AjanssporAjansspor uygulamasını indir

"Alex'in yaptıklarını Mesut Özil yapamaz"

İlk Yayınlanma : 16 Mar 2021 - 08:40 / Son Güncelleme : 07 Nis 2021 - 12:18

2002 Dünya Kupası’nda üçüncü olan Türkiye’nin 10 numarası Yıldıray Baştürk, Fatih Terim, Şenol Güneş gibi çalıştığı teknik direktörlerden o zaman takım arkadaşı olduğu Sergen Yalçın’la Emre Belözoğlu’na; kendisi gibi gurbetçi olan Mesut Özil’le Hakan Çalhanoğlu’na kadar birçok konuda açıklamalarda bulundu. İşte detaylar…

"Alex'in yaptıklarını Mesut Özil yapamaz"

MASKESİZ SÖYLEYİŞİLER- AHMET UYKAN

O, A Milli Takım formasıyla Türkiye’nin en büyük başarısına imza atan ve Dünya Kupası üçüncülüğüne imza atan takımın 10 numarasıydı. 2002 Dünya Kupası’nda Brezilya’ya Hasan Şaş’ın attığı golün asistini yaptı. Bayer Leverkusen formasıyla Şampiyonlar Ligi finalinde Real Madrid’e karşı forma giydi. Hiç kupa kazanamadı ve Türkiye’de hiçbir takımda forma giymedi. Yıldıray Baştürk, kendisini 2008’de Avrupa Şampiyonası kadrosuna almayan Fatih Terim’den Türkiye Süper Ligi’nin dışarıdan nasıl göründüğüne, kendisi gibi gurbetçi olan Mesut Özil’den şu an Beşiktaş Teknik Direktörü olan Sergen Yalçın’a kadar birçok soruya ‘maskesiz’ yanıtlar verdi. İşte o söyleşi...

-Çocukluk yılların nasıldı? Gurbetçi bir ailede yetişmek zor muydu?

Zonguldaklı madenci bir babanın çocuğuydum. Babam Almanya'ya madenci olarak çalışmaya geldi. Her gurbetçi gibi biraz para kazanıp Türkiye'ye dönecekti. 7 kardeştik. Benden küçük bir kız kardeşim var. Diğerleri benden büyük abi ve ablalarım. Babam madenci olduğu için kısıtlı imkanlarla büyüdük. 3-4 kardeş bir odadaydık. Lüks hayat yaşamadık. Ama dolu dolu günlerimiz oldu.

"Kafeslerde top oynuyorduk"

-Futbola merakın ne zaman başladı?

Abilerim sokak aralarında futbol oynuyordu. Küçük dar alanda kafes diye tabir edilen sert zeminde top oynuyorlardı. Etrafı tel örgülerle çevriliydi. Ben de onlara katılıyordum. Orada oynarken 7 yaşında keşfedildim. Tesadüfen beni bir kulüp yetkilisi görmüş. Daha sonra ertesi gün babamla beni kulübe davet ettiler. Babam karşı çıktı. ‘Futbol masraflı’ dedi. ‘Krampon, malzeme falan pahalı şeyler’ dedi. Okula odaklanmamı istiyordu. Fakat abilerim onu bir şekilde ikna etti, doğduğum bir köy takımında amatör olarak futbola başladım. İki sene sonra SG Wattenscheid 09'un alt yapısına transfer oldum. Bizim köy takımı onları yenince ertesi yıl beni aldılar.

"Sağım etkiliydi ama solum da iyiydi"

-Mevkii olarak nerde oynuyordun? Hangi ayağın daha etkiliydi?

Daha çok kaleye yönelik, gol atan orta saha pozisyonundaydım. Sağ ayaklıyım ama her ikisini de çok iyi kullanıyordum. Sol ayakla da gollerim var. Belki de sağ ve sol ayakla attığım goller yarı yarıyadır.

"İlk transfer param 500 marktı"

-Futboldan kazandığın ilk parayla ne aldığını hatırlıyor musun?

Evet hatırlıyorum. 15 yaşındaydım. O zaman Wattenscheid altyapısındaydım ve 500 Alman Markı almıştım.

-O parayı babana mı verdin?

Hayır. Babam ‘Bu para sende kalsın, biriktir’ dedi. ‘Kendine iki sene sonra araba alırsın’ dedi. Sonra da öyle oldu.

