Yetmez ama umut verici

31 Mayıs 2019 22:26- Son Güncelleme - 31 Mayıs 2019 19:30
Google news abonelik
Yetmez ama umut verici

Yetmez ama umut verici


Ahmet ÇAKIR


Her özel maç sırasında “Hazırlık maçları bir tiyatro dekorunun arka yüzünü seyretmeye benzer. Her şey alabildiğine derme çatmadır ve elbette ki seyretmenin keyif verici bir yanı da yoktur” sözü aklıma gelir. Kimin söylediğini çoktan unutmuşum, bağışlasın.

Milli Takımın Yunanistan karşısındaki hali de böyleydi demek haksızlık olmaz sanırım. İki golün bulunduğu ilk 20 dakikalık bölüm dışında pek içaçıcı bir şey göremedik. Elbette ki bu doğaldı da. Hemen her maçta Ay-Yıldızlı formayı ilk kez giyen bir yığın adam oluyor sahada. Bu da takım bütünlüğüne ulaşmayı ve bundan doğacak seyir zevkini ortadan kaldırıyor.

Bu noktada, gücü ve dünya futbolundaki yeri belli olan takımlarla aramızdaki temel bir fark ortaya çıkıyor. Onlar 7-8 adamı hemen hiç değişmeyen yani takımın temel direği durumdaki adamların yanında 3-4 değişik oyuncuyla oluşturulan takımlarını hazırlık maçlarına çıkarıyor. Bu, haliyle daha sağlam bir anlayış ve uygulama.

Biz böyle bir lükse çok az sahip olabildik. 2002 Dünya Kupası takımının 2000’de UEFA Kupasını kazanmış olan Galatasaray temelli olmasının dışında böyle bir durumdan sözedebilmek olanaksız gibi. Hemen her dönemde birtakım arayışlar içindeyiz. Aradığımız neyse bir türlü de bulamıyoruz…
Şenol Güneş kuşkusuz pek çok şeyi düşünmek zorunda ve Yunanistan karşısında bunlara uygun bir Milli Takım izledik. 5 banko adamın çeşitli nedenlerle dinlendirildiği, aynı sayıda adamın ilk kez milli olduğu bir maçtan bundan fazlasını beklemek haksızlık olur.

Ayrıca Güneş’in çok güçlü rakiplerle olmasa da ilk 3 maçını kazanmışlığı muhakkak ki iyi bir başlangıç. Ayrıca, Lucescu’ya oranla neyi nasıl yapması gerektiğini daha iyi bir görünümde ve bu da hepimize umut veriyor. Ancak özellikle ortaalanda topa sahip olma becerimizin düşüklüğü, savunmada kolay çalım yiyip pozisyon vermemiz en belirgin aksaklıklardı. Son saniyelerde yediğimiz gol de savunma dağınıklığının bir ürünü oldu. Maç boyunca verdiğimiz benzer pozisyonların çokluğu, endişe kaynağıydı.

Güneş’in ‘Türk olduğunu sonradan öğrendiği’ Nazım Sangare hem kamp döneminin hem de maçın ilginç adamı olduğu gözleniyor. Belki de ‘kendi sahasında’ oynamanın rahatlığı içindeydi ve etkili oldu. Kaan Ayhan’ın oyunu giderek olgunlaşıyor ama aynı şeyi Çağlar Söyüncü için söylemek zor. Umut Meraş, cesur bir hamle sayılırdı, isabetli göründü.

Okay Yokuşlu İspanya’da takımının temel direklerinden biri olma yolunda ama bir türlü gideremediği eksikleri var. Özellikle gereksiz faullerden kaçınmayı öğrenmiş olması gerekir. Hücumdaki vuruşlarında yeterince dikkatli ve etkili değil. Yusuf Yazıcı takımındaki formunu buraya taşıdı ama Abdülkadir Ömür aynı işi yapamadı. İlk kez oynadığı maçta gol atması Kenan Karaman için iyi bir başlangıç oldu. Güven Yalçın da ‘buraya torpille gelmedim’ mesajı verdi. 100.milli maçına 2 adım yaklaşan Emre Belözoğlu, İrfan Can Kahveci ve Mahmut Tekdemir için söylenebilecek yeni birşey yok.

Oğuzhan tuhaflığına hep birlikte şaşıyoruz ama kuşkusuz Güneş’in bir bildiği var. Ozan Tufan’ın geri dönüşü önemli lakin pek parıltılı sayılmaz. Cengiz Ünder’i övmek gereksiz yorgunluk olur; oyunu hep etkili, golü görkemliydi. Cenk Tosun, Premier Ligde pek parlak geçmeyen sezonun tutukluğunu üzerinden atamamış göründü.

Yunanistan karşısındaki parlak bilançomuzla övünmemek mümkün değil. 2007’de Terim dönemindeki İstanbul’daki tek yenilgi olmasa San Marino maçlarından bile daha iyi bir tablo ortaya çıkacaktı. Maçın büyük bölümünde bizden daha iyi oynadıklarını söylemek mümkündü ama hücumdaki son hareketlerde yetersiz kaldıkları için sonuca gidemediler.