hakem derin bir nefes alıyor. UEFA’da hakemin yorumu, bariz biçimde yanlış değilse VAR sonrası da ayakta kalıyor. Nitekim bu maçta hakemin kararı üç kez tartışıldı üçünde de karara dokunulmadı.
Maçın son dakikalarında yapabileceği tüm değişiklikleri yaparak tabelayı değiştirmeye çalıştı Okan Buruk. Pozisyonları artırsa da skor değişmedi.
Bardağın dolu tarafına ilk 45’teki oyunu bol kepçe koysak bile ancak çeyreğini doldurur. Geriye, kendi mevkiinde oynamayan oyuncular ve 90 dakikayı çıkaramayan bir takım kalır. Geçen sezon o ilk maçtan sonra son 16’ya çıkan performansı hatırlayanlar bile, bu fazlasıyla Osimhen’e bağımlı oyunu sorgulamaya başlar. (Hürriyet)

Güntekin Onay: Galatasaray ilk yarı iyiydi ama...
Galatasaray, Victor Osimhen’siz kadrosuyla ilk yarıda sahanın tamamen hakimiydi. Maçın başlama düdüğü ile birlikte ön alan baskısını çok etkili yapan sarı kırmızılılar, Sporting takımını da şaşırttı. Orta alanda Lucas Torreira ve Sara’nın organizatörlüğünde çok iyi pas yapan temsilcimiz golü de buldu.
Öne geçtikten sonra da oyun anlayışından ödün vermeyen Galatasaray, Sporting’e yaptığı pres ile rakibini sürekli uzun topa zorladı. Ev sahibi ekip beraberlik golü öncesinde bir kaç dakikalığına dengeyi yakaladı ve hiç de aramadığı gole bu bölümde ulaştı. 1-1’e iyi reaksiyon gösteren Galatasaray, Sane ile net bir gol fırsatından yararlanamadı. Açıkçası ilk 45 dakikadaki oyun Şampiyonlar Ligi’nde bir deplasmanda ancak bu kadar pozitif olabilirdi ancak bu oyun ve ilk yarıdaki pozisyonların karşılığı 1-1 olmamalıydı.
İlk yarıda topun arkasında bekleyen Sporting Lizbon, ikinci devrede Galatasaray’ı daha önde karşılamaya başladı. Daha cesur ve agresif bir futbol ile temsilcimizin savunma zaaflarından faydalanarak hem 2 gol buldu hem de net pozisyonlar üretti. Galatasaray ise gerek tempo gerekse de oyun olarak ikinci 45 dakikada Sporting’e cevap veremedi.
3-1’den sonra son bölümde Galatasaray’ın rakip yarı sahada atak görünmesi de rakibin izin verdiği ölçüde oldu. İlk yarıda Sporting’i ön alan baskısı ile zor durumlara düşüren Okan Buruk’un takımı, ikinci devrede aynı enerjiyi devam ettiremedi. Bu seviyede ön alanda yapılan pres, özellikle de bir deplasman maçında ne derece doğru bir strateji, bu tartışılır. Galatasaray’da yorulana kadar Torreira’yı beğendim. Ancak yeni transfer Batrakov, yeteneklerini sergilemek için alan ve zamana ihtiyacı olan ve bu seviyenin altında bir futbolcu görüntüsü verdi.(Hürriyet)
Osman Şenher: İyi başlangıç, kötü son
Ne olursa olsun, rahatsız edici bir skor. İlk yarı oynanan futbola bakıyorum, gayet koşan, iyi mücadele eden, yardımlaşan bir Galatasaray vardı sahada. Sane son vuruşlarda başarısız olmasına rağmen, Sporting defansını resmen silkeliyordu. Batrakov hem hücumda hem savunmada epey etkiliydi.
İşin gerçeği; hakem Galatasaray’ı kötü silkeledi. İlk yarının ortasında Batrakov’un karnına resmen kasti bir tekme atılıyor, bu pozisyon dünyanın her yerinde kırmızı kart ama Norveçli hakem sarı kartla geçiştirdi. Sporting’in kazandığı penaltıda Uğurcan’ın da Jakobs’un da rakibe müdahalesi yok, hakem beyaz noktayı gösterdi. Hakikaten sarı-kırmızılıları katletti.
İkinci yarı sahada çok kötü bir Galatasaray vardı. Barış Alper santrfor olarak oynayamıyor, bu kesin. Böyle olunca takım bir kişi eksik oynuyor. Biz Deniz Gül’ü gözümüzde çok büyütüyoruz. Hoca da bunun için ilk 11’de oynatmıyor herhalde. Tabii doğrusunu kendisi bilir.
Takım gol yiyor, hoca değişiklik yapıyor. İkinci golü yiyor, yine değişiklik yapıyor. Bu değişiklikler gol yemeden önce yapılsa daha etkili olmaz mı? Sane çıkıyor, Batrakov çıkıyor, hücum gücü tamamen kayboluyor, orta saha tamamen çöküyor. Leao bu şartlarda oyuna girse ne olur girmese ne olur, ona da yazık. Orta yapsa kim kafa vuracak? İşin Türkçesi bu Sporting’i Cim Bom’un yenmesi gerekirdi.
Evet Osimhen’in oynamayışı takımı çok etkiliyor. Peki sezon başında bunun planı yapılmadı mı? Deniz’in veya Barış’ın santrforda oynamasıyla bu takım bir sezonu tamamlayabilir mi? Veya Osimhen bir sezonda 60 maç oynayabilir mi? Icardi gönderilmeden önce bunların hesabının yapılması gerekirdi.
Sonuçta, Galatasaray’da sistem oturmamış. Futbolcular oynadıkları mevkide zorluk çekiyor. Sadece Devler Ligi değil, Süper Lig’de de bu sıkıntılar devam eder. (Milliyet)

Halil Özer: Pil bitti
Şu kayıp maç nasıl özetlenebilir bilmiyorum. 45 dakika mükemmel 45 dakika tam bir felaket.
İlk yarı müthişti Galatasaray. Net söyleyebilirim ki son yıllarda deplasmanda gördüğüm en iyi Galatasaray’dı.
Alanları sıkıştıran kompakt oyun ev sahibi takımın nefesini kesti. Hele bunun Osimhen olmadan oynanması Galatasaray için daha değerliydi. Doğrusu Osimhen yokluğunda bu futbolu hiç beklemiyordum. Ama sadece bizi değil kendi taraftarını da mahcup etti Galatasaraylı futbolcular. Tamam Barış Alper belki Osimhen gibi değildi. Onun kadar etkili olması zaten söz konusu bile olamazdı. Ancak kötü oynadığını kimse söyleyemez. Sadece Jakobs’un yerini yadırgadığını gördüm o kadar. Torreira orta alanın yıldızıydı. Adam tek başına Sporting orta sahasını hayata küstürdü.
Gol daha ev sahibi takımın top ayağına değmeden geldi. Golden sonra da Galatasaray kendi sahasında gibi oynadı. Sporting sadece 50 bin kişi önünde kontraya mahkum oldu.
Okan hoca belli ki bu maça çok iyi hazırlanmış. Ayrıca eldeki malzeme de bu. Bir tek bu seviyede Leao’yu kullanabilirdi o kadar. Ancak her şey yolunda giderken Galatasaray çok gereksiz bir gol yedi. Orada Batrakov rahatlıkla uzaklaştıracağı topu kaybetti ve beraberlik geldi.
Bu gol takımımızı bozmadı. Ama Sane öyle bir gol kaçırdı ki inanılır gibi değildi. Belki de maçın kader anıydı.
Ve 2. yarı her şey terse döndü. Tepetaklak olduk. Daha doğrusu pil bitti. Sahneye bambaşka bir Galatasaray çıktı. Hiç bir şekilde kontrolü sağlayamadılar. Rakibin olağanüstü hızlı kontraları karşısında çaresiz kaldılar. İki top yapamadılar. Hücuma çıkamadılar. Sane, Barış, Yunus hepsi kayboldu. Bir de anlamsız bir penaltı olunca Galatasaray pes etti.
Ama Sanchez’e de teşekkür etmek lazım. 3-1’den sonra o olmasa tarihi fark bile gelebilirdi. Yani ayakta kalan tek adam oydu. (Milliyet)
Cem Dizdar: Skorda geriydi oyunda değil!
Maç öncesi Victor Osimhen, Mario Lemina ile Wilfred Singo gibi önemli oyuncularından yoksun Galatasaray üzerine yapılan analizlere "tedirginlik" hakimdi. Lakin ilk devre boyunca sahadakilerden tedirgin görüneni, ev sahibi Sporting oldu. Yenilen gol dışında rakibe dişe dokunur bir şeyler yaptırtmayan Galatasaray "gol beklentisi" dahil tüm istatistiklerde açık ara öndeydi. Gösterdiler ki, oluşturdukları oyun alışkanlığını - buna oyun ezberi diyenler de var - oyuncu fark etmeksizin tıkır tıkır işletebiliyorlardı. Belki taç atışıyla buldukları gol "alışkanlık dışı" olarak kaydedilebilir, ancak "kaçan 3 net pozisyon" dahil diğer tüm denemeleri otomatikleştirilmiş süreçler olarak çeşitli maçlarda şahit olduğumuz türdendi.
İkinci devre temponun yükselmesine izin vermeyen bir düzenle çıktı Galatasaray. Oyunu kontrol etmeyi sürdürürken kaleci Rui Silva’nın orta sahadaki Gabriel Sara’nın ardına geçirdiği uzun topa müdahale edilemedi. Ardından önce penaltı ve Luis Suarez’le golü de bulduklarında yolunda giden her şey bir anda alt üst oldu.
Üçüncü golün ardından tempoyu yükseltip maç başındaki ritmi yakalamaya çalıştılarsa da hem Galatasaray’ın fiziksel durumu hem Sporting’in "güvenlik ayarları"nı açmış olması gidişatın değişimini mümkün kılmadı. Şampiyonlar Ligi’nde kazanmak için maçın bir devresi ya da bir bölümünü üst düzey oynamak yetmiyor maalesef. Baştan sonra dengeli bir oyun inşa edip çözüm üretecek an ve bölümleri bu tutarlı, kararlı oyunun içine yedirmek esas oluyor. Denebilir ki, "İkinci golde penaltı ağır bir karardı!" Doğru da olabilir... Ancak penaltıya sebebiyet veren o sadelikteki bir hücuma engel olamamak da önemli bir savunma sorunu olarak not edilmeli. Elbette buna ilk Sporting golündeki durum da dahil. Önemli eksikleri olan Galatasaray yenildi belki ama oyun olarak skorun gösterdiği kadar rakibinin gerisinde değildi. Şimdi bundan sonrası için bahane üretmeden çözümlerin peşine düşülmeli... (Fanatik)
Serkan Akcan: Aynı filmi izledik
Galatasaray geçen sezon Şampiyonlar Ligi açılışında Frankfurt deplasmanında ne yaşadıysa Lizbon’da da başına aynısı geldi. Frankfurt’ta 1-0’ı bulmuşken Barış Alper’in kaçırdığı net gol, dün gece Sane ile bir kez daha gerçekleşti. Senaryo mutlu sona evrilecekken rakibe verilmeyen kırmızı kart ve ikinci yarıda olmayan bir penaltıyla maç Galatasaray’ın ellerinden kayıp gitti. Galatasaray, Lizbon deplasmanında iyi değil, çok iyi bir başlangıç planına sahipti. Osimhen’in yokluğunda Barış Alper Yılmaz’ı santrforda kullanan Okan Buruk, şartlar ne olursa olsun takımının ön alan baskısından taviz vermeyeceğini göstermek ister gibiydi. Barış, gücüyle, hızıyla baskıyı bir an bile bırakmadı. Arkadan gelen Yunus, Sane ve Sara’ya hep alan açtı. Galatasaray’da herkes büyük bir konsantrasyona sahipken maça odaklanamayan tek Galatasaraylı Sane’ydi.
Torreira mükemmel bir ilk yarı oynadı. Uruguaylı orta saha 47/47 pas (%100 isabet) ile sıfır top kaybı yaptı. Galatasaray’ın öne doğru çıkışları kadar topu geri kazanımlarında da hep Torreira vardı. Şampiyonlar Ligi seviyesinde üst düzey bir orta sahanın tarifini yapar gibiydi Torreira. Attığı gol de cabası. Ne var ki ilk yarıda Galatasaray ön alanda yaptığı baskıyla oyun farkını yaratmışken, ikinci yarının başlamasıyla birlikte Sporting’in baskısı tüm planı bozdu. Kadro planlamasını geç yaptığı için transferlerini dün ilk 11’de sahaya süremeyen Galatasaray, stoperde Jakobs ile oynamak zorunda kaldı. Nitekim Okan Buruk ve futbolcuları, Jakobs’un ikinci yarıda düşmeye başlamasıyla maçın momentumunu kaybetti.
Sporting; Suarez, Guilherme, Zalazar ve Catamo’nun baskılarıyla Sanchez’i kilitledi, Torreira ve Sara ile savunmanın arasına duvar örüp Galatasaray’ı uzun topa yönlendirdiler. Burada Sara’nın daha fazla inisiyatif alması gerekirdi ama alamadı. Okan hoca da değişiklikleri geç yapınca skor bir anda anlamsız ve haksız bir penaltıyla Sporting lehine döndü. (Fanatik)

Tunç Kayacı: Hayal kırıklığı!
Şampiyonlar Ligi’ne Lizbon’da merhaba diyen Galatasaray’ın zorlu Sporting deplasmanında, ilk yarı yediğimiz gol hariç, her şey planlandığı gibiydi. Okan Buruk kısmen şaşırtan bir kadro çıkarsa da sahadaki mücadele ve futbol doğru oyunu bize gösterdi. Pas kalitesi yüksek orta alan ile rakibe momentumu vermezken az ama etkili ataklar yaptık 2. golü de çok rahat bulabilirdik. Öyle organize hücumlar yaptık ki tam Osimhen’lik maçtı dedirtti. Barış Alper o bölgenin yabancısı değil, ama Barış eski performansında değil sorun orada. Sane, saman alevi gibi bir iyi bir kötü oynarken mutlak bir golü de çok rahat pozisyonda dışarı atarak takımını 2. golden etti. Genel anlamda ilk yarıyı değerlendirmek gerekirse gerçekten iyi bir başlangıç oyunu ortaya koyduk, panik yapmadan topu tutup rakibi koşturup baskı yemedik. Yediğimiz gol gerçekten ceza alanı içinde orta alandaki isimlerin savunma zaaflarından geldi ve kolay bir vuruşla topu ağlarımızda gördük.
İkinci yarı için Okan Buruk’un rakibinde daha da üstümüze geleceği ve risk alacağını düşünerek kulübeden ofansif kozlarımızı sahaya sürmesini bekledik… Ancak 60. dakikada oyuncu değiştirme hastalığı ve basit bir penaltı sonrası ağır bir karar ve 2-1 yenik duruma düştük. Sane ısrarı yenik duruma düşene kadar sürdü ve Leao’yu nihayet oyuna soktu Okan Buruk… Ancak iş işten geçmiş gibiydi çünkü Sporting rüzgârı arkasına almıştı, Salazar’ın frikik golüyle oyun ritmimiz iyice kayboldu. Oysa ikinci yarının başında Leao ile başlasa gol arayan risk alan rakip karşısında çok daha etkili olurdu Portekizli yıldız. İşte bu anlarda yönetimin Şampiyonlar Ligi oynayacak bir ekip için transferde ne kadar geç kaldığını daha iyi anladık. Oysa sezona yeni transferlerle hazırlanılsa çok daha güçlü, bu seviyeyi kaldırabilecek bir takım olurdu dün geceki gibi tek devrelik değil…
90 dakikanın özeti; geçen sezonun Şampiyonlar Ligi serüveninden ders çıkartılmamış. Dün gece şunu net gördük biraz iyi hazırlansak iyi kadro erken transferler yapılsa Lizbon’dan puan veya puanlara dönebilirdik. Yediğimiz gollere baktığımızda takım savunmasındaki zaaflar çok net ortaya çıkıyor. Bir de buna yaptığımız hücumlarda sonlandırma sorunu eklenince hayal kırıklığı kaçınılmaz oldu. (Fanatik)
Levent Tüzemen: Yenilgi: Hakemler&Okan Buruk
Maçın Norveçli hakemi Eskas ile VAR'ın Alman hakemi Dingert adaletli kararlar vermedi. Altimira'nın, Batrakov'un karnına attığı tekme net kırmızı karttı. Eskas, sarı gösterdi. Altimira da sevinçten hakemi alkışladı. Luis Suarez'e Eskas'ın çaldığı penaltı saçmaydı ama VAR'daki Alman Dingert, "Gel Norveçlim pozisyonu incele" bile demeyip kararı onayladı. İğneyi hakemlere batırdık, çuvaldızı da Okan Buruk'a batıracağız. Galatasaray 2-1 geriye düşüyor, Leao giriyor; skor 3-1 olunca Deniz Gül'ü oyuna atıyor. Oysa 1-1'lik skorla devreye Galatasaray girdiğinde oyunda sırıtan iki futbolcu vardı; Biri Leroy Sane, diğeri de kaptan Yunus. Bu ikili, top ayaklarına geldiğinde oynuyor ama rakibe gölge savunma yapıyordu. Aslında Galatasaray sahada 11 kişiydi ama 9 kişi oynuyordu. Skor rehavet yaratmamalı, bir teknik adam oyunu doğru okumalı. Devre arasında oyuncu değişmez diye bir kural mı var? Sane müthiş bir pozisyonda golü resmen harcadı. Yunus da birçok pozisyonda devamlılık gösteremedi. Hamleleri Okan hoca, maalesef Galatasaray geriye düştükten sonra yaptı. 85. dakikada Nhaga, İlkay ve Ugochukwu'nun oyuna girmesi ise komediydi. Devler Ligi bu tür hataları kabul etmiyor. Sporting'in ilk golünde Sane, Zalazar'ı kovalamadı. Kaleci Uğurcan'a saygı duyuyorum ancak sezona maalesef çok iyi başlayamadı. Her maçta ciddi hatalar yaptı. Sporting önünde de hep riskli oynadı. Futbolda basit oynayacaksın. Galatasaray, puan alacağı maçta hakemlerin hataları, Okan hocanın geç hamleleri yüzünden Lizbon'da mağlup oldu. Galatasaray'da kaybetmeye isyan eden, ayakta kalan ve çok çalışan tek isim Toreira oldu. (Sabah)
Bülent Timurlenk: Okan Buruk’tan pozitif katkı yok!
Jakobs'u stoperde, Eren'i sol bekte, Yunus'u sol kanatta, Barış'ı en önde kullanmak Galatasaray'ın ideal 11'inden 4 taşı yerinden oynatmak demek. Taşları yerinden oynayan takımların mekaniği bozulur ama G.Saray dün gece Lizbon'da kusursuz çalışan bir makine gibi başladı. İki sezon önce Kadıköy'de Mourinho'ya karşı Yunus'u sol kanatta sahaya çıkarıp orta sahanın artı bir adamı olarak konumlandıran Okan Buruk, benzer bir tercihi dün Sporting'e karşı uyguladı. Bu da G.Saray'a hem topa sahip olmayı hem de rakibin geçiş hücumlarını önlemeyi sağladı. Ev sahibinin tutuk başladığı bir maçta 1-0 öne geçmek ve oyunun momentumunu elinde tutarken ikiyi bulmamak elbette talihsizlik ama Portekizliler, dişe dokunur tek hücumlarında kolay bir golle beraberliği buldular. Leroy Sane'nin kaçırdığı çok net pozisyon gol olsa Galatasaray, devreye de önde giderdi. İkinci yarı Frankfurt benzeri bir kâbus yaşadı Galatasaray. 46'dan itibaren 1-1'i koruma amaçlı bir kafa vardı. Topa sahip olmayı kaybettiler. Penaltı ağır bir karar olabilir, üstüne bir de çıkması çok ama çok zor bir frikik. Okan Buruk ikinci yarıda değişikliklerle pozitif hiçbir katkı veremedi takımına. Ligde 4 maçta yenilen 6 golün bir devam istatistiğidir Lizbon'da yenilen 3 gol. İlk yarı bittiğinde bir puan yetmez denilen oyundan son düdükle 3 puanı bırakmak çok ama çok düşündürücü. Galatasaray adına dün geceki karşılaşmada sahanın adamı Lucas Torreira oldu.(Sabah)
Ömer Üründül: Net kırmızı kart verilmedi
Galatasaray dün gece çok iyi bir ilk 45 dakika oynadı. Topa sürekli sahip olarak hem kontrolü elde tuttular hem de hücum girişimlerinde bulundular. Ayrıca en büyük artı bu yarıda rakibe hiç geçiş oyunu şansı vermemekti. Bunun yanında baktığımızda iki eleştirilecek nokta var. Biri, bu kadar üstün oyunda rakip kaleye dahi gelemezken yenen basit gol, ikincisi de Sane'nin kaçırdığı çok net fırsat. Bunlar oyun açısından ortaya çıkanlar. Ama bir de maçın kaderini etkileyen hakem olayı var. Rakip oyuncunun net kırmızı kart görmesi gereken pozisyonda, VAR uzun uzun düşündükten sonra hakemi incelemeye bile çağırmadı. İkinci yarıda ise çok dikkat etmek gerekirdi. Çünkü Avrupa takımları kondisyon açısından bizden ilerideler. İlk yarıya göre ikinci yarıya daha temkinli başlamak gerekirdi ancak rakip arka arkaya etkili çıkışlarla önce skor avantajı yakaladı, sonra da mükemmel bir frikik golü attı. Bu Galatasaray için ümitlerin söndüğü andı. Hatta iki farktan sonra Sporting dördüncü golü de bulacak ortamlar yakaladı. Sonrasında ise işi rölantiye alıp garantili skoru koruma yoluna gittiler. Bu durumda da Galatasaray, son 15 dakika bir baskı kurdu ama pozisyon çıkaramadı ve sonuca razı olmak zorunda kaldı. Takımın geneline baktığımızda herkes elinden geleni yapmaya çalıştı. Barış, Toreira ile birlikte en çok koşan, çalışan oyuncuydu ancak santrfor özelliği olmaması daha iyisini yapmaya elvermedi. Kanada geçtikten sonra daha faydalı oldu. Leao da birkaç girişim yaptı ama çıkardığı toplar kalabalık içinde yerini bulmadı. Ben Batrakov'un bundan sonra Galatasaray'a faydalı olacağı görüşündeyim.(Sabah)

Mustafa Çulcu: İkinci İvan Bebek faciası!
Galatasaray, doğru baskı yaparak istekli oynadığı ilk yarıda taç atışından gelen golle öne geçti. Torreira tam bir istikrar abidesi. Sporting'in beraberlik golünde Catamo, 7 Galatasaraylı arasından vurdu! İkinci yarıda yaş ortalaması 23.6 olan Sporting topa sahip olunca tempo yapmaya başladı. Bu tempo Galatasaray'a iyi gelmedi. Geceye berbat bir hakem ve VAR performansı damga vurunca mağlubiyet kaçınılmaz oldu.
Norveçli Espen Eskas, 38 yaşında elit kategori hakemi. Şampiyonlar Ligi 17 maç, Avrupa Ligi 9 maç, Konferans Ligi 7 maç, son Dünya Kupası'nda 2 maç tecrübesine sahip lakin bu maçta kariyerini inkar edercesine berbat bir yönetim sergiledi. 2. dakikada İnacio'nun Barış'a kontrolsüz hareketini sarı yerine sözlü geçmesine saygı duyduk ancak 22'de top yukarıda Batrakov'un kafasındayken Altimira'nın dalak, böbrek acımasız ve gaddarlık içeren karnına girişi, sahada kırmızı kart olmalıydı ancak sarı ile geçiştirdi. VAR'a yaslandı, o da sessiz kaldı. 43'te elini rakibin yüzüne illegal kullanımdan Sanchez'e çıkması gereken kart, Suarez'e çıktı. 54'te kaleci Uğurcan yattı, uzandı, Suarez ile karşı karşıya ama teması yok. Pozisyona yetişen Jakobs, ayağını sokup topu faulsüz aldı. Takılan Suarez yere düştü, Espen Eskas penaltıyı verdi. Alman Chirstian Dingert zaten berbat bir VAR. O da karışmadı! Roberto Rosetti'nin VAR için "Clear Line" mottosu bu pozisyonlardan sonra "Bed Line" oldu. Kartlarla maçı toparlamaya çalıştı ama geçmiş ola. Avrupa'da ikinci bir İvan Bebek faciası yaşandı. (Sabah)