"Topmöller benim için piyangoydu"

-Profesyonelliğe ne zaman adım attın?

17 yaşına kadar Wattenscheid'da oynadım. İlk profesyonel sözleşmeyi Bochum'la imzaladım. Hocamız Klaus Toppmöller'di. Benim yıldızımı parlatan teknik adamdı. Beni Wattenscheid'ta izleyip Bochum'a aldırmıştı. Çok iyi bir hocaydı. Bu yüzden çok şanslıydım. Gençlere değer veren hocaydı. Benle birlikte 4-5 Bochumlu genç oyuncuyu A Takım'a çıkardı. Bana güven veren biriydi. Genç olmama rağmen formayı tereddütsüz verdi.

"Dar alan için bana tüyolar verdi"

-Toppmöller'in hangi yönleri seni etkiledi?

Motivasyon yönü üst düzeydeydi. Futbolcuyu iyi tanıyan, her futbolcuya aynı davranmayan, futbolcunun özelliklerine ve karakterine göre davranan hocaydı. Kimden maksimum verim alacağını iyi bilirdi. Bana yeteneklerimi kullanmam için özgüven aşılardı. Dar alanda nasıl etkili olabileceğim hakkında bana tüyolar verirdi.

"Yeşil saha şirket, ben şeftim"

-Onunla ilgili bir anın var mı?

Toppmöller, beni bir gün yanına çağırdı. ‘Tamam...Futbol bir takım oyunudur’ dedi. ‘Ama her futbolcu sahada kendi şirketini yönetir gibi sorumluluk almalı; kendi özelliklerini ön plana çıkarmalı’ dedi. ‘Ona göre saha içinde davranman lazım’ dedi. Bana şöyle oynamalısın deseydi belki bu kadar çabuk kendimi gösteremezdim.

"Brezilyalı Ronaldo'ya hayrandım"

- İdolün var mıydı?

Brezilyalı Ronaldo'yu çok beğeniyordum. O zamanlar Inter’de oynuyordu.

"Almanlar benim için geç kaldı"

-Milli Takım tercihin nasıl gerçekleşti. Almanlardan teklif almış mıydın, yoksa bizimkiler mi önce davrandı?

Ben 15 yaşında Türk Genç Milli Takımı'nda oynadım. O dönem kural bir kere milli takımı seçtiğinizde orda kalmak zorundaydınız. Şimdiki gibi git gel yapamıyordunuz. Almanlar 17-18 yaşında iken beni almak istediler ama geç kaldılar. Ben ay-yıldızlı formayı seçmiştim. 50 kez genç milli oldum. En fazla geç milli takımda oynayan futbolculardan biriyim.

"Serpil Hamdi Tüzün'ün jenerasyonundanım"

-Seni kim milli takıma kazandırdı?

O zaman scoutluk pek gelişmemişti Münih'te Türk oyuncularının forma giyeceği bir turnuva organize edilmişti. Wattenscheid'tan Ahmet Dursun'la birlikte turnuvaya katıldık. Trabzonsporlu Necati (Özçağlayan) hoca bizi seçmişti. Altyapı sorumlusu ise Serpil Hamdi Tüzün’dü. O dönem Genç Milli Takım çok başarılıydı.

"Pis Türkler dedikleri oldu"

-Futbol kariyerinde herhangi bir ırkçı saldırıya uğradın mı?

Direkt olarak bir saldırı olmadı. Fakat rakip takım taraftarlarının 'Pis Türkler' dediklerini duyuyorduk. O kaçınılmaz. Ama dediğim gibi kendi arkadaşlarımdan veya kulüp içinden böyle bir şeye maruz kalmadım.

"Sadettin Saran beni Fenerbahçe'ye istedi"

-Senin hakkında hemen her sezon 3 büyük takıma transfer olacağınız yazılıp çiziliyordu. Sana Türkiye'den teklif yapan oldu mu?

Açıkçası hepsi beni istiyordu. Sonuçta A Milli Takım oyuncususun. Dönem dönem teklifler geliyordu. 2001-2002'de Leverkusen'de oynarken Fenerbahçe çok istemişti. O zaman Sadettin Saran'la görüşmüştüm. Ama ben Avrupa'da kalmayı tercih ettim. 2006-2007 Berlin döneminde Galatasaray'dan çok arayan vardı. Beşiktaşlı yöneticilerle de görüşmüştüm.

"Türkiye'yi son dönemime bırakmıştım ama..."

-Yani hiç aklından Türkiye'de oynamak geçmedi diyebilir miyiz?

Belki birçok futbolcu gibi kariyerimin son dönemlerinde Türkiye'ye giderim diye düşünüyordum. Tıpkı şu an Mesut Özil'in yaptığı gibi. Veya Hamit Altıntop nasıl geldi son döneminde. Öyle bir sonlandırma vardı aklımda her zaman. Sakatlıklar oldu son dönem. O yüzden o transferi yapamadım. Yoksa Türkiye'de 2-3 sezon 4 büyüklerde oynamak isterdim.

"Büyük abim beni Beşiktaşlı yaptı"

-Peki Türkiye'de sempati duyduğun veya çocukken taraftarı olduğun bir takım var mı?

Aşırı derece bir sempatim yoktu fakat Beşiktaşlıydım. En büyük abimden dolayı. Çünkü en fazla o benimle ilgileniyordu. Bir şekilde beni Beşiktaşlı yapmıştı. Ama fanatik değildim. Zaten şu an Türkiye Ligi'ni izlemek de pek sağlıklı değil. (Gülerek)

"Süper Lig'i izlemek akıllı işi değil"

 -Neden? Süper Lig'i izleme imkanın mı yok?
 
Hayır o anlamda demedim. İzliyorum fakat herkes hakemlerden, şundan bundan şikayetçi. Her kesimden ağır eleştiriler olduğu için izlemenin bir anlamı yok. Demek ki hoş olmayan şeyler var ki kimse memnun değil. Hak yeniyorsa futbol oynamaya gerek yok. Sonuçta futbol bir oyun.

Şampiyonlar Ligi finalinden sonra Dünya Kupası'na...

-Şimdi gelelim 2002 Dünya Kupası finallerine. O zaman 23 yaşındaydın. Neler hissettin o turnuvada?

22 yaşındaydım. Benle Emre Belözoğlu en genç oyunculardık. Bayer Leverkusen ile Şampiyonlar Ligi finali oynayıp Dünya Kupası'na gitmiştim. Finalde Real Madrid'e 2-1 yenildiğimiz maçtan sonra direkt Kore'ye değil Hong Kong'a uçtum.

Şenol Güneş'ten sadece 60 dakika...

-Bir bakıma turnuvaya katılan en hazır oyuncuydun?

Evet, dediğim gibi Şampiyonlar Ligi finalinde Real Madrid'le karşılaşmıştık. Daha önce Barcelona ile oynadık, Inter ve Juventus ile oynadık. Yani ben özgüven depolayarak Dünya Kupası finallerine gittim. İlk maçımız Brezilya idi. Bu özgüvenle o maçta sahanın en iyilerinden biriydim. Hasan Şaş'a asist yaptım. 60. dakikada Şenol (Güneş) hoca oyundan aldı ama yine de iyi bir maç çıkarmıştım.

"Beni korumak için çıkarmış fakat ona kırıldım"

-Diğer maçlarda da 90 dakika süre almıyordun sanki?

Şenol hoca beni hep oynatıyordu. Şenol hocanın, şöyle bir özelliği vardı; onunla her konuyu konuşabiliyordunuz. Ben de Brezilya maçından sonra Şenol hocaya, daha fazla süre almam gerektiğini söyledim. Ben çıktığımda maç 1-1'di. O da bana beni korumak ve daha sonraki maçlarda kullanmak için erken çıkardığını; tempomun da biraz düştüğünü söyledi. Ben onunla hemfikir değildim ama kararına saygı duydum.

"Her maçtan önce bavullarımız hazırdı"

-Dünya üçüncüsü olduğunuzda neler hissettin?

Türkiye'den çok uzaktaydık. Maç maç gidiyorduk. Bavullarımızı toplamış bir şekilde bekliyorduk. Her an elenip dönecekmiş gibi. Ama takım çok iyiydi. Her mevkide en azından 2-3 tane kaliteli oyuncu vardı. Mesela sol bekte Ergün Penbe, Abdullah Ercan, Hakan Ünsal vardı. Hepsi birbirinden iyi sol bekti. Bu da rekabeti yükseltti. Herkes yüzde yüzünü vermek zorundaydı. Sonuçta iyi bir takım olmuştuk.

"Serhat Akın bile bizle kaldı"

-Kamplarda oda arkadaşın kimdi?

Ben Serhat Akın ile kalıyordum. O kadroya alınmamıştı ama Şenol hoca takımla birlikte kalmasını istemişti. Bir ay boyunca bizimle kaldı. Bu da takımdaki arkadaşlığın ne kadar üst seviyede olduğunu gösteriyor.

"Sergen, 'Yeter oynadın beni de düşün' demiş"

-Milli Takım'dayken komik bir anın var mı?

Sergen Yalçın ile Avusturya ile oynadığımız eleme maçında bir anım var. O maçta benim golümle 1-0 öne geçtik. İkinci golün de asistini yaptım. Bir darbe yedim baldırıma. Devre oldu. Uzandım, masör masaj yapmaya başladı. Baktım Sergen (Yalçın) abi geldi. O yedekti. Ne oldu dedi? Darbe aldım ayağım ağrıyor dedim. O da sen zaten gol attın, asist de yaptın. Tamam rahat ol dedi. Oyundan çıkabilirsin dedi (Gülerek). Sonra Şenol hoca geldi. Ben de Sergen abinin sözünü dinledim ve ikinci yarı oynayamayacağımı söyledim. Sonra bir baktım. Benim yerime Sergen abi oyuna girmiş (Gülerek.) O da iyi oynadı o maçta. Ama o anda onun oyuna girmek için bana nasihat verdiğini anlamamıştım. (Gülerek)

"Jiplerden ve primden haberim yok"

-Dünya Kupası'ndan sonra dönemin TFF Başkanı Haluk Ulusoy ile takım arasında bir jip ve prim polemiği vardı. Ne olmuştu?

Ben konuyu tam olarak bilmiyorum. Biz o zamanlar gençtik. Bu soruyu bizden yaşça büyük oyunculara sormalısınız. Çünkü onlar gidip Şenol hoca ve Haluk Ulusoy ile görüşüyordu. 

"Önce ben, sonra Hasan Şaş ile Emre Belözoğlu"

-2002'deki finallerde A Milli Takım'ın en iyi 3 ismini say desem kimleri söylersin. Kendini de katabilirsin?

Kendimi tabi ki katacağım. (Gülerek) Ben vardım. Hasan Şaş vardı. Gerçekten iyi turnuva çıkardı. Zaten Ballon d'Or'da 9. sırada ben seçildim. Benden sonra da Hasan Şaş. O da 12. sıradaydı sanırım. Bir de Emre Belözoğlu'nu sayarım.

"EURO 2008 için Fatih Terim'den vize yok"

-Fatih Terim tarafından Euro 2008 finallerine götürülmemiştin. Neler yaşandı o süreçte?

Bunu çok anlattım aslında. Biliyorsun elemelerde bazı maçlarda oynadım bazılarında sonradan oyuna girdim. Finallere katılmayı hak kazandık. Almanya'da Bielefeld'e kampa gireceğimiz gün geldi. O zaman 23 kişi kampa alınıp kadro 20'ye indiriliyordu. Bir hafta kamptaydık. Bochum'da hazırlık maçı oynadık Paraguay'a karşı. Berabere kaldık. O maçta ilk 11'e çıktım. İki gün sonra da Fatih (Terim) hoca, 3 kişi eleyecekti. 20 kişiyle İsviçre'ye gidecekti.

"Oğuz Çetin ve Metin Tekin yüzüme bakamadı"

-Senin 20 kişilik kadroda olmadığını nasıl öğrendin?

Bir gün odadaki telefonum çaldı. 'Gel, hoca seninle görüşecek' dediler. Ben herhalde taktikle ilgili bir toplantı yapacak sandım. Toplantı odasına girdim. İçerde yardımcı antrenörler Oğuz Çetin, Metin Tekin ve Fatih Terim vardı. İçeriye girince anladım. Çünkü Oğuz ve Metin hoca yere bakıyordu. Ben de sıkıntı olduğunu hissettim. Fatih Terim'in karşısına oturdum. Bana 'Çok düşündüm. Hatta bu gece uyuyamadım. Ama seni finallerde ilk 11'de oynatmayı düşünmüyorum' dedi. Tabii olabilir. Hocanın tercihi sonuçta. ‘Fakat kulübede oturursan çok üzüleceksin' dedi. Belki kendisi bu dediklerini hatırlamıyor ama bana bunları söyledi. Kelimeler böyleydi.

"Odada bağrışmalar oldu ama karar verilmişti"

-Senin tepkin ne oldu o anda?

Sakin değildim açıkçası. Çok üzüldüm. Biraz bağırma falan oldu. Öyle bir karar aldı işte.

"Kamptan eve gidene kadar ağladım"

-Üç gün boyunca ağladığın söyleniyor?

O kadar değil fakat rahat 1 veya 1.5 saat ağladım. Çünkü Bielefeld'ten bizim eve gelene kadar hiç durmadan ağladım.

"Kadroya almayacağı aklımın ucundan geçmemişti"

-Senin yerine Tümer Metin'i tercih ettiği doğru mu?

Tümer hak etmiş olabilir. Elemelerde iyi bir performans sergiledi. Ben ona bir şey diyemem. Ama ben hiç kadro dışı kalacağımı beklemiyordum. Aklımın ucundan bile geçmeyen bir durumdu. Tamam belki beni oynatmaz yedek kalırım fakat finallere götürmeyeceğini tahmin etmemiştim. Buna hiç hazırlıklı değildim.

"Fatih Terim ile bir daha karşılaşmak önemli mi?"

-O günden sonra Fatih Terim ile bir daha karşı karşıya geldin mi?

Yok...Hayır… Hiç karşılaşmadık.

-Karşılaşsanız ne yapardın?

Bilmiyorum... Çok da önemli değil.

"İsviçre'ye gidemeyince kariyerim bitti"

-Ama ondan sonraki süreç senin kariyerin için iyi gitmedi?

Belki de bu benim için bahanedir. Ama doğru söylüyorsun ondan sonra düşüşe geçtim. Ayağım yere basmadı açıkçası (Gülerek). Sakatlıklar oldu. Stuttgart'a geri döndüm. Avrupa Şampiyonası'na gitmeyince haliyle piyasa değerim düştü. Kulübün bakış açısı değişti. Bir de Almanya'dayız. Zaten Türksün. Bir de o üzerine gelince sana farklı gözle bakılıyor. Finallere gitseydim en azından iki veya üç transfer yapardım.

"Mesut Özil kariyeri için Almanya'yı seçti"

-Mesut Özil'in Fenerbahçe'ye transferinden sonra Burak Yılmaz'ın Mesut'un milli olmadığını ima eden bir açıklaması vardı. Bunun hakkında ne söylersin?

Mesut Özil'in dışlandığını söylemem. Türk Milli Takımı'nı seçseydi bu kadar desteklenmezdi. Bu şekilde karşılanmazdı. Burak'ın böyle bir söylemde neden bulunduğunu bilmiyorum. Art niyetli olduğunu düşünmüyorum. Nihayetinde Mesut Özil, bizler gibi Türk kanı taşıyor. Ama Alman Milli Takımı'nı seçmiş. Olabilir...Kariyer söz konusu çünkü. Ben onu bu tercihinden dolayı hor göremem. Fakat ben ay-yıldızlı bayrak için oynamak istiyordum. Oynadım da. Ancak dediğim gibi Mesut'un kararına saygı duyuyorum.

"Fenerbahçe'ye gideceğini biliyordum"

-Mesut Özil'in Fenerbahçe'ye geleceğini duyduğunuzda şaşırdın mı?

Hayır...Çünkü ben onun yakın çevresini tanıyorum. Fenerbahçe'ye meyilli olduğunu biliyordum. Bu yüzden benim için sürpriz olmadı.

"Bana da sorsaydı git derdim"

-Peki Mesut Özil, sizi arayıp 'Fenerbahçe'ye gideyim mi?’ diye danışsaydı cevabınız ne olurdu?

Tabii ki Arsenal'de oynamış olsaydı Türkiye'yi düşünmezdi. Orda sıkıntılar çıkınca Türkiye'yi tercih etti. Olur derdim yani. Neden olmasın?

-Avrupa'da kal.. Örneğin Almanya'ya veya İspanya'ya dön demez miydin?

Mesut, çok da genç değil ki 32 yaşında.

"Mesut'u Almanya'daki ilk 5 kulüp almazdı"

-Türkiye'ye erken geldi diyenler var?

Bir sene oynamadığını da unutma ama...Şimdi Almanya'da hangi kulübe gelebilirdi? Bayern Münih, Dortmund, Leipzig onu düşünmezdi ki. Belki ilk 5'ten sonraki takımlara gidebilirdi. Onlar da onun istediği parayı veremezdi. O farklı bir durum.

"Bu sezon Mesut'tan fayda gelmez"

-Mesut Özil, ilk birkaç maç hariç sakatlanana kadar Fenerbahçe'de ilk 11'de sahaya çıktı. Bu doğru muydu?

Hiç hazır değildi. Ama öyle bir transfer yapınca mecburen oynatacaksınız. Her haliyle belliydi hazır olmadığı. Mesut dahil hazır olmayan hiçbir futbolcu faydalı olamaz. Bir de Türkiye Ligi taktiksel değil de fizik gücüyle oynanan bir lig. O da çok zorlandı. Bir de fit değil ya...Daha önce hiç yapmadığı işleri yapmaya çalıştı. Daha fazla koşup defansa yardım etmek istedi. Gereksiz yere adam kovaladı. Daha da fazla güç kaybetti. Bu kez kötü göründü. Fit hale geldikten sonra Mesut, çok çok faydalı olacak. Sakatlık iyi olmadı. Bu sene artık Mesut'tan çok şeyler beklememek lazım. Zaten Fenerbahçe, Gençlerbirliği mağlubiyetinden sonra şampiyonluk yarışından koptu gibi. 

"Alex'in yaptıklarını Mesut yapamaz ki"

-Fenerbahçe, Alex gittikten sonra bir türlü onun boşluğunu dolduramadı. Mesut Özil, Alex'in yokluğunu unutturabilir mi?

Mesut ile Alex'i karşılaştırmazsınız ki! Mesut, daha çok hazırlayan bir oyuncu. Alex'in yaptıklarını Mesut yapamaz ki! Alex, bir sezonda kaç gol atıyordu?

"Alex, Arsenal'de oynayamazdı"

-Ortalama 20 civarı golü vardı Alex'in...

Mesut o kadar golü nasıl atacak. (Gülerek) Atamaz yani. İkisi farklı oyuncu. Mesut, daha fazla yanındakileri oynatan, asist yapan biri. Alex, öyle değil ki? Alex'in bitiriciliği vardı. Fazla koşmazdı. Fenerbahçe taraftarı koşmadığı için onu zaman zaman eleştirmedi mi? Ama bir maçta çıkıp iki gol atıyordu. Mesut, Alex'in yaptığını yapamaz. Ama bana göre Alex de Arsenal'de oynayamazdı.

"Hagi daha iyi 10'du, Alex 9.5 numaraydı"

-Madem konu 10 numaradan açıldı. Sen de unutulmaz bir 10 numara olarak Hagi mi Alex mi daha iyiydi diye cevap verir misin?

Bence Hagi... Çoğunluk öyle der herhalde. Çünkü Alex, 9.5 gibi. Yani forvet gibi. Oyun kuruculuğa fazla hevesli değildi Alex. Daha çok üçüncü bölgede devreye girerdi.

"Sergen Yalçın gibi yetenek yok"

-En iyi yerli 10 numara kim diye sorsam peki? Kendin dahil...

Oğuz Çetin hoca için de iyi diyorlar. Fakat ben izlemedim kendisini. Benim dönemimde Sergen Yalçın diyebilirim. Çok yetenekliydi. Onun için çalışmayı sevmiyor diyorlardı ama çalışıyordu da yani.

"Koşmayı sevmezdi ama hırslıydı"

-Evet, Sergen Yalçın idman yapmayı sevmez derler.

Sevip sevmediğini bilemem ama idmanlarda gayretliydi. İstediğin kadar yetenekli ol, gayretli değilsen profesyonel olamazsın. Sergen, belki koşmazdı fakat hırslıydı, azimliydi. Kendisi de diyor. Başkalarından daha fazla çalışsaydım o zaman farklı yerlere giderdim diye.

"Sergen Yalçın, Topmöller gibi içi dışı bir"

-Sergen Yalçın'ın teknik direktörlüğünü nasıl buluyorsun?

Sergen hocanın bir avantajı var. Nasılsa öyle. Yok kıvırayım edeyim yok onda. Futbolcuyken de öyleydi. Düşündüğünü söylüyordu. Yapmacık değildi. İçi ve dışı bir yani. O da futbolcuları olumlu yönde etkiliyor bence. Takım olma yolunda hocanın böyle bir özelliği çok büyük avantaj. Topmöller de öyleydi.

"Erol Bulut'un zaafı medyatik olmaması"

-Beşiktaş'a oynattığı futbolu beğeniyor musun?

Tabii ki beğeniyorum. Bence Beşiktaş, ligin en iyi futbol oynayan takımı. Sergen hocanın şöyle bir durumu da; basını da idare etmesini biliyor. Beşiktaş camiasından geldiği ve konuşmasını da iyi bildiği için medyayı etkisi altına alabiliyor. Mesela Erol (Bulut) hoca da o hiç yok. Basın önünde pozitif enerji veremiyor. Oradan 1-0 kaybediyor Erol hoca. Kendisini yeteri kadar ifade edemiyor.

"Fatih Terim, hâlâ hakemlere sallıyor"

-Sergen Yalçın için 'Beşiktaş kendi Fatih Terim'ini buldu' diyorlar.

Onu bilemem. Fatih hoca, sanırım 13 yıla yakın Galatasaray'da teknik direktörlük yapıyor. O da basını çok iyi biliyor. Nasıl konuşacağını çok iyi bilir. Galatasaray, Fatih hocayla kaç şampiyonluk yaşamış? Tam 8 kez. Fakat hâlâ hakemlere sallıyor Fatih hoca (Gülerek). Futbolcusunu da etki altına çok iyi alıyor. Çevresini de aynı şekilde. O yüzden Fatih hoca gibisi gelmez.

"Birkaç sene daha oynayabilirdim"

-Kariyerinde hiç kupa alamadın. Bu nasıl bir duygu?

Evet kazanamadım. Benim için dezavantaj. İyi bir kariyerim vardı. Belki birkaç sene daha oynayabilirdim. Onun dışında bir pişmanlığım yok. Geriye dönsem yine aynı şeyleri yapardım.

"10 numaralar kısalar fakat daha zekidirler"

-10 numaralar genelde kısa boylu oluyor. İşte siz, Hagi, Alex, Emre Belözoğlu, Maradona, Messi...Bunun sebebi ne olabilir?

Dar alanda, 1-2 metre içerisinde çabuk olmak zorundasınız. Uzun boylular çabuk olamaz. O pozisyonda oynamak için zeki de olmak lazım. Çünkü 1-0 geride başlıyorsunuz. O yüzden vücudumu nasıl koyacağını bilmem gerek. Aynı şekilde rakipten önce düşünmek lazım. Yoksa ikili mücadeleye girsem o beni dağıtacak.

"Defansı düşünmekten gol atmayı unuttum"

-Bir demecinde takım oyunu oynamak yerine daha çok gol atmayı düşünseydim daha popüler olurdum demiştin.

Ben 10 numara oynuyordum ama Sergen hoca gibi o 10 numara pozisyonunda durmuyordum. Üçüncü bölgede olmaktan çok defansa da yardım ederdim. İkili mücadeleyi, geriden top almayı severdim. Geriye az depar atmak yerine sadece üçüncü bölgeyi düşünseydim daha diri olacaktım. O zaman da daha çok gol atardım. Sergen'in pres yapıp top kaptığını göremezsin. Ama benim maçlara bakın. Yüzde yüzle depar atarak geriye koştuğumu görebilirsiniz.

"Emre Belözoğlu ile Ze Roberto başkaydı"

-Saha içinde en iyi anlaştığın futbolcu kimdi?

Milli Takım'da Emre Belözoğlu idi. Kulüp takımında ise Ze Roberto'ydu. Leverkusen'de. Berlin döneminde de Marcelinho idi. 

"Gerçek Hakan Çalhanoğlu bu değil"

-Hakan Çalhanoğlu'nun Milli Takım'a katkısını yeterli buluyor musun? Daha iyi şeyler yapamaz mıydı?

Kendi özelliklerini düşünerek oynaması lazım. Tabii ki yanında oynayan oyuncular da önemli. Milan'daki oyuncularla Milli Takım'dakiler farklı.

"Milli Takım'da tek başına maç alabilmeli"

-Şahsen gurbetçi futbolcu anlamında A Milli Takım'a katkı veren iki isim söyleyebilirim. Biri sen diğeri de Hamit Altıntop.

Evet, doğru haklısın. Ben bir şey diyemem. Adaptasyon süreci oluyor kesinlikle. Ama dediğin gibi Hakan Çalhanoğlu gibi Şampiyonlar Ligi seviyesine gelen bir oyuncunun daha verimli olmalı. Bazen tek başına maç alması lazım.

"Gurbetçilerin en kralı Mesut Özil"

-Peki Türkiye'ye transfer olan en iyi gurbetçi kim sana göre?

Mesut Özil tabii ki. Adam neler kazandı da geldi.

-Seni en çok zorlayan rakip oyuncu kimdi?

Hollandalı Edgar Davids. Juventus'ta iken iki kez karşılaşmıştık onunla.

"Euro 2008'e gidememek çok üzdü"

-Pişmanlık duyduğun veya unutamadığın bir olay var mı?

Pişmanlık duyduğum hiçbir şey yok. Pozitif olarak unutamadığım ise Dünya Kupası ve Şampiyonlar Lig'inde oynamak. Negatif ise 2008 Avrupa Şampiyonası'na gidememek. O beni çok etkiledi.

"Süper Lig'de emekler boşa gidiyor"

- Almanya'dan baktığında Türk futbolunun en büyük sorunu ne olarak görünüyor?

(Gülerek...) Ben bu konuda yorum yapamam ki. Her önde gelen futbol adamı hakemlerden şikayetçiyse yani bir oyunlar dönüyor diye. Demek ki gerçekten öyle oyunlar var. Bu beni Süper Lig'i izlememeye teşvik ediyor. Sporun olduğu yerde böyle bir şey olabilir mi ya! Bir sürü emek var. Yazık. Niye o kadar transferler yapılıyor. Niye takımlar idman yapıp kampa giriyor.

"Yabancı hakemi bile kafaya alırlar"

-Almanya'dan bazı oyunların döndüğünü nasıl anlıyorsun?

Ben onu sezemem tabii ki. Ama dünkü maça (Fenerbahçe-Gençlerbirliği) bakarsan ofsayt olduğu halde verilen gol var. Dediğim gibi başkanlar, teknik adamlar herkes aynı şeyi diyorsa demek ki bir şeyler var. Yabancı hakem de gelse değişen bir şey olmaz. Sanki yabancı hakemi kafalamayacaklar mı? Şimdi bunu yapanlar onu da yapamayacak mı? O niyette olanlar gider Avrupa'ya hakemi ayarlar. Demek ki hepsinde var o niyet ki hepsi şikayetçi. Bunu ben demiyorum. Bunları spor adamlarının ve yöneticilerinin konuşmalarını dinleyerek söylüyorum.

"Uzun vadeli proje için Türkiye'ye gelirim"

-Antrenörlük için lisansınız var mı? Türkiye'den teklif gelse değerlendirir misin?

Evet, A lisansım var. Ama hocalık tecrübem olmadı. Daha çok alt yapılarda çalıştım. Ben vizyoner olmak istiyorum. Bir projeyi yürütmek isterim. Kısa vadeli bir görev düşünmüyorum.

Yıldıray Baştürk ile bir kelime bir cevap 

Futbol: Aşk
Para: Onsuz olmuyor
Şöhret: Benim için önemi yok
Almanya: Düzen
Maradona: Efsane
Sağlık: Ondan ötesi yok
İstanbul: Nadir geliyorum ama seviyorum
10 numara: Ben
Fatih Terim: Başarılı
Frikik: Juninho
Kaleci: Rüştü Reçber

KİMLİK KARTI

Adı Soyadı: Yıldıray Baştürk

Doğum yeri: Herne, Almanya

Doğum tarihi: 24 Aralık 1978

Medeni durumu: Evli

Oynadığı mevkii: Orta saha

Forma numarası: 10

Milli Takım kariyeri: 1998-2008 49 kez.

Futbolculuk kariyeri: 1996-1997 SG Wattenscheid 09,  1997-2001 VfL Bochum, 2001-2004 Bayer Leverkusen, 2004-2007 Hertha Berlin, 2007-2009 VfB Stuttgart, 2010 
Blackburn Rovers.

Başarıları: Akdeniz Oyunları ikinciliği 1997 Türkiye Olimpik, FIFA Dünya Kupası üçüncülüğü 2002 Türkiye.