Türk futbolunun efsanesinden doping itirafları

Türk futbolu süper ligde teşvik primi ve doping gerçekleri. Doping'i Galatasaray ve Fenerbahçe kim getirdi? Dopingten dolayı kim öldü? Metin Kurt, Turgay Şeren, Hidayet Türkoğlu, Yusuf Tunaoğlu neler yaşadı? Altay - Beşiktaş maçında doping, Fatih Terim'den Metin Kurt'a selam...
10 Nisan 2020 15:18- Son Güncelleme - 10 Nisan 2020 15:35
Google news abonelik

 

Futbol kamuoyu geçen ay teknik direktör Mesut Bakkal'ın teşvik primi ve doping itirafıyla çalkalanmıştı. Bakkal söz konusu itirafları, 'Mesut Bir Adamın Hikâyesi' isimli kitabında yapmıştı. Bakkal'ın teşvik primi itirafı çok tartışıldı da doping kısmı o kada öne çıkmadı. Bu konuya dair futbolumuzun bir efsanesinin biyografik kitabında çok çarpıcı örnekler var. Ancak araya koronavirüs girince yazıyı yayınlama fırsatı bulamadım. Şu günlerde içi boş transfer haberleri veya belirsiz geleceğe dair takımların olmayan planlarından söz etmektense gelin sözünü ettiğim efsanenin kitabındaki çarpıcı itiraf ve iddialar arasında gezinelim.

 

KENAN BAŞARAN

O efsane, Metin Kurt...Galatasaray ve A Milli Takım'ın efsane ismi Metin Kurt... Namı diğer, 'Çizgi Metin'... Futbolcuların sendikal hakları için ömrünü heba etmiş, sahaların gladyötörü! 70'lere damga vuran sol açığın futbol kariyeri Vecdi Çıracıoğlu tarafından 'Gladyatör'ismiyle kaleme alındı. Metin Kurt'un birebir anlatımlarına dayanan kitap, ilk olarak Eylül 2009'da Everest Yayınları'ndan piyasaya çıktı. Metin Kurt, her bir sayfası ayrı haber konusu olacak çarpıcı açıklamalara yer veriyor kitapta. Bunlardan biri de doping...Dünya sporunda tenisten bisiklete, atletizmden haltere kadar bir çok branşta çok sayıda doping vakası ortaya çıktı. Rusya, sistematik dopingden ötürü Olimpiyat dışı kaldı.

Her spora bulaştı, futbol mu temiz kaldı?

Bisikletin efsanesi Armstrong'un tüm şampiyonlukları elinden alındı, Sharapova ceza aldı ve bir daha toparlayamadığı için erkenden tenisi bıraktı. Bizim Londra 2012 şampiyonu atletemiz .. ile ikinci Gamze de dopingli çıktı. NBA'de gururumuz olan ve bugün Basketbol Federasyonu Başkanı olan Hidayet Türkoğlu da... Ama ne hikmetse dünyanın en yaygın ve büyük paraların döndüğü futbolda orantısal olarak göze batacak doping vakıasa peki az. İnsan, FIFA'sından UEFA'sına kadar büyük skandallara sahne olan futbolda, yerel anlamda da kulüpler sürekli birbirlerini şaibeyle suçlarken, futbolcuların dopinge pek bulaşmaması büyük mutluluk verici ama bir anlamda da şaşırtıcı... Bir dönem Pep Guardiola'nın uzay topu oynayan Barcelona'sı için bir takım imalarda bulunulmuştu.

'Dopingi Galatasaray'a Turgay Şeren getirdi'

Metin Kurt'un kitabındaki itiraflarına dönelim... Kurt, en kestirmeden şöyle diyor: "Doping yapmayan futbolcu yoktu"... Ben sözü 24 Ağustos 2012'de hayata vedan eden Kurt'a bırakayım: "Dopingi ilk Altay'da yaşamıştı. Ta oralardan Galatasaray'a kadar gelmek istiyorum. Doping, sporun başına, insanlığın başına belo olan eroin gibi, veba gibi bir bulaşıcıdır. Dopingi PTT'deki futbolcular da kendi aralarında alırlardı. Daha çok yaşı geçmiş, güçten düşmüş futbolcular dopinge müracaat ederlerdi. Galatasaray'da doping yaptım. Zaten Galatasaray'da sıradan herkese verilirdi hap olarak ya da şırıngalanırdı. Galatasaray'da K. adında bir masör vardı. Kendisi de eski futbolcuydu. Beşiktaş'ta futbol oynamıştı. K., doping hapı almayı teşvik ederdi. Söylendiğine göre Turgay Şeren futbol oynadığı dönemlerde bir maçtan önce kendisine iğne yapılmasını istiyor ve doping ondan sonra sistemleşiyor. Galatasaray Futbol Takımı'na dopingi getirenin, alıştıranın, o zamanlar "Deve" ve "Sürmeli" lakaplı Turgay Şeren olduğu fısıltı gazetelerinde anlatılırdı.

