AjanssporAjansspor uygulamasını indir

Vedalaşmanın eşiğinde

İlk Yayınlanma : 14 Nis 2021 - 11:47 / Son Güncelleme : 14 Nis 2021 - 11:52

Ajansspor Yazarı Ahmet Çakır, 'Vedalaşmanın eşiğinde' başlıklı bir yazı kaleme aldı. İşte o yazı...

Vedalaşmanın eşiğinde

Ahmet ÇAKIR

Başkan Mustafa Cengiz’in açıklamaları, hafta sonundaki maça kadar gündemin ilk sırasında yer alacak. Böyle durumlarda yorumcular genellikle konuyu ‘kim haklı?’ tarafından ele almaya çalışır. Günlük bazı durumların ve söylenen son sözlerin üzerinde gereğinden fazla durulur. Oysa yaşananlar aslında bir birikimin sonucudur. Başkan Cengiz’in birkaç cephede birden mücadele etmek zorunda kalışı, buna karşılık camiadan beklediği saygıyı görmeyişinin yanında, futbol takımının inanılması zor başarısızlığı, haliyle sinirlerin gerilmesine yol açıyor.

Aslında o, sezon başından bu yana azaplar içinde kıvranıyor. Ülkenin en ağır maliyetli kadrosu onlarda. Sezon başında bu maliyet 55 milyon Euro olarak hesaplanmıştı. Hesaplanacak bir şey yok, öyleydi. Hatta Uğur Meleke kardeşimiz, yıllık kadro maliyeti 5,5 milyon Euro olan Glasgow Rangers’e elenmeyi bu açıdan ele almıştı.

O kayıp başkan Cengiz’i de çok üzmüştü. Çünkü maçın kazanılması halinde UEFA Avrupa liginde gruplara kalınacak ve 6,3 milyon euro kulübün kasasına girecekti. Ayrıca Avrupa’da devam durumu da ayrı bir mutluluk olacaktı. Nitekim bu konudaki üzüntüsünü gizlemedi Cengiz. Bir gazeteci ağabeyimize söyledi ve o da uygun bir dille yazdı bunu.

Sorun sadece bu da değildi. 5’i de İstanbul’da oynanan maçların sadece 2’sini kazanabilmiş olmak, yıkıcı bir sezon başlangıcıydı. Ortada bunu gerektirecek bir neden de yokken, geçen sezonun salgın arası sonrasındaki 8 maçta yaşanan yıkım devam ediyordu. Hoca da sorunlara çözüm bulmak yerine sürekli ceza alıyor ve yönetimle arayı da özellikle gergin tutmaya çalışıyor gibiydi.

Devre arası transferleri elbette ki Galatasaray için mali açıdan yeni bir yıkımdı. Cengiz bunu gizlemedi. Ancak hocanın görülmemiş türden hamlesi karşısında bunları yapmak zorunda kaldı. Böylece 3 sezonda yapılan transfer sayısı da 50’yi aştı.

8 maçlık galibiyet dizisiyle işler yoluna girmiş gibi göründü. Bundan sonrası düzlük sayılırdı. Ancak oradaki 6 maçın sadece 1’ini kazanabilmiş olmak, Galatasaray’ı ancak ilk 4’e girebilecek duruma getirdi. Evet, bundan sonra Sarı-kırmızılı takımın maç kazanması pek mümkün görünmüyor. Dolayısıyla aradaki puan farkına karşın Trabzonspor’un da gerisinde kalabilir. Neyse ki ötekilerle ara epeyce açılmış durumda, daha aşağılara düşmez!

Oysa hiç değilse ikincilikle kovalanabilecek bir önelemeden Şampiyonlar Ligi umudu teselli olabilirdi. Öyle bir şans da görünmüyor. Gerçi hala şampiyon olabiliriz masalları gündemde tutulmaya çalışılıyor ama buna söyleyen de inanmıyor.

Böyle bir ortamda, yaşanan sıkıntılarla başkalarının pek ilgisi yokmuş, bütün sorun ondaymış gibi bakılması elbette ki Cengiz’i bunaltıyor. Bir yandan Fenerbahçe’nin hiçbir dayanağı bulunmayan yıldız savaşını kazanmaya yakın görünmesi (TFF’nin birşeyi incelediği filan yok, bir yerlerden işaret bekleniyor karar için), öte yandan hocanın aldığı cezalar sonrasında bunun kavgasının verilmesini beklemesi ve hepsinin üzerine takımın sürekli kaybetmesi, başkan için gerçekten de pek tahammül edilebilecek durumlar değil. Şimdiye kadar çoktan patlaması gerekirdi. Ama onu da gerektiği gibi yapamayınca sorun büyüyor, işler büsbütün içinden çıkılmaz hale geliyor.

Kendi evindeki 4 gollü Ç.Rizespor yenilgisi, takımın başında kim olursa olsun onu götürürdü. Bu bakımdan seyircisizlik belki de bir şans oluşturdu. Çünkü bazı durumlarda 30-40 bin taraftarın bir sele dönüşen tepkisinin önünde duramazsınız. Bu yenilgi, yönetimin, camianın ve taraftarın kalbini çok kırdı. Terim’le ilgili olarak ‘Yapamıyor, artık gitmeli’ düşüncesi ağırlık kazanmaya başladı.

Terim’in Galatasaray’daki durumu ve konumu ile ilgili bir şeyler söylemek gereksiz bir yorgunluk olur. Bırakın bugüne kadar kazandırdıklarını, Fenerbahçe’nin hiçbir şey kazanamadan bir yığın teknik adamla geçtiği dönemi, onunla yaşamak bile önemli bir avantajdır. Gelgelelim, takımınız ligin en kolay yenilen ekibi haline gelmişse, yönetim olarak siz de bir şeyler yapmak zorunda kalırsınız.

İki çarpıcı durum daha var. Önce milli maç arası, ardından da boş hafta Galatasaray maçlara daha iyi hazırlanması ve yaraların sarılarak yarışa devam edilmesi için bir fırsattı. Tem tersine takım o günlerin ardından maçları tamamen bitik halde geçirdi. Bir zamanlar, oyuncuların hangi kartı ne zaman görecekleri ve hangi maçta oynamayacakları gibi durumlar bile akıllıca hesaplanırdı. Sanki Ç.Rizespor’la değil de Real Madrid’le oynadınız. Yenilmekle kalmadınız, kartlarla bütün savunmayı kaybedip bir sonraki maçı da kaybetmeyi garantilediniz! İnanılmaz bir kolaylıkla yenildiğiniz Hatayspor’u 1 hafta sonra Göztepe 3-2 yendi. En önemli iki adamından yoksun F.Karagümrük karşısında hiçbir varlık gösterilemedi.

Sosyal medyada bile yazıldı. Takımın bir oyun planı yok, doğru-dürüst korner ve frikik bile atılamıyor, futbolcular oynuyormuş gibi yapıyor. Ligin büyük bir bölümünü en az gol yiyen olarak geçirmiş takım şimdi gol yeme rekoruna koşuyor. Hoca da bütün gelişmeleri seyredip sadece hakeme öfkeleniyor. Onun sonucu yeni cezalar oluyor. Bu bitmez-tükenmez gerilim sarmalı elbette ki takıma zarar veriyor.

Hakemdi, bilmem neydi, geçin bunları! O hatalar her zaman olur, siz hepsinin üstesinden geleceksiniz. Büyüklük odur. Zaten bugüne kadar da yapılmıştır. 22 şampiyonluk aynı ortamda kazanıldı. Sosyal medyada bile bu gerçekleri dile getiren bir yığın taraftar var. Her maça cenaze gibi çıkıyor, ondan sonra da öfke patlamalarıyla asıl sorunu gözlerden uzak tutmaya çalışıyorsunuz. Nereye kadar?

Arada bir de ne kadar önemli olduğunu pek kestiremediğim ama görmezden de gelinemeyecek bir Belhanda durumu var. Yönetim daha akıllıca ve olgun bir tavırla çözebileceği sorunu, kendi kalesine attığı bir gole dönüştürdü. Maç kazanılsa kimsenin aklına bile gelmezdi Belhanda. Ama şimdi durum öyle değil.

Bunun gizlenecek bir yanı yok, ligin en güçlü takımının sürekli yenilmesinin, elbette ki teknik adama da kesilecek bir faturası da olur. Bu sürekli ve çok pahalı yarışta, hiç kimse sonsuz bir krediye filan sahip değildir. Kaybeden gider, kazanacağı umulan gelir.

Galatasaray’da böyle bir durum pek akıllardan geçmezken, rahmetli Özhan Canaydın döneminde yaşananın tekrarlanmasına birkaç maç kalmış gibi görünüyor. En geç kendi sahasındaki Beşiktaş maçının sonucu, Terim’le vedalaşmaya yol açabilir. Bu herkesi üzer ve Galatasaray’ı da başka sıkıntılara sokar ama aynı derecede de kaçınılmaz olabilir.

Tekrarlamakta yarar var: Terim’i göndermek, hiçbir yönetim için göze alınabilecek bir durum değil. Kaldı ki Cengiz yönetiminin ne kadar devam edebileceği de kuşkulu. Fakat bu yarışı böylesine pahalı bir kadroyla kör-topal sürdürürseniz, her geçen hafta faciaya dönüşen kayıplar, yönetimi de Terim’i de götürebilir.

Bütün taraflar için daha az üzücü bir vedalaşma sağlayabilecek bir imkan da görünmüyor ortalıkta. Üstelik bizde bunun kültürü de yok.

Eh, o zaman ben çekileyim aradan.