Tarihi gecenin keyfi ve eziyeti

15 Ağustos 2019 18:21- Son Güncelleme - 15 Ağustos 2019 18:22
Google news abonelik
Tarihi gecenin keyfi ve eziyeti

Vodafone Park’ta tarihi bir geceye tanıklık ettik. Büyük bir bölümü soluk soluğa yaşanan futbol gösterisine evsahipliği yapmanın keyfini yaşadık.

Bu tür maçlar aslında spor uygarlığı gösterisi anlamını da taşıyor. Maça giriş-çıkıştan tutun da karşılaşma öncesindeki halkoyunları gösterisi ve sonundaki kupa töreni buna dahildir.

Bizim böyle şeylere pek kulak astığımız yok. Organizasyonun gereklerini elbette ki yerine getiriyoruz. Hatta ‘en iyisini yaparız’ babalanmasını haklı gösterecek işler de başarıyoruz. Ancak bazı sorun ve sıkıntıları bir türlü aşamıyoruz.

Karşılaşmayı basın tribününde değil, UEFA’da seçkin bir yeri bulunan değerli ağabeyimizin jestiyle VIP sayılabilecek bir noktada izledim. Bana verdiği biletin fiyatı 130 Euro idi. Gelgelelim, içeri girene kadar canım çıktı. İnanılması zor derecede ilkel koşullarda, göğüs göğüse bir itişip kakışma ortamında buldum kendimi.

Yerime oturup da yanımda Ünal Uzun gibi bir mucize adamı bulunca biraz soluklanabildim.  Fenerbahçe’ye uzun yıllar yönetici ya da üye olarak verdiği hizmetlerin yanında başka kulüplerden de herkesin her türlü işine koşan, askerlik sorunlarından cenaze işlerine kadar herşeyi halleden biridir Ünal Uzun. Yani orada ölsem, ortada kalmayacağımı görüp rahatladım.

Bilet veren ağabeyimi mahcup etmemek için siyah elbise ve kravatla o maça gelmiş olmanın nasıl bir işkence anlamına geldiğini de kolaylıkla kestirebilirsiniz. Bundan daha önemlisi, görevliler beni oradan oraya zıplatırken, peşime takılan Ortadoğulu bir arkadaşın elimdeki bilete 1 000 Euro önermesi ve bu ısrarını ben maça girene kadar sürdürmesiydi.

Toplam kadro değeri 1 milyar Euro’ya yaklaşan ve Premier lige 4 gollü bir galibiyetle başlayan Liverpool elbette ki maçın favorisi idi. Ancak, en büyük yıldızı Hazard’ı yitirmiş, Liverpool’un yarı değerindeki Chelsea buraya boşuna gelmediğini gösterdi. Gerçi onlar ilk hafta M.United’den 4 yemiş olma sıkıntısıyla bu maça çıkmışlardı ama özellikle ilk yarıda Liverpool’u sahadan sildiler demek hiç de abartılı olmazdı. Fransız yıldız Kante önderliğindeki harika futbollarını bir başka Fransız Giroud golle süsledi.

Liverpool’un geçilmez gibi görünen ikiz kule stoperlerini yerle bir etmeyi başardılar. Yerden kısa paslar ve savunmanın arkasına atılan toplarla çok etkili oldular. 1’den çok gol atabilirlerdi ama ofsayta takıldılar.

İkinci yarının başında Liverpool’un beraberliği bulması doğaldı. Oyuna giren Firmino uyumasa ikinciyi de bulabilirlerdi. Sonrasında Chelsea toparlandı ve önemli pozisyonlar buldu.

En çok ilgi gören oyuncu, Salah’tı. Liverpool’un gol girişimlerinde hep sahnedeydi ama işi bitirmesi konusunda Chelsea teknik direktörü Lampard’ın aldığı önlemlerin daha etkili olduğu görüldü. Çok koşan ve iyi top kullanan Chelsea’nın kupaya daha yakın taraf olduğu da rahatlıkla söylenebilir.

İş 90 dakikada sonuçlanmayınca, ‘Tamam, bununla ilgili konuyu biliyoruz ama bu kadar geç başlaması şart mıydı?’ diye düşünmekten kendimizi alamadık. Çünkü uzatma, penaltılar, kupa töreni derken eve sabaha karşı dönebildik…

Uzatmanın ilk 5 dakikasında biraz tempo düşer gibi oldu ve Türk taraftarlar Beşiktaş tezahüratıyla buna tepki gösterir boyuta geçti. Sonrasında yine soluk soluğa mücadele sürdü ve goller geldi. Penaltılar da aslında bu maçtan alınan keyfin kreması sayılabilirdi. Liverpool kupayı aldı ama Chelsea de İstanbul’dan mutsuz ayrılmadı. Güçlü rakipleri karşısında çok umut veren bir futbol oynamış olma tesellisi yabana atılmazdı. Böyle bir seçim yapıldı mı bilmiyorum ama bana gore maçın yıldızı Kante idi.

Elbette ki merak edilen konulardan biri de bayan hakemlerin performansı idi. Kusursuz bir maç yönettikleri söylenemez ama herhangi bir erkek hakem üçlüsünün bu maçı daha iyi yönetebileceği de ileri sürülemez. Fransız hakem özellikle kondisyonu ve maça egemen olmayı bilmesiyle dikkat çekti. Kıdemli yardımcı, iki taç kararında ve 1 de korner-aut belirlemesinde hata yaptı. Elbette ki oyuncuların hakemle oynamama bilinci de onların başarısında etkendi. Ortaalandaki faullerin çoğunun verilmeyişi topun daha çok oyunda kalmasını sağladı ve  Premier Lig tadında bir maç izledik. 

Ülkemizdeki Liverpool taraftarının daha çok olduğunu görmek ilginç ve başta Ortadoğu ülkeleri olmak üzere bu maçı izlemek üzere gelen futbolseverlerin oluşturduğu renkli tablo hoştu. Maça giremeyenler de stat çevresinde olaya uzaktan da olsa tanıklık etmenin keyfini yaşamaya çalıştı.

Maç boyunca sürekli sorulan sorulardan biri de bizim bu düzeyde futbolu ne zaman ve nasıl oynayabileceğimizdi. O konuda herhangi bir umudumuzun bulunmadığını söylemesek de olur.

Böyle bir karşılaşmaya evsahipliği yapmak elbette ki gurur verici. Organizasyonun altından da başarıyla kalktığımız söylenebilir. Ancak bir türlü gideremediğimiz sıkıntılarımız da görmezden gelinemez. Hele, ‘bizim bir takımımızı burada ne zaman görebileceğiz?’ sorusuna yanıt verememe burukluğunu da içimizde tutalım.

NOT: Bu tür yanlışları düzeltmek asla mümkün olamıyor. Gazete, televizyon, radyo ve sosyal medyada Liverpool’un Chelsea’yi “yendiği” ifadesi bolca yer alıyor. Hayır, maç 2-2 bitti. Yani bu maçın bir galibi yok. İlgili bütün resmi kayıtlarda bunu görebilirsiniz. Kupayı kimin alacağıyla ilgili penaltı atışlarında Liverpool 5-4 üstünlük sağladı. Doğru ifade budur.

Ahmet ÇAKIR