Bana göre bana göre lakabına uygun adamdır. Deveye "Neden boynun eğri?" demişler, o da,"Nerem doğru ki?" demiş. Denir ki, onun döneminde iki olgu geçerliymiş: Bir, ruhçuluk! İki, doping... Galatasaraylılık ruhu aldatması ve bu aldatmanın neticesinde doping. O zamanlar iğnesiz maça çıkmazlarmış. Öyle ki, kulüp doktoru futbolcuların yüzüne su vururmuş, kendilerine gelsinler diye. Galatasaraylılık ruhyla iğneyi vuruyolar ve ardından sırayla kendilerine getiriyorlar futbolcuları. Dopingi Brian Birch'ün yaptırdığı söylenirdi. Brian Birch takıma doping yaptırmadığı gibi kondisyon da vermezdi ama basın tarafından çok iyi bir kondisyoner olduğu sunulurdu. kamuoyuna. Benim futbol oynadığım zamanlarda dopingin uygulayacısı söylediklerimdir, idareci ve malzemecilerdir. Brian Birch'ün ustalığı taktik anlayışındaki bilgileriydi. O zamanlar Türkiye'de oyun sistemi, disiplin, ritm, tempo denilen olgular hiç bilinmiyordu. Oyun disiplini, kademe, oyunda denge, oyunu anına göre hızlandırma, yavaşlatma bilinmeyen olgulardı. Zaten oyun disiplinine uymayanı takımda oynatmıyor, kadroya bile almıyordu. Kondisyonu aslanlar gibi Masör K. sağlıyordu hap vererek. Altını tekrar çiziyorum. Futbol dünyasında doping vardı. Ben dahil, bütün futbolcular doping yapardık.

'Yusuf Tunaoğlu'nun vefatının kökeni doping'

Futbol oynadığım dönemde doping yaparak hazin sona erenlerin en somut örneği Fenerbahçeli Levent'tir. Sarı Levent... Erol Togay'ın bugünkü durumu içler acısıdır, televizyonlardan seyrediyoruz. Eskilere gidersek, Fenerbahçeli solaçık Nedim, Napoli'de İtalya'ya karşı dev gibi duran Ankaragüçlü sağbek Mehmet, ki en son kamyon şoförüydü, takım arkadaşım Korhan ve Eskişehirsporlu Necdet aklıma il gelenler. Bazı arkadaşlarım genç yaşta kanserden vefat ettiler. Sporcu bir kişinin sağlıklı olması gerekir. Sporcunun kanser olması dopingden geçer. Daha çok sporcu, futbolcu arkadaşlarım var bu illetten muzdarip olan. Genç yaşta Yusuf (Tunaoğlu), Candan Tarhan... Bunlar 48-50 yaşlarında erkenden vefat ettiler. Vefatlarının kökeni dopingdir. Esikden doping çok fazla yapılırdı. Sistemli ve bilimsel spordan uzak futbolcular dopinge sarılırlar, ondan medet umarlardı. Şimdi kontrol var bir nebze olsa da.

 

Eskiden futbolcuların spor hayatlarının erke bitmesnin nedeni, altyapı şartlarının olumsuzlukları değildi. Sahaların, tesislerin yetersizliği değlidi. Dopingden etkileniyordu futbolcular. Sürekli alınan doping futbolcunun, tabiri caizse, pilini bitiriyordu. Futbol camiasında dopingsiz maç yoktu. Doping, maç anında sporcularda hayati rezervlerini ortaya koyan bir hızlandırıcıdır, güç birimi olarak. Yağ ve şeker depoları hayati rezerv kaynağıdır insan bedeninde. İnsan bedeni dopingle, üçüncü, dördüncü devre maç yaptırır futbolcuya. Bunlar tıbbi olgular. Beni aşar. Benim bildiğim insan bedeninde bütün enerjiyi sonuna kadar kullanmasıdır. O anlık verdiği enerjiden sonra, futbolcu haftalarca kendine gelemez v ebiz uyuşturucu gibi insanı kendine müptela eder, yavaş yavaş erittiği adalelerde yiyip bitirirdi futbolcuyu felç edene kadar."

Geçmişle yüzleşmeden geleceğe....

Metin Kurt'un, sendikal mücadelesi gibi 'Gladyatör' adlı kitabı ve içindeki bir çok iddia da görmezden gelindi. Mesut Bakkal'ın tartışma yaratan itirafları sayesinde bu Kurt'un kitabındaki iddiaları gündeme getirme fırsatı oluştu. "Eski defterleri karıştırmaya ne gerek var" diyen çok olacaktır. Hatta bunu başta meslektaşlarım söylerse şaşırmam. 1967'de Kayseri'de oynanan ve 41 insanın öldüğü, 600'den fazla kişinin de yaralandığı Kayserispor-Sivasspor maçına dair de yarım asır kimse doğru düzgün konuşmadı. Üzerine doğru düzgün ne bir yazı yazı yazıldı ne de bir kitap. Ta ki 2017'de 14 tanıkla yaptığım görüşmeler sonunda yazdığım kitaba (Sivas-Kayseri -İletişim Yayınları) kadar. Yüzleşme olmadan, geleceğe sağlam yürüyemeyiz; hayatın her alanında...

METİN KURT BEŞİKTAŞ MAÇINDA NASIL DOPİNG YAPTI?

Metin Kurt, 1966-67 sezonunda Türkiye Kupası'nın kazanan Altay ile lig şampiyonu Beşiktaş ile karşı karşıya geldikleri Cumhurbaşkanlığı Kupası'nda ilk kez dopingle karşılaştığını da kitabında anlatıyor.

Sezon boyunca pek fazla forma şansı bulamayan Kurt'un yeni sezonda Ankara Şekerspor'a transferi söz konusudur. Ancak Ankara'daki Cumhurbaşkanlığı finalinin ilk 11'inde olmayı de beklememektedir. Buna karşı adı listede vardır.

Büyük bir heyecana kapıldığını ve tir tir titrediğini belirten Kurt, heyecanının bastırmak için 'heyecan hapı' aldığını belirterek, gerisini şöyle anlatıyor:
"... Futbolcu ağabeylerimden birinin "Heyecanlısın, değil mi Metin?" sözüyle kendime geldim. Futbolcu ağabey ardından "Heyecan hapı var, ister misin?" diye sordu. Başımı, "evet" anlamında sallamış ve uzatılan heyecan hapını kaşla göz arasında alarak, hemen yutmuştum. Aynı ağabey az sonra "Heyecanın geçmedi herhalde, bir tane daha ister misin?" diye sorunca yanıt yine başımı "Evet" anlamında sallayarak gelmiş ve ikinci heyecan hapını da mideme indirerek, daha yeni eriyen bir öncekinin yanında yerini aldırmıştım.

'Hiçbir şey duymuyordum'

Tecrübeli ağabey, "Terlemelisin" dedi bana, uyarıcı bir yüz ifadesiyle. Terlemezsem başıma bazı dertlerin açılacağını anladım. Terledim ama yetersizdi. Bu tür heyecan haplarının(!) yağ deposuna karışması için daha uzun zamana ihtiyaç vardı. Daha çok terlemem gerektiğini daha sonraları öğrendim. ... Antrenör konuşmaya başladı. Anlattıkları, bir antrenörün maça çıkacak futbolcularına verebileceği son taktikleriydi. Sessiz sinemadaymışçasına, sadece dudak hareketlerini görüyor, hiçbir şey duymuyordum. Beynimin içine bir uğuldama hâkimdi.

...Maçın başlaması uzun sürmedi. Heyecanım geçmişti. Ama yine de yapılan tezahüratı duymuyordum. Beynimle kulaklarım arasında bir bağlantı yoktu. Sadece arenayı çevreleyen çizgilerin içindeki boş alanı görüyor, topu sürüyor, öneme gelenin sağından ya da solundan topu atarak geçiyor ve şimşek gibi ceza sahasına girmeden orta yapıyordum. Sanki sihirli bir el dokunmuştu bana. Mitoloji kahramanlarından kantalı at Pegasus'a benziyordum. Adalelerim dört zamanlı bir motorun pistonları gibi çalışıyordu. Önümdeki bek, on beş dakika içinde perişan olmuştu. Beşiktaş teknik heyeti, el kol hareketleriyle karşımdaki beki, diğer kanattakiyle değiştirdi. İlk devre bittiğinde sağ kanatta beni tutmakla görevli iki beki de oyundan düşürmüştüm. Devre arasında takımımın futbolcuları soyunma odalarına çekilmiş, limonlarını yiyerek dinleniyorlardı. Bense, hızımı alamayarak koridorda hâlâ kültür fizik hareketleriyle ısınırken, yanıma gelen bir idareci ayaklarıma bez lastiklerimi giymemi, yoksa kramponlarımın kayarak bir yerimi sakatlayacağımı söyledi. Ben de denileni yaparak ısınmama sürdürdüm!..

'Heyecan hapı doping hapıymış'

... İkinci devre de aynı şekilde devam etti. Beşiktaş savunmasını paramparça ederek birçok gollük pozisyon yarattım, ama gol sayısına bir türlü ulaşamayarak, yediğimiz tek golle, sahadan mağlup ayrıldık."

Metin Kurt, maç sonu Şekersporlu bir yöneticiden görüşme daveti alsa da kendisi gibi futbolcu olan ağabeyi İsmail'in devreye girmesiyle PTT'ye transfer olur. Kurt, aldığı doping hafları neticesinde maçtan sonra mide ağrısı çektiğini, zorlukla yürüyebildiğini ve bir türlü uyayamadığını da kaydediyor: "Kısacası "Heyecanhapı" diye içtiğim, sonraları doping hapı olduğunu öğrendiğim, ileride çıkacağım bazı maçlarda "vatan millet aşkı" için, dört saat önce alındığında çok terletmesi gereken haplar beni bu duruma getirmişti."

FENERBAHÇELİ OGÜN'DEN DOPİNG İTİRAFI

Metin Kurt, Gladyatör isimli kitabında eski Fenerbahçeli futbolcu Ogün Altıparmak'ın 2 Aralık 1971'de Hürriyet gazetesine verdiği demece de yer verir. OGÜN AÇIKLIYOR: "Ben de doping yaptım" başlıklı haberde Altıparmak şöyle diyor: "Türkiye'de doping yapmayan futbolcu var mı? Bunu soun. Ben bile bir maçta doping yaptım. AEK ile yapacağımız Balkan Kupası maçına çıkacaktık. Arkadaşlardan biri elinde bir kutu, hem dolaşıyor, hem de "Kuvvet Macunu" diye bağırıyordu. "Nedir bu" dedim. "Al da bak" diye cevap verdi. İçtim, maça çıktım. Allah, Allah... Bir değişiklik, bir değişiklik, yerimde duramıyorum. Karşımdaki bekin etrafından vızır vızır hem kaçıyor, hem de gülüyorum. Çocuk şaşırmış beni seyrediyor, ben kendimi tutamıyorum, sürekli gülüyorum. Maçı kazandık. Ben iki gol attım. Ama hızımı alamamışım ki, eve gittikten sonra hanıma "Hazırlan, bu akşam gece kulübüne gideceğiz," dedim. O gece sabaha kadar gözüme uyku girmedi. Ancak erkesi gece uyudum. On beş gün sonra da Amerika'ya gittim. Amerikalı doktor muayenem sırasında bana "Enerji hapı aldın mı?" diye sordu. "Evet" dedim. Bir daha kullanmamamı söyledi ve tehlikelerini anlattı.

'Pişman oldum, kimseye tavsiye etmem'

Ben bir defa doping yaptım, bin pişman olum. Futbolcu arkadaşlarıma, kardeşlerime tavsiyem bu yola girmesinler. Türkiye'de futbolcuu tembeldir. Ağır kondisyon çalışmalarından kaçmakta ve maçlarda aciz durumda kalmamak için dopinge başvurmaktadır. On altı yıllık futbol hayatımda bu ilaçlardar alan oyuncuları defalarca gördüm. Bunu idareciler de bilir. Hatta milli maça çıkarken kafile doktorlarından resmen ilaç isteyenlere rastladım. Verilmediği zaman "Oynamam!" diye, tehdit savuranları gördüm. Ben kedimi bir örnek olarak söyledim. Türk futboluna hizmet etmek isteyenler varsa, cesaretliyseler Türkiye'dedoping illetini başlatan antrenör, idareci ve onların talebelerini açıklarlar."

METİN KURT KİMDİR?

1970-1973 arasında üst üste üç kez şampiyon olan Galatasaray'ın yıldızlarındı.
26 kez A Milli Takım forması giydi.
Sendikal faaliyetler nedeniyle Galatasaray'da aforoz edildi.

 

Faal futbolu bıraktıktan da sonra da sendikal faaliyetlerini sürdürdü. "Futbol borsada değil, arsada güzeldir" sözüyle belleklere kazınan Metin Kurt, futbolda amatör ruhu savundu.

Fatih Terim'den Kurt'a selam!

Örgütlenme çalışmaları konusunda futbolun üst liglerinden gereken desteği alamadı. Kurt'un yürüttüğü mücadelenin haklılığı koronavirüs günlerinde bir kez daha ortaya çıktı. Beşiktaş derbisi sonrası Kurt'un eski takım arkadaşı Fatih Terim, koronavirüse rağmen maç oynamak zorunda kaldıklarını belirterek, "Hakemler ses çıkartamıyor, oyuncular ses çıkartamıyor, teknik adamlar ses çıkartamıyor. Neden? Çünkü sendikaları yok" diyerek, doğrudan Metin Kurt'a da selam göndermiş oluyordu